şükela:  tümü | bugün
  • amsterdamda ucuz otelin bokunu çıkarmış, reklam ajansıyla el ele verip, madem elde malzeme yok e tamam işte biz de o zaman bunu malzeme yaparız deyip yokluğu varlık yapmış, bu sayede amacına ulaşıp gençlik arasında fenomen olmuş, oteli her sezon dolmuş dolmuş boşalmamış kişi... ayrıca reklam ajansı (bkz: kesselskramer) da bu uyanık strateji ve matrak kampanya ile seneler boyu reklam ödüllerine doyamamış, ortamlarda kendilerinden hayranlıkla sözedilegelmiştir.
    otelin konsepte uygun web sitesi için,

    http://www.hans-brinker.com/
  • amsterdam'da kalınabilecek en kötü hostellerden bir tanesi.. 2x4 bir oda, 3 adet ranza, kapanmayan dolaplar.. reklam kampanyasına kanmayın, gidin flying pig'de veya bulldog'da kalın derim.. fiyat farkı günlük 2-3 euro sadece..
  • dünyadaki en kötü hostel konseptiyle isim yapmaya çalışan yer. böyle bir reklamın hostele getirdiği kitle tahmin edersiniz ki 15-18 yaş arası oluyor. * eğer bu hostele yolunuz düşerse 'liseye mi geldim lan' diye soracaksınız kendinize,korkmayın sorun yok. asıl ilginç olan konsept ayağına odanıza giden koridorlara yarıdan kesilmiş soğan bırakmışlar. şaka değil bildiğin kuru soğan hafız! bu durumla karşılaşınca çok sinirlendim; indim resepsiyona piknik tüpünde kuru fasulye pişirttim görevli hatuna, soğanı o yedi kuruyu ben.
  • en hotel olma yolunda emin adımlarla yürürken yaptıkları reklamları ile de bir o kadar sağlam işler yapan bir garip hotel. http://goo.gl/0n42bt
  • hollanda'daki meşhur hikayeye göre hollanda'yı denizden ayıran sette açılan bir deliği parmağıyla tıkamak suretiyle hollanda'yı bir sel felaketinden kurtarmış çocuk.

    saçma olduğunu ben de biliyorum ama hollandalılar buna inanıyorlar. bütün bir ülkeyle başa çıkamam...
  • dünyanın en kötü oteli... ve bu hotel, dünyanın en kötü hoteli olmaktan gurur duyuyor.

    odalar, cezaevi odaları gibi: soğuk ve boş. çarşaflarda sizden önce kalmış insanların bıraktığı lekeler var. duvarlar, grafiti ile dolu. koridorlar, çöp ve sigara izmaritleriyle kaplı. resepsiyon kirli. otel çalışanları kaba ve tembel. yemekler, yenilmeyecek kadar kötü. online rezervasyon yapmak istediğinizde, şöyle bir uyarı ile karşılaşıyorsunuz: "otelimizde kaldığınızda yaşayabileceğiniz yiyecek zehirlenmesi, aklınızı kaçırma, ölümcül hastalık, kayıp uzuvlar, radyasyon zehirlenmesi, 18. yüzyılda rastlayabileceğiniz hastalıklar, veba ve buna benzer sorunlardan otel idaresi sorumlu tutulamaz"

    ama bütün bunlara rağmen, hotel sahipleri böylesine kötü bir üne sahip olmaktan şikâyetçi değiller. aksine, gayet mutlular.

    1993 yılında, otel müdürü rob penris, sırf otelde kalanların şikâyetlerinden sıkıldığı için, ogilvy & mather’da sanat yönetmeni olarak çalışan erik kessels’den otel ile ilgili bir reklam kampanyası yaratmasını istiyor. reklam, otelin lüks bir otel değil; ucuz, bütçe oteli olduğunu anlatacak, ve böylece otelde kalanlar, “nerede benim 56 ekran televizyonum?” gibi şikâyetlerde bulunmayacaktı. müşterilerin otelden beklentisi ne kadar az olursa, şikâyetler de o kadar azalacaktı. uzun lafın kısası, kampanya “müşteri beklentilerini yönetmek” üzerineydi.

    kessel’in işi zordu. değişik hiç bir özelliği olmayan, markette farklılaşmayan, diğer otellere göre daha kötü hizmet veren, diğer bütçe otellerden daha pahalı olan bir otelin reklamı nasıl yapılacaktı?

    gayet basit: gerçekleri söyleyecekti, kessel kampanyada. ana tema, otantiklik ve dürüstlüktü. reklam kampanyası fikri böylece ortaya çıkmış oldu:
    “hans brinker budget hotel size, bir hotelden istemeyeceğiniz her şeyi veriyor... hem de fazlasıyla."

    new york times gazetesinin yayınladığı, bağışıklık sisteminin temizlik düşkünlüğü nedeniyle zayıfladığı haberi üzerine, otel idaresi, otelin odalarında bulunan tozu-toprağı ve pisliği topladı, test edilmesi için laboratuvar gönderdi. test sonuçları, otel odalarının tehlikeli mikroplarla dolu olduğunu gösteriyordu. bunu fırsat bilen otel, amerikalıları, bağışıklık sistemlerini güçlendirmeleri için otele davet eden bir reklam yayınladı.

    otelin müşterilerine sunduğu “hizmetleri” listeleyen reklamlarını ilginç bir gerilla kampanyası izledi. reklam ajansı, amsterdam sokaklarında bulabildiği her köpek dışkısına, küçük bir bayrak dikti. bayrakta "artık otelimizin kapısının önünde bunlardan bulanabileceksiniz." yazıyordu. gerilla kampanyalarının yoğun olmadığı bir dönemde, bu kampanya ile otel, cnn, mtv, abc gibi büyük televizyon kanallarının ve birçok gazete ver derginin haber konusu haline geldi – yani milyonlarca dolarlık bedava reklam. kampanya “dünyayı sarsan bok” olarak isimlendirildi ve hans brinker budget hotel’i meşhur etti.

    peki bu “akrobatik” kampanyalar bir işe yaradı mı? evet, işe yaradı. hotel rezervasyonları arttı. kampanya öncesi, 650 yataklı otelin doluluk oranı yüzde 45 iken, kampanyayı takip eden 5 yıl içinde doluluk oranı yüzde 80’e çıktı. hatta düşük sezonda bile. otel müşterileri, diğer bütçe otellere oranla biraz daha fazla ödeyerek, hans brinker’de kalıyordu çünkü “dünyanın en kötü” otelinin, ne kadar kötü olduğunu kendi gözleriyle görmek istiyorlardı.

    otelin müşterileri, otelin otantik ve samimi davranışını beğendi. müşteri için otelin sunduğu “lüks” dürüstlüktü. otele gelen bazı müşteriler, uyku tulumlarını yanında getiriyordu. otelin onlara yatak verdiğini görünce, seviniyorlardı. böylece, kampanyanın yaratılış nedeni olan “beklenti yönetimi” başarıyla gerçekleştirilmişti.

    herkesin en iyi, güzel, ince, büyük, canavar olmaya çalıştığı bir dünyada, dürüstlük en paha biçilmez kavram haline geldi. otantik ve dürüst davranan şirketler, “en kötü” etiketiyle bile, insanların gönlünü kazanabiliyor. bazen her şeyi doğru yapmak yeterli değil. bazen, yanlışı doğru ama dürüst yapmak yeterli olabiliyor.
  • (bkz: reserved)