şükela:  tümü | bugün soru sor
  • attila ilhanın "anılar ve acılar" dizisinin altıncı kitabı.
  • attila ilhan'ın 1991'den bir deneme kitabı. kitapta roman okumanın ne demek olduğundan, insanda ne gibi gelişmeler sağladığına, hükümetlerin yazarlara uyguladığı sansürlerden ve zulümlerden, kayırılan yazarlara, çeşitli konuları ince ince işlenmiş.

    bu arada melih cevdet anday'a ve inönü'ye kitapta bol bol verip veriştiriyor sevgili attila amcacığım.
  • hangi serisinin en güzel 3. kitabı. şöyle de elimizin altında dursun diye güzel alıntılar:

    12 nisan 1974:

    "…cinsel, estetik merceğinden geçti mi müstehcenliğini kaybeder. onu hala müstehcen sayanların, müstehcenlik kendi içlerindedir (…) hele müstehceni aşmış, estetik ölçütler içersinde erotisme düzeyine ulaşmış beşeri içeriğin "ahlaka aykırılık" bahanesiyle sansüre uğratılması, koğuşturulması düpedüz ilkellik! çünkü bu kafa, siyasal özgürlüğün ekonomik özgürlükten, her ikisinin estetik özgürlükten ayrı ele alınamayacağını, hepsinin bir bütünü oluşturduğunu bilmeyen kafadır ki, tanrı adına çıplak heykeli mahkum ederken, tanrı'nın insanı çıplak yarattığını unutur…"

    23 temmuz 1994:

    "…çok yıl oluyor: geceleyin otelime gelip, beni maksim gorki'nin ünlü romanı klim samgin'e dalmış bulan izmirli dostum, neredeyse azarlamıştı, demişti ki: "yahu nedir, paris'e gelmişsin, iyi kötü fransızca patırdatıyorsun, oturduğun otel, şehrin en civcivli semtine iki adımlık yerde; bunun tadını çıkaracağına, oturmuş roman okuyorsun!.."

    evet, aynen dediği gibi yapıyordum; daha önce de öyle yapmıştım, daha sonra da: roman ya da şiir, yani kitap okumayı, 'asıl' hayatın dışında sayan dostuma, nedenini anlatamazdım; anlatsam da anlar mıydı, doğrusu kuşkuluyum. oysa edebiyat hayatın içindedir, kendisidir; yekdiğerini iyi anlamak ya da yaşamak, ancak ikisini bir arada götürmekle mümkün: paris'in tadını çıkarmasına ben de çıkardım ama, carco'dan colette'e, zola'dan proust'a, creven'den, macorlan'a sürü sepet yazarın kitabını okumuş olmasaydım, acaba aynı tadı alabilir miydim? hiç sanmıyorum.

    okumanın yeri ve zamanı yoktur, bir kitap medeniyeti olan batı avrupa bunu çok iyi anlamıştır; gören bilir, kahvede, parkta, sokakta, metroda ve plajda, hasılı her yerde okurlar; belki görmüşsünüzdür, tv5 yayınlarında, hemen her programda -hatta 'haberler'de- mutlaka bir kitaptan söz edilir, yazarı da orada bulunur, konuşurlar. eğer kitabı 'boş vakti geçirmek' ya da 'eğlenmek' için okumak uygundur diye alıyorsanız, yanlış bir yoldasınız; çünkü sanayi toplumu insanı öyle meşgul edici toplumdur, 'eğlence' diye öyle çeşitli fırsatlar ve imkanlar sunmaktadır ki, zaten ne o vakti ayırabilir, ne de o keyfi tadabilirsiniz.

    unutulmaması gereken ders, bence şu: o toplumu da, onun abes (saçma) ya da beşeri olmayan niteliklerini anlayabilmemiz de, ancak kitap okumakla mümkündür…"

    13 nisan 1996:

    "…bir başka, hem de büyük ayıbımız da budur.

    türkçede, ingiliz, fransız, alman klasiklerini, latin amerikalı ya da güneydoğu asyalı yazarların eserlerini bulup okuyabilirsiniz de; selçuklu-osmanlı kültür sentezinin temel eserlerini bulup okuyamazsınız: alfabenin ve dilin değişmesinden bu yana, yıllar ve yıllar geçmiştir; ne var ki cumhuriyet maarifi bu eserleri ne yazıldıkları dille yeni alfabeye mal edebilmiştir, ne de günümüz türkçesine çevirtebilmiştir! o yüzden, meraklı türk okuru, sözün gelişi erasmus'un deliliğe övgü'sünü, ya da descartes'in metot üzerine konuşması'nı türkçesinden okuyabilir de, katip çelebi'nin o ünü dünyayı tutmuş cihannüma'sını bulup okuyamaz; doğrusu ya, böyle bir ayıp, gelişmişlik iddiasındaki bir ülkenin kabul edemeyeceği bir ayıp!

    temelde, tabii, o vahim yanlış yatıyor.

    türk aydın kesiminin önemli bir kısmı, cumhuriyetin 'çağdaşlaşma' hamlesini 'batılılaşma' sanmıştır. bu zan, geçmiş kültürün (selçuklu-osmanlı feodal ümmet kültürünün) toptan reddini içeriyordu. inönü'den itibaren bu görüş 'resmi' kültüre de yerleştiğinden, mesela ünlü klasikler çevirilerinin arasında, kendi klasiklerimiz devede kulak mesabesinde kalmıştır; oysa 1939'da toplanmış olan türk neşriyat kongresi, 'yeni türk harfleriyle neşri lüzumlu eserleri' daha o zaman tespit etmişti; o günden bugüne -yan yarım yüzyılda- bu eserlerin ancak ne kadarı yayımlanabilmiştir derseniz, yüzde on beşi!

    bir heves başlanıp yarıda kalan teşebbüsler de cabası!.."

    18 aralık 1976:

    "…roman türü, burjuvaziyle beliriyor, sanayileşmeyle, hele basım tekniğinin gelişmesiyle yayılıyor. burjuvazi, adından da anlaşıldığı üzere şehirlilik, şehirleşme demek olduğundan, bir; sanayileşme, oldum olası metropolleri yarattığından, iki; roman dediğimiz türün varlığı da, içeriği de, çağdaş, şehirli, (yani burjuva ve proleter) nitelikleriyle belirleniyor…"
  • yarım bıraktığım kitap.

    atilla ilhan "hangi edebiyat"da "sol"u anlatmış, "hangi sol"da da "edebiyat" anlatmıştır herhalde.