şükela:  tümü | bugün
22 entry daha
  • bir süredir ilgiyle takip ettiğim bir ekonomist. dahası; bir gazeteci, bir televizyoncu, bir yazar. dahası; bir insanlık tarihi, bir dinler tarihi, bir astronomi, bir kuantum, bir ezoterizm, bir okültizm meraklısı, araştırmacısı, yazarı; bu konularda ülkede öne çıkan 3-5 isimden biri. daha da dahası; bir yamaç paraşütü operatörü, bir gitarist, bir vokalist yani bir müzisyen.

    e bu adam bir harika dostum!

    ama şurada yazılanlara baksan; bir balon, kafasının içinde beyni yok, saçmalıyor falan..

    ne yani onu bırakıp size mi bakalım? siz kimsiniz acaba? böyle donanımlı bir insanı neye dayanarak bir çırpıda reddediyorsunuz mesela? onun ortaya koyduklarından daha fazlasına mı sahipsiniz? nedir?
    söyledikleri değişik mi geliyor? o sizin düşünmediklerinizi düşünmüş, göremediklerinizi mi merak etmiş? merak ettiklerinin peşine mi düşmüş? araştırmış, yazmış? edindikleriyle bir yerlere varmış hatta. ama söyledikleri senin beynini sarmıyor diye, saçmalamış mı oluyor yani? hakikaten; dünyayı gözünüzün önünde olup bitenlerden, öyle bakınca direkt gördüklerinizden ibaret mi sanıyorsunuz? büyük resim büyük resim diye dalga geçerken; dünyanın o objektifinize yerleştirilmiş mini görselden ibaret olduğuna mı inanıyorsunuz? neden? bu özgüveniniz nereden geliyor tam olarak? hayret ediyorum, kendinizi ne zannediyorsunuz? aklınıza yatmayan, kafanızın almadığı her şey saçmalık mı yani? e hadi buyrun çok daha iyilerini siz söyleyin. ortada bağrılanlardan farklı bir şeyler söyleyin. gördüklerimizden tatmin olmuyoruz mesela, bizim için bir açılım yapın. ortaya konanı karalamak yerine; ortaya saçma maçma bir şeyler koyun hadi. görelim kimsiniz.

    ben doğrusu aciz kalıyorum dünya karşısında , dünyada olanlar karşısında.. kendimi bıraksam savruluyorum. kötü oluyor. o yüzden dallar arıyorum kendime tutunacak. bana en yakın, en güçlü dalları seçmeye çalışıyorum. biri o oluyor, biri şu. ondan bir dal, şundan bir dal.. dal yoksa, meyve verilmiyor. meyve verilmeden, tatmin olunmuyor. ben olamıyorum. düşüncemi açacak, yönlendirecek bir şeylere ihtiyacım oluyor. arıyorum. bugün buldum dediğim yarın beni kesmiyor, aramaya devam ediyorum.. bir şeyler buluyor, üstüne ekliyor bazen eksiltiyor öyle böyle beslenmeye devam ediyorum. bu yolda bana bir kapı bir pencere açmış herkese de sonsuz saygı duyuyorum. ama bana uymayan, anlamadığım, ilgimi çekmeyen bir şeyler söylüyor diye kimseye ‘saçmalıyor’ demiyorum. diyemem. bu denmez. bu ayıp bi defa. herhangi bir yerde herhangi bir şekilde emek verilmiş herhangi bir şeye dil uzatma hakkım yok. sizin de yok aslında, ama nasılsa bir yerlerden buluyorsunuz o hakkı. ilginç.

    her neyse. corona gündeminin ve sonrasının aklıma en yatan senaryosunu hamza yardımcıoğlu sundu. günlük hayatımızı baltalamış şu göz önündeki corona senaryosu dahil, diğer bütün senaryolarda kafamda havada kalan bir şeyler, bir soru işaretleri kalırken, bu senaryo epey oturuyor. bu ve benzeri senaryolar var zaten. uzun zamandır var. senaryo diyorum; çünkü bi tür bir film bu. nereden bakarsan bak; film. şu ara bir salgın filmi. he senaryonun ne olduğunu bilmek sonucu değiştiriyor mu? yok. kısa vadede bir çözüm de sunmuyor. bakış açımız değişiyor, perspektifimiz genişliyor, belki kendimizce önlemler alıyoruz; ama yine köle olmaya devam. olacağı değiştirmeye bir gücümüz yok şu an. geleni yaşamaktan başka bir yol görünmüyor. merak, heyecan, endişe.. bakalım 2. dalgada napıcaz. nasıl bir düzen olacak? kölelik kariyerimiz nasıl sürecek?
    kafamda deli sorular.

    mevzubahis senaryo;
    https://m.youtube.com/watch?v=u_24tsbdtmi&t=93s

    bu da bugünkü ürkütücü senaryo;
    https://m.youtube.com/watch?v=a_bjfa4apgc&t=479s

    töbeler olsun.
4 entry daha