şükela:  tümü | bugün
  • fikrini esirgemediği * * her yayına değer katan kadın. ısrarla okuyunuz, okutunuz.

    mayıs 2008'de birgün'de bir söyleşisi vardı:

    "bugün tekelci-kapitalist sistem geniş bir kadın nüfusunu evde ücretsiz köle, dışarıda çok düşük ücret alan işçi-köle olarak çalıştırmayı hedefliyor. işçi-köle çünkü hiçbir güvencesi yok. öyle ki klasik pederşahi sistemin erkeğin mutlak reisliğine dayalı aile yapısı bugün bir çok kadın için tek güvenilir ekonomik seçenek durumunda. o yüzden kadınların ezilmeye ve sömürülmeye neredeyse rıza gösterdikleri bir karanlık patriyarkal dönemden geçiyoruz. son sosyal güvenlik yasası ile kadınların bugünü ve geleceği çalınmıştır. pozitif ayrımcılık zaten sistemin reddettiği bir uygulama. geniş nüfuslar eğitim, iş, ev gibi elzem ihtiyaçları açısından güvensiz bir geleceği itilmişken bu tür ilerici uygulamaların kök salmasını bekleyemeyiz. şunu da görmeliyiz. savaş koşullarında büyüyen geniş genç erkek nüfusumuzun umutsuzluğu beraberinde organik bir faşistleşmeyi getiriyor. bu yoksul türkçü-islamcı genç erkekler özgürlükçü bir hayat sürmeye çalışan kadınlara karşı şiddetli bir kin besliyorlar. öte yandan mafyalaşan bir yapı var. bu da başka bir kanaldan kadınları eşya olarak gören zihniyete can veriyor…"*

    *25.05.2008 birgün

    son yazısından bir bölüm :(bkz: #14626741)
  • handan koç'u yalnız pazartesi dergisinden tanımış ve yazdıklarını okumuş,bunlara nezareten oldukça birikimli olduğu izlenimini edinmiştim.o sıralarda da güzide üniversitemizin tiyatro kulübünde çalışanlar olarak yeni dönem prodüksiyonumuz için kadın sorunları başlığını seçmiş ve bu alanda sahneye koyabileceğimiz,sesimizi duyurmak istediğimiz bir çalışma yapmak için kolları sıvamıştık.şööyle hem teorik bilgimizi genişletebileceğimiz hem de sahneleme için uygun metinler bulabilceğimiz kaynak arayışını girmişken handan koç ismi yanmıştı zihinlerde.hemen kalkıp taksime gitmiş,sayın koç'un kırtasiyesine, daha önce kendisiyle diyaloğa girmiş olan bir erkek arkadaşımla ziyarette bulunmuş ve yukarıda değindiğim üzre hevesle derdimi anlatmaya koyulmuştum.kadın sorunu denilince ve karşında bu konuyla ilgili okuyan,yazan bir insan da görünce bekliyorsun ki hemen yardımcı olsun aynı hevese haiz olsun filan.neyse efendim mail adresini vermek dışında pek ilgi göstermemesinin yanısıra çıkarken şöyle bir diyaloğa da şahit olmuşluğum vardır ki asıl konu bu zaten.
    koç: canım senin adın neydi?
    -ben bu sırada hevesle bana diyor sanarak arkamı döndüm-
    koç: (eliyle arkadaşımı işaret ederek) sen canım?
    arkadaş:ben ahmet mehmet bilmemkim.
    koç: (o sırada bana dönüp) yalnız referansın ahmet mehmet bilmemkim'dir o olmasaydı bu kadar yardımcı olmazdım!
    şimdi nereden tutayım ben? giderayak böyle bir üsluba gerek var mıydı diyeyim, ciddiye alıp gelip yardım istediğime mi yanayım, bir kadın olarak karşındaki kadına laf sokma girişimini mi kınayayım a handan koç? oturur sözlüğe yazar afişe ederim sayın handan koç.
  • kimdir, ne işle meşgul, ne yapıyor bilmiyorum. ama birgün'de tanıl bora'nın cereyanlar'ı için bir eleştiri yazdığını gördüm. birkaç noktaya değinmek istiyorum:

    -öncelikle kitapta pek çok maddi hata olduğundan bahsetmiş. tanıl bora, mehmet ö. alkan ile salt galata'da yaptığı söyleşide maddi hataların yayın evine bildirilmesi halinde hemen, maddi olmayan hataların da uzun vadede düzeltileceğini söylemişti.

