şükela:  tümü | bugün
  • hafif hüzünlü, içinde manhattan ve annie hall'a dokundurmaların bulunduğu bir woody allen filmi.üstâd bu filmde de döktürmüş, kannımca annie hall ve manhattan'da yaptığına ek olarak bu sefer, uzun süreli ve kimi yerlerde birbirine bağlı ilişkileri de masaüstüne yatırmıştır.woody allen "şehir"e yönelik gösterdiği hassasiyeti bu filmde de sürdürmüş hatta mimar bir karakteri bahane ederek new york'un yapılarından kareler dahi sunmuştur.

    --- spoiler ---
    aynı zamanda, woody allen'ın oynadığı mickey karakterinin en son anda aldatıldığı filmdir.şöyle ki: eskiden hannah ile evli olan mickey'nin kısır olması sebebiyle çift başka bir arkadaşlarının spermiyle çocuk yapmıştır.fakat filmin sonunda, hannah'ın kızkardeşi holly ile evlenmiş olan mickey'e, holly "i am pregnant" yani türkçe mealiyle "hamileyim" demektedir.mickey'nin kısır olduğu dikkate alınırsa bu durum akla, holly'nin ya sütçü ya da aygazcı ile muhtemelen pek sevgi dolu olmayan bir cinsi münasebete girdiği ihtimalini getirmelidir.zaten film de artık her şeyi boşvermiş,en az yağmur ormanlarının üzerinde uçarken hoyrat avcının tekinin kaza kurşununa denk gelmiş bir taklacı güvercin kadar aşık, "aldattıysa aldattı en azından hamile ve beni seviyor" ifadesi yüzünde asılı (öeh) mickey'nin holly'ye tutkulu bir öpücük vermesiyle biter.
    --- spoiler ---
  • woody allen'in tipki manhattan, annie hall ve crimes and misdemeanors gibi başyapıtlarından biri.
  • woody allen'ın en keyifli filmlerinden biri. kusursuza yakın kadın hannah ve elbette ki onun kız kardeşlerini konu alan bir filmdir ama hannah'ın tüm kusursuzluguna ragmen eski ve yeni kocalarının gösterdigi ve benim şu an burada bahsetmek istemedigim egilimler ilginçtir. filmin bölümlere ayrılması akışı hiçbir şekilde koparmaz, aksine gayet akıcı hale bile getirir. film, tüm karakterlerin hayatını da aynı derinlikte vermeyi başarır. bir de en güzel ayrıntılardan biri, sanırım (en azından benim için) başından sonuna kadar caz ve klasik müzik parçalarıyla dolu olmasıdır. yetmezmiş gibi, film boyunca yaklaşık 8 kere falan, değişik versiyonlarıyla bewitched çalar. ve kanımca çok yakışır.
    bir de chapterların birinde e.e.cummings ve güzelim şiiri somewhere i have never travelled'dan satırlar geçer. chapterın adı da zaten "nobody. not even the rain, has such small hands..."dir. michael caine de ne biçim aşıktır öyle, hangi genç kadın dayanır bu romantizme sorarım.
    neyse, fazla uzatmadan, annie hall kadar olmasa da en güzel woody allen filmlerinden biri.
  • woody allen'ın, bittiğinde kocaman bir huzurla hayata devam etmenizi sağlayacak filmlerinden biri daha.
    herkes (bkz: annie hall)'cu fakat ben ısrarla hannah and her sisters diyorum; daha bir sıcak, daha bir samimi, daha bir sürükleyici ve akılda yer eden sahnelere fazlasıyla yer veren bir film.

    --- spoiler ---

    bu filmin adı geçtiğinde aklıma gelecek olan ilk sahne ise kesinlikle, woody allen'ın intihardan neden ve nasıl vazgeçtiğini anlattığı kısım sanırım. daha doğrusu hayata nasıl geri bağlandığını açıkladığı sahne. şöyle diyor kendisi:
    "...ya tanrı yoksa ve yaşayacağın tek hayat bundan ibaretse ne olacak? bu tecrübenin bir parçası olmak istemez misin? boş versene, her şey de can sıkıcı değil ki. o an karar verdim: asla almayacağım cevapları arayarak hayatımı mahvetmek yerine, biteceği güne kadar yaşamın tadını çıkaracaktım. peki ya sonrası? kim bilir? belki vardır bir şeyler. kimse bilmiyor ki. "belki" hayata tutunmak için yeterli bir dayanak olmasa da, elimizdekilerin en iyisi."

