şükela:  tümü | bugün soru sor
  • netflix programındaki 'angry tirade'ını izlerken ağladım, itiraf ediyorum. bir sürü şeyin yanında --gender issues --sanat tarihi mezunu bir komedyen olarak neden pablo picasso'dan nefret ettiğini de anlatıyor, güzel show olmuş.
  • 'nanette' adli yeni show'u komik, derin ve son derece egiticidir. her genc kizin/ kadinin izlemesi gerekir. kimsenin ofkesine bu kadar katilip, empati kurmamistim. yeni favorilerimdendir.
  • nanette ile keşfettiğim komedyen. nanetteden sonra stand-up'ı bırakmış olabilir ama konuşmayı, anlatmayı bırakmaz umarım.
  • nanette'i tarihi bir başyapıt.
  • nanette adlı komedi şovunun sonunda beni de göz yaşlarına boğmuş insan.

    aslında bir yapımın kalitesini ne kadar ağlattığı ile ölçmeyi hoş bulmam; ama bu kadın herkesin taptığı ofansif beyaz hetero komedyenlerin yaptığı gibi kolaya kaçmadan komedi yapmayı o kadar iyi becermiş ki. öfkesi ondan, en sonunda çıldırması ondan. işine gelmediği için beğenmeyecek bir kesim olduğunun ve o kesimin kimlerden oluştuğunun da farkındayız.

    velhasıl kelam, anlatıcının öfkesiyle bütünleştiğim bir komedi izlemek benim adıma şaşırtıcıydı. umarım bu başlık, tartışmalarla dahi olsa, dolup taşar. yeter ki yayılsın.
  • gülmeyi beklerken kendimi hüngür hüngür ağlarken bulduğum 1 saatlik hayat dersi veren tazmanyalı lezbiyen. farklı olmanın/ doğmanın ya da kadın olmanın/doğmanın ne kadar zor olduğunu heteroseksüel erkeklere anlatmaya çalışan bir insan. sanat tarihi okumuş üniversitede.

    hep sanatçıların, senaristlerin, komedyenlerin, kısacası kitlelere hitap etme şansı olanların neden toplumları daha iyiye götürebilmek için bir şeyler yapmadığını sorgulardım. cevabı buldum: çünkü onlar duygusuz, bencil, para düşkünü, adi ve aptallar. hannah ise cesur, gerçekleri konuşmak için komediden vazgeçmeyi göze almış, hala karşısındakileri önemsiyor. sadece insanları güldürüp ardından cebine atacağı paraları düşünmüyor. çok çarpıcı bazı cümleleri vardı ve arada okuyup hatırlamak ve izleme fırsatı olmayanlara özetlemek için buraya koyuyorum. oysa ki anlattıklarının tamamı bir bütünü tamamlıyor. konuşmasının bana göre en can alıcı olan bölümünü koymadım. izlenmesi gerek diye düşünüyorum. toplum olarak sorunlarımızı daha özgürce ve mantık çerçevesinde paylaşabilmek dileğiyle.

    --- spoiler ---

    -birlikte yaşadığım insanların %70’i homoseksüelliğin cezai suç olması gerektiğine inanıyordu. beni büyüten, seven, güvendiğim insanların %70’i homoseksüelliğin günah olduğuna, homoseksüellerin iğrenç, aşağılık pedofiller olduğuna inanıyordu. gey olduğumu kabullendiğimde artık çok geçti. çoktan homofobik olmuştum ve bu da çat diye geçmiyor. insan homofobiyi içselleştiriyor ve kendinden nefret etmeyi öğreniyor. ...bir çocuk utanç içinde büyüyünce beyninde özsaygı fikrini taşıyan yollar gelişmez. kendinden nefret etme dışarıdan ekilen bir tohumdur. ama bu tohumu bir çocuğa ekerseniz öyle güçlü bir yabani ot çıkar ve öyle hızlı büyür ki, çocuk doğrusunu bilmez. bu, yer çekimi kadar doğal gelir.

    -hikayemi düzgün anlatmam gerekiyor. çünkü hikayenin neresine odaklanırsanız orasından ders alırsınız.

    -sanatçılar dünya dışında yaşayan inanılmaz, efsanevi yaratıklar değil. sanatçılar hep bu dünyanın parçası ve güce sıkı sıkıya bağlılar. her zaman. güç ve para neredeyse sanat da oradadır. rönesansta bile.

