şükela:  tümü | bugün
  • dahi ve dahil olmadığım grup.
  • polis dayımın sözü: "hapse gireceğine öl daha iyi"

    o kadar berbatmış koşullar.
  • popstar'a katılmaya yüzü olmayacak yazarlardır.
  • 5 saatlik de olsa, hapis yatmış tek ya da bunu söyleyebilecek ilk sözlük yazarı olduğumu düşünmeme sebep olan başlığın öznesi yazar komünitesi.

    öyle herkesi de almıyorlar haa. mahkum kabul diye bir yer var orda ispatlaman lazım kendin olduğunu. öyle kolay değil yani.

    macik diye cezaevi mi olur? olur. maltepe açık ceza infaz kurumu. hadi buyur buradan yak. kıbrıs'a gidiyorum diye gittiği havaalanında polis kontrolünde keklik gibi tutuklananların toplanma noktasıdır efendim.

    not: temyize giden dosya 2 seneden önce dönmez diyen olursa onu sikin. zaten fetö davaları var 3 seneden önce dönmez o dosya diyen bir avukata inandım 4 ay geçmeden havalimanında paket ettiler. ayrıca taahhüt ihlali yapmayın daha doğrusu taahhüt vermeyin amk hiçbir şey için. haklı da olsan fazlasını ödetir artı üstüne bir de cezaeviyle tanıştırırlar.
  • hapis değil de nezarete düşmüş versiyonuyum, arz edeyim, yoksa çatlarım;

    tarih 29 ekim 1998, yer taksim meydanı.
    efendim okuldaki törenden çıkmış ağabeyim ile sinemaya yeni gelmiş olan 'er ryan'ı kurtarmak' filmine gideceğiz. tabi o taksimde arkadaşlarıyla buluşmuş, ben de meydanda bekliyorum ki buluşup filme gidelim. neyse, heykelin oralarda mal gibi dolanıp yorulduktan sonra çömüyorum bir kaldırım taşına, derken polisler geliyor, içlerinden takım elbiseli olan (sanırım amir ya da emniyet müdürü) bana denk geliyor, kimliğimi soruyor gösteriyorum, "niye fotoğraf yok diyor" (o zamanlar 15 yaşında resim konulur şeklinde bir yazı vardı fotoğraf alanında) "henüz on beş değilim" diyorum, doğum tarihine bakıp, "maşallah boy pos yerinde" diyor ve iyi günler dileyip gidiyor. "lan diyorum polis molis ne kadar kibar" adam. çömüyorum tekrar (yanımda tanımadığım insanlar dolu, onlar da çömüyorlar) beş dakika sonra rüyadan uyandırırcasına başka bir amir geliyor, bu üniformalı, komiser bile değildir, "toplayın la bunları" diye kükreyince apar topar hepimizi bindiriyorlar ekip otosuna ve istiklalin arka sokağındaki karakola götürüyorlar. bu sıkı tedbirin sebebi tarihte yatıyor, o gün cumhuriyetin kuruluşunun 75. yıl dönümüydü ve hatırlayanlar bilir, önemliydi (her yirmi beş yıl önemlidir ülkeler için) akşamki kutlamalarda da terör olayı filan olur diye bol bol göz altı yapıyor polis amcalar. neyse ben nezarete girdim ama henüz on üç yaşımdayım, tek suçum boyumun bir seksenin üzerinde olması. öyle bir şaşkınlık içindeyim ki dokunsan ağlarım. lan benim hayatımda gördüğüm tek kötü şey babamın içtiği sigaraydı bu nezarette jiletçi var, tinerci var, siyasi manyağı var, var oğlu var. bir de kalabalık bağırış çağırış, arada polisin biri içeri dalıp hır gür çıkarana yıldırım gibi çarpıyor elinde jopla. gençler bilmez o yıllar haberlerde duyduğumuz tek şey işkenceler, ve hortum süleyman; bana dokunan yok ama yine de işkence çekiyorum, nasıl iş hala anlamıyorum. neyse birileri benim süt dökmüş kediye dönmemden işkillenmiş ki yaşımı sordu, söyleyince "ooğğlum yassah lan seni tutmaları kapıdan seslen salsınlar" dedi ve nezaretin arka köşesi ile demir parmaklıklar arasındaki kırk dokuz küsür kilometrelik maratonu bir kaç saniyede koştum, demir parmaklıklara tutunup aslanlar gibi kükreyerek;
    -ya şey, abi, pardon bakar mısın?
    +ne var la?
    -abi ben on üç yaşımdayım
    +haaa....

    tam o anda kapıya polisler yine bi kalabalık getirdi yine harala gürele, fes başıma jop kıçıma şarkıları yükseliyor karakoldan. benim mevzu da su kaynatıyor haliyle. aradan bir kaç saat geçti, geldi kapıya biri, çağırdı beni ve "sen on sekizinden küçükmüşsün" dedi, "evet" dedim, "iyi gel benle" dedi. ve ben bu sefer yeni bir rekora koşuyorum, tam, oh be ip göğsümde derken başka nezarete attılar amına koyim. resmen filmlerdeki gibi; arkamı bi döndüm iki tinerciyle baş başayım, oldu olacak üzerime et sürüp domuzların önüne atsaydınız hayvan oğlu hayvanlar! salıncaz diye sevinirken iyice ecele yanaştık! neyse ben iyice bi sindim kenarda bunlardan gözümü ayırmıyorum, arada bunlar polise bağırıyor, öteki ismiyle hitap ediyor, polis dalıyor, konuşuyorlar derken yine biri geldi, açtı kapıyı "gel benle" dedi; ooh bu sefer kesin salıyorlar beni dedim, verdi elime bi fırça bi de kürek, "aha buraları süpür" dedi. bildiğin karakolu süpürüyorum amına koyim ya! lan ibneler kapıyı açmadan söyleyin de ne bok gelecekse başımıza ümitlenmeyelim valla çok koyuyor! ama şunu itiraf edeyim yerleri süpürürken inanılmaz bir rahatlama geldi, bir iş tutup dikkatimin dağılmasından mıdır, babamın dükkanında da yerleri süpürdüğümden beyindeki bir paralel bağlantıdan mıdır bilmiyorum.

    gece on bir civarı idrak ettiler küçük ve masum olduğumu saldılar beni.
    nasıl bir tesadüfse saraçhanede abimle aynı minibüse denk geldik, anlattım olan biteni bi temiz taşşak geçti benle. "iyi lan polisler almış bari ben seni unutmuştum hepten" dedi, al işte! allah yüzüme baktı da anam o sırada memleketteydi, babam da soğukkanlı bir kaç arkadaşı aramış sonra bekleyelim demiş. anam olsaydı karakol karakol gezer on bir civarı bulurdu herhalde, sanırsam. yani cenabetliğimden bi şey kaybetmezdim de tüm istanbul tanırdı kayıp mal bildirimiyle.

    bu da böyle bir anım hüsnü.