    --- spoiler ---
  • yeni türkü'nün yağmurun elleri şarkısının bir e. e. cummings şiiri olduğunu öğrendiğim, 1986 yapımı woody allen başyapıtı. filmin bölümlerinden birinin başında şu mısrayı görmemle şarkıyı mırıldanmam bir olmuştur:

    "...nobody, not even the rain, has such small hands."

    bu güzel tesadüf dışında, tanrı, ikili ilişkiler ve yaşam hakkında düşündürücü ve oldukça kafa açıcı; hemen hemen her zamanki gibi bol new york soslu, diyaloglar üzerine kurulu, histerik, panik atak, kısacası tam bir woody allen filmi. belki de en iyilerinden biri...

    tesadüflerden bahsetmişken, bir de şöyle bi şey dikkatimi çekti ki, dustin hoffman'ın babe karakterini canlandırdığı marathon man filmiyle aynı yerde çekilmiş bir sahnesi de var:

    http://i.hizliresim.com/38np14.png
    http://i.hizliresim.com/npkjal.png

    babe, 1976'da central park'ta antrenman yaparken; mickey, 1986'da aynı noktada hayatı ve ölümü sorgulayıp, "şu egzersiz yapan zavallı insanlara bak, sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi" diyordu. babe'in, mickey'nin yanından geçenlerden biri olduğunu düşünmek enteresan...

    edit: daha açıklayıcı olsun diye, arşivimden iki filmin de ilgili sahnelerini bulup, ekran görüntüsü alıp, bi de hızlıca nasıl upload edildiğini öğrenip, link vermek için hayatımda ilk defa internete fotoğraf yükledim. daha ben ne yapıyım ulan? sedat efendi de ekşifest için 30 tl istesin hala...
  • bundan 20 sene evvel de, şimdi de, 20 sene sonra da aralarinda 1-2 yil olmasindan kelli her zaman "woody allen'in en iyi filmi diyebiliriz, tabii ki annie hallu saymazsak" denecek, onun golgesinde kalacak bir filmdir.. bana kalirsa, annie hall ile başa baş güreşebilir.. ama aralarindan bir sekilde siyrilacak olan, benim süpriz atim her zaman play it again sam olacaktir..

    play it again sam ile başlayan, komiklikleri metnin içine yedirme hadisesini annie hall ile tavana cikartan, sonrasinda gelen manhattan ve interiors ile ustaligini pekistiren, yaşını yavaş yavaş alip, daha oturakli orta yaşlı bir adama dönüşen, bunun yaninda inceden ölüm korkusu duymaya başlayan woody allen'in filmidir bu.. 80lerin ortasindaki, tüm büyüsünü yavaştan birakip siradan bir dünya metropoli haline dönüşmekte olan new yorkta geçer çoğu woody allen filmi gibi (aman tanrim, içime şu kel olan sinema yorumcusunun ruhu girdi.. ali bilmemkimdi ismi bak unuttum)

    ben severim bu filmin içinde barindirdigi geçip giden günler, değişen değerler sonbaharciligini.. ki woody allen insafli davranmistir filmde, kimseyi öldürmemiştir filmin geçtigi 3 senelik zaman zarfinda. hayat 3 senede seni oradan oraya savurabilirken, en nihayetinde kimse kaybedilmemiştir.. oysa hayatin kendisi bu kadar adil davranmiyor insana.. 3 sene evvel olan insanlardan 3 sene sonra eksilenler oluyor.. ve inanin, hepsi inanilmaz özlem birakiyor..

    her neyse dediğim gibi inanilmaz güzel bir sonbahar filmidir benim için. o bir kaç sene evvel çektigi zelig'teki, ne bileyim efendim bir evvelki sene cektigi purple rose of cairo daki satirizm ve fantastik evren daha somut, daha gözle gorulur bir evrene donmustur.. ve bir sonraki sene sinema tarihinin en naif, en güzel, en özlem kokan filmlerinden birine koltuk ısıtmıştır..
    (bkz: radio days)
  • "nobody, even the rain, has such small hands.."
  • şöyle -boyumdan büyük- bir not düşmek lazım gelir;
    kabaca iki tür woody allen izleyicisi var. birinci grup, filmde auschwitz hakkında frederick'in söylediği,
    ingilizcesi "the reason they can never answer the question 'how could it possibly happen?' is that it's the wrong question. given what people are, the question is 'why doesn't it happen more often?'.",
    türkçesi "'böyle bir şey nasıl olmuş olabilir' sorusunu bir türlü yanıtlayamamalarının sebebi, yanlış soru olması. insanlığın geneline bakınca, esas soru 'niye daha sık olmuyor ki?'" olan sözü bu noktada bırakıp [örnek: imdb], buna bir woody allen quote'u / alıntısı olarak gülenler.
    ikinci grup, frederick'in sözün devamında söylediğini, yani
    ingilizcesi "of course it does, in subtler forms.",
    türkçesi "aslında oluyor, ama daha az farkedilir şekillerde." cümlesini de dikkate alanlar. bence birinci grubun varlığı ve çoğunluğu, ikinci grubun da 'bilerek ve isteyerek woody allen izleyicisi olmayanlar' tarafından hor görülmesine yol açıyor. sevmiyorsan hor gorme bari.
  • --- spoiler ---

    w.a. : bir hafta önce bir silah dükkanına gittim ve bir tüfek satın aldım. eğer beynimde tümör olsaydı kendimi öldürecektim. böyle bir durumda, beni durdurabilecek tek şey ailemin yaşayacağı üzüntü olurdu. bu yüzden önce onları vurmam gerekecekti. sonra teyzem ve amcamları da tabi. yani tam bir katliama dönüşebilirdi.

    --- spoiler ---

    garip kurgusuyla, oscarlı oyunculuklarıyla, woody'nin sürekli değindiği konuların süper bir özetidir bu film.