    -yaşadığım dünyayı ve buradaki yerimi anlıyorum. burada yerim yok.

    -sanat tarihi bana iki tür kadın olduğunu öğretti. ya bakire ya orospu.... küçük bir kızın büyüyünce olabileceği sadece iki şey var: bakire ya da orospu. hep seçim hakkımız var. “seçim yapın hanımlar”. patriyarka diktatörlük değil, seçim yapabilirsiniz.

    -sanat tarihinden, kadınların tarihte kafa yormaya vakitleri olmadığını öğrendim. ormanda çıplak, tek başına kestirmekle meşgullermiş. biyolojik olarak bile aynı tür olduğumuzu düşünmüyorum.

    -modern sanatın da bunlardan farkı olmadığını düşünüyorum. ilk engele takılıyorum: pablo picasso. adamdan nefret ediyorum ama bu yasak. kübizmi yok edersek medeniyetimiz yıkılır.

    -picasso’yu bize tutkulu, erkeksi, acı çeken bir deha, erkek, taşak olarak pazarlıyorlar, değil mi? o hikayede şuna yer yok, değil mi? picasso akıl hastalığından muzdaripti. hastalığı kadın düşmanlığıydı.... inanmazsanız bizzat bu pis aşağılıktan alıntı yapayım. “her ayrıldığım kadını yakmalıyım. kadını yok ederseniz temsil ettiği geçmişi de yok edersiniz.” alın size 20. yüzyılın en büyük sanatçısı.

    -kübizm gerçekten önemli. picasso bizi kölelikten kurtardı millet, gerçekten. bizi iki boyutlu bir yüzeyde üç boyutlu gerçeklikler yaratma köleliğinden kurtardı. bize tek, sabit bir bakış açısı, tek bir perspektif veren üç noktalı perspektif illüzyonu var ya? picasso dedi ki:”hayır. bütün perspektifler aynı anda olabilir. buna ihtiyacımız var”. peki... bir kadının perspektifi var mı? yok. öyleyse ilgilenmiyorum.

    -adamı (sanatçıyı) sanatından ayrı tutmayı öğrenmemiz lazımmış. öyle diyorlar. önemli olan sanatmış, sanatçı değil. iyi o zaman deneyelim. picasso’nun adını tablolarından silelim de çiziktirdikleri ne kadar ediyor müzayedede görelim. bir bok etmiyor.

    -şu anda esprilerimiz neyi hedef almalı biliyor musunuz? ün takıntısını. takıntılıyız. ünü, insanlık dahil her şeyden önemli sanıyoruz. bu düşüncesiz ün hayranlığının kontrolü kimde, biliyor musunuz? ünlülerde. komedyenler de öyle. hepsi aynı hamurdan yoğurulmuş. donald trump, pablo picasso, harvey weinstein, bill cosby, woody allen, roman polanski. bu adamlar istisna değil. kaide. ve bireyler değiller, hikayelerimiz onlar. hikayelerimiz de şu: kadınlar ve çocuklar sikimizde değil. sadece erkeklerin ününü önemsiyoruz. ya insanlıklarını? bu adamlar hikayelerimizi kontrol ediyor. ama insanlıklarıyla bağları giderek yok oluyor. bizse kıymetli ünlülere zeval gelmediği sürece dert etmiyoruz.

    -hayatım boyunca erkeklerden nefret ettiğimi söylediler. etmiyorum. gerçekten. ama bir sorun var. kadınların erkeklerden daha iyi olduğunu bile düşünmüyorum. gücün kadınları da erkekler kadar bozabileceğini düşünüyorum. insan doğası tekelinizde değil beyler. kibirli götler. ama hikayeyi siz şekillendiriyorsunuz. güç sizin elinizde. eleştiri kabul edemiyorsanız, şaka kaldıramıyorsanız, gerginliğinizle şiddet kullanmadan başa çıkamıyorsanız kontrolde olmayı becerip beceremediğinizi düşünmeniz gerekiyor. erkeklerden nefret etmiyorum, korkuyorum. erkek dolu bir odada kadınsam korkuyorum. bunu sıra dışı sanıyorsanız hayatınızdaki kadınlarla konuşmuyorsunuz.
    --- spoiler ---