    -"itirazlarımı yazarın [tanıl bora'nın] yayın kurulunda yer aldığı birikim dergisinin basmasını arzu ettim ama kabul etmediler" demiş. birikim yol geçen hanı değil. (öznellik nedeniyle geri çevrilmesi çok isabetli olmuş.zira düşünsel, kuramsal, tarihsel bir derinlik taşımıyor analizi. ben dworkin'den etkilenmedim feministler dworkin'den besleniyor diyemezsiniz tonunda bir yazının birikim'de yayınlanmasını bekleme naifliğine de ne demeli). ayrıca tanıl bora'nın, murat belge'nin veya ömer laçiner'in herhangi bir kitabını eleştirmek için birikim'de yazmanız gerekmiyor. birgün'de yer bulabilmişsiniz, ne güzel.

    - "oysa yazar, üzerine yazdıkları hakkında biraz daha bilgili olmaya çalışsa, türkiye’de maddeci feminist düşüncenin gelişimini aktarma şansı da olabilirdi demiş." bu eleştirisi haklı bir eleştiri olarak ele alınabilir ama üslubu -bence- yanlış. tanıl bora en çok feminizm bölümünü yazarken zevk aldığını çünkü hakkında en çok yeni şey öğrendiği akımın feminizm olduğunu -yukarıda bahsettiğim söyleşide- söyledi. sonraki baskılarda bölümün gelişeceğine eminim. tanıl bora'yı "üzerine yazdıkları hakkında bilgili olmaya çalışmamak" ile suçlamak başka bir şey, tanıl bora'ya gözden kaçırdıklarını hatırlatmak başka bir şey.

    -"beslenme sıfatı çok geniş bir anlama sahip. yazar beslenmemizin kaynakları olan dört yazar saymış. açıkça sormak istiyorum. nereden biliyor? bence bilmiyor, tahmin etmiş. ama doğru değil. hiçbirimiz için doğru değil. şahsen ben dworkin’i çok geç ve pek az okumuşumdur "demiş. bu da başka bir üslupsuzluk örneği. tanıl bora'nın aksu bora ile evli olduğunu hatırlatmak isterim. ayrca hepimiz adına nasıl konuşabilirsin? nasıl bu kadar keskin ve net olabilirsin? şahsen sen dworkin'i çok geç ve pek az okumuş olabilirsin. ki bu da senin dworkin'den beslenmediğin anlamına gelmez.

    sonuç olarak eleştiri üslup ve derinlik gerektirir. arkadaş ortamında sohbet etmiyoruz, bu kadar yüzeysel ve sığ bir yaklaşımla - yazarının kendi eksikliğini kabul ettiği bir konuda bile- okuru aydınlatıp, eksik gördüğünüz noktaları dolduramazsınız.

    kusura bakmasınlar ama birgün'de yayınlanan yazı ve haberlerin %70'inde aynı yüzeyselliği görüyorum.
  • tanil bora'nin cok affedersiniz "kadin" yerine koyup kitabinda andigi, kendisinin de donup yine cok affedersiniz yazarin carkina sictigi feminist kadin. uzun zamandir boyle riyakarlik, boyle arsiz bir uslup gormemistim.
  • birgün'de yayımlanan yazısında fecaat bir üslup tutturmuş olan kişi. siyasal bakışı konusunda eleştirileri bâki olmak üzere, tanıl bora'yla kişisel bir hesabı olduğu izlenimi bırakmıştır. "feminizmi erkeklerden öğrenecek değiliz" havası feministler için antipati yaratmaktan ileri gitmiyor.
  • tanıl bora'ya karşı eleştiri yazacağım derken "yaaa ben delphy’nin fikirlerinden 90'larda değil 80'lerde etkilendim bi kerem taam mı!!!" seviyesinde bir "şeyler" karalamış arkadaşımız.

    ben de hüsn-ü zan ederek "allah allah maddi hata varsa okuyalımd a ona göre sıkıntı olmasın" diyerek açtım okudum, mamafih şarlamadan başka bir şey göremedim. gerçekten düzgünce bir maddi hata verseydi hemen kitabın kenarına not alacaktım, teşekkür edip mevzuyu kapatacaktım ancak handan abla işi gayet kişisel bir zemine taşımış, birikim dergisi de bu yazıyı doğal olarak kabul etmemiş.

    evet tanıl bora maddi hata yapmıştır handan hanım'ın 90'lara değil 80'lere yerleştirmeliydi, şimdi kendisinden özür bekliyoruz.