şükela:  tümü | bugün
  • azeri cazının önde gelen temsilcilerinden
  • vakt-i zamanında brt'de yaptığı bir programda söylediği türküler ve sesiyle beğenimizi kazanmış bir insandı. bir süre sonra, program bite yazarken, albümünün çıkacağı müjdesini verdi. albümü çıkmıştı ama tatmin edici değildi, aralara karıştı gitti.

    fakat ikinci denemesiyle muhteşem olmuş dönüşü, handan aydın'ın. jazz'dan bilen, hazdan anlayan aranjörlerle çalışmış yeni albümünde. türk halk müziği ve batı çalgılarının harmanıyla jazz formundaki düzenlemeleri türküleri daha bir güzel yapmış. öyle ki tadına doyulmuyor.

    hey onbeşli'yi dinlerken eğlenmemek, aralara serpiştirilmiş "jazzname"lere gülümsememek, sevinçten kahkaha atmamak elde değil. ayrıca "ığdır'ın al alması" ve sözleriyle de müstesna, fevkâlade lirik bir parça olan "sevgi yetmiyor" şaraplı gecelerin playlist'lerinin gözdelerinden olmuş.

    benim en sevdiği türkü ise, potporilerin başındaki "maydanoz" oldu. ne zaman bir iki dinlenesim gelse, neşem-heyecanım benden aşsa, maydanoz'u dinliyor, doruklara çıkıyorum, üçe-beşe katlanıyorum.

    aman maydanoz, canım maydanonuz.. uyuyu.

    handan aydın'ı ve 2003 tarihli albümünde emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyor. çok fena kutluyorum.
  • anadolu üniversitesi'nin tek `antropologu.dtcf kökenlidir.
    dersleri pek ilginçtir çünkü insanı anlatır.formasyon gereği evrim eksenli anlattığı derslerde mutlaka yaradılışçı itiraz ehlinden uyarılar alsa da "ne yapayım arkadaşlar adamlar diyor ben demiyorum" diye açıklama yapar.pek sevimlidir.öğrencisini süründürmez.milletin entellik olsun diye izlediği discovery channel'i o bilim kadınlığının gereği olarak takip eder ve biz antropoloji meraklısı tiplerle paylaşır.tabii bir de suavi aydın hocanın eşidir kendileri.arşivcidir.arşivi gelecekte mutlaka işe yaracaktır.
  • populer olmak gibi bir endisesi olmayan, bana gore turkuleri cok guzel yorumlayan, son kaset kapaginda elinde sigarayla ve giysisiyle enteresan pozlar veren, kendisini araba kullanirken dinlemekten zevk aldigim, firlama bir kisilik...
  • ıgdirin al almasinin ilk kısmını dinlerken asik oldugum ses.trt 1 de cok alaksiz bir zamanda karsima cikip, utangacligi ve sarki soylerkenki tavri nedeniyle beni sasirtmis insan.
  • o güzel sesine ve yorumuna rağmen, konuşma esnasında ağzını açtığında sesinin tüm karizmasını kaybeden güzel sesli bayan. kendisini çekip çevirecek bir menejer ya da plak şirketi bulup bi 90 derecelik dönüş yaptığı takdirde çok iyi yerlere gelebilecek, en azından yeni bir albüm çıkarabilip, sessinin ve yorumunun güzelliğinden faydalanabileceğimiz biridir kendisi.
  • son albümünde ilk parçadaki klarinet solosu çok hoş olmuş.volkan öktem in davul çalışı ayrı bir tat vermiş.bir iki kere dinledim ama ayrı tatlar alınabilecek bir ses.
  • (bkz: su sesi)
  • bir çeşit ses küpü, bir çeşit caz matrixi, azıcık hicaz müptelası; bayağı rahatsız, epeyce rahat ettiren küçücük hacminden kocaman ses alemleri çıkaran bir çeşit su sesli kadın.
    hicazdan cazasıyla az söyleyip susmuş değildim, sözlüğe sevgi yetmiyor diye yazdığım şarkısını çığırmaktan az yarılmaı gırtlağım, allah affetsin canlı otunu, aslını hiç sevmediğim maydanozu onun ağzından akınca tüm salatalara doğradım, bol limon sıktım üç beş öğün yedim.
    sıklıkla trt'nin ben gibi iki buçuk üç delien başka kimsenin dinleyip itibar etmediği programlarında ak ellerin sala sala gelen yar diye ünlemelerinde tüyüm teleğim çok tikeldiydi. kendimi onu bilir bellemiştim bir şekil.
    meğer hepsi sırf ilm-el yakın halindeymiş. hiç bir halt bilip anladığım yokmuş bu kadına dair.
    ne vakit ki denizle en şehvetle sevişen, suya bir altıntop gibi cilveyle ve usul usul güneşin düştüğü şehirde suların üstünde etten kemikten ziyade can ve nefes ile tüm o türküleri, şarkıları, uzunhavaları söleyişine şahit oldum; ne zaman ki süssüz sepetsiz, kostümsüz dekorsuz, entarisiz makyajsız öyle duru ve öyle durup ciğerini ortalara döktüğünü gördüm asıl o vakit ayn-el yakın ile bildim, anladım.
    hürmet ettim, gıpta ettim, selam ettim.
    selam üzere olsun.
  • bu kadının ığdır'ın al alması'na getirdiği yorumla, dinleyeni bulunduğu yerden cebren kaldırıp yaban diyarlara götürdüğü aşikar. o türküyü söylerken yüzü -mimikleri- bize eşlik ediyor gittiğimiz yerlerde..