şükela:  tümü | bugün
  • masaj salonlarinda, becerikli hatun kisi tarafindan icra edilen masajiniz bittikten sonra size sorulan ' happy ending ister misin?' sorusuna he dersen, mutlu sonun krali geliyor, yok dersen oder masaj parani cikarsinmis. (bkz: ben baskasinin yalancisiyim)
  • ilk olarak sundance film festivalinda seyirciyle bulusacak, cogumuzun the opposite of sex adli filmiyle tanidigi bagimsiz sinemanin önemli yönetmenlerinden don roos 'un yeni filmi. yönetmen bu filmde yine friends'deki phoebe karakterini canlandiran lisa kudrow yaninda; maggie gyllenhaal, laura dern ve edward furlong gibi isimlerle tanismis. the opposite if sex'te oldugu gubu bu filmde de escinsel bir cift (bu kez lezbiyen) etrafinda dönüyor olaylar...cocuk sahibi olmak isteyen lezbiyen cift, sperm arama durumlari, kacirilan sanslar, hayal kirikliklari, kücük sirlar...ve hayat. don roos'un filmlerindeki sicak ve hemen saran atmosferin bu filmde de oldugunu saniyor ve heyecanla bekliyoruz. bu arada phoebe sevenler, lisa kudrow bu filmde kisa ve kahverengi saclariyla arz-i endam etmekteymis.
  • 2005 yapımı don roos filmi. ismini masaj salonlarındaki anlamına göndermeden alıyor, fakat genel olarak karışık hayatlar, eşcinsellik, sırlar, ilişkiler, insanlarla ilgili, güzel kurgulanmış, ince esprilerle yazılmış, iyi çekilmiş, iyi oynanmış bir film.
    lisa kudrow, steve coogan, jesse bradford, bobby cannavale, maggie gyllenhaal, jason ritter, tom arnold, david sutcliffe, sarah clarke, laura dern vesaire kalabalık bir oyuncu grubu var, bir de filmin en başından itibaren anlatıcı yerine zaman zaman yazılar giriyor, çok hoş olmuş onlar da.
  • daha izlemeden iki afişine ve dahi fragmanına bayıldığım, post-friends lisa kudrow'un yeni saç modeline şaşırdığım, laura dern'in gözüktüğü o arkadaş toplantısı sahnesindeki koltuğa "kayın bakalım biraz yer açın, ben de oturacam" demek istediğim ve maggie gyllenhaal'un gizmo suretindeki sevimliliğine bittiğim don roos filmi.

    (bkz: fragman gazı)
  • film; "bu filmde kötü son yok sloganı ile başlıyor". aynı anda bir çok kişinin hayatına girip çıkıp onları mutlu sona kavuşturma çabası ile hızını alıyor. bir çok diziden tanıdığımız yan karakterleri filmde görmek mümkün. yumuşak, eğlenceli bakış açısı içinde barındırdığı komik gibi ötekiler ve başka zaman olsa bir çok kişinin ayıplayıp tükaka ilan edeceği bir çok ilişkiye yarı şaka yarı samimi ve yakın bakışı ile hoş bir film olmuş. fazla beklentiye girmeden, sıcak komedi tadında keyifli 2 saat geçirmek için izlenebilecek bir film.

    http://www.imdb.com/title/tt0361693/
  • american beauty'nin, angels in america'nın, hatta niptuck'ın bile yanında sönük kalacağı kadar çok çarpık ilişkiyi bir araya toplayabilen, cins film.
    3 sezonda 60 bölüm çıkartılacak bir senaryodan 120 saatlik bir film yaparak bize "konsantre toplumsal erozyon" semineri vermiş değerli yönetmenimiz*. herkesin herkesle herşeyi yaptığı, ordan oraya uçuşan şıpsevdi gönüllerin cins, ırk, yaş ayrımı yapmadığı sıcacık(!) bir dünya.
    sadece milfseverleri mutlu edecek bir lisa kudrow, "bana da verse" dedirten maggie gyllenhaal'i bir tarafa bırakırsak başka tutacak şeyimiz kalmıyor bu filme dair. mutlu sonlar da ancak böyle bir dünyada yaşamak isteyenlere yarıyor.
    ürktüm homofobik, konservatif, ikiyüzlü yapım dolayısıyla*.
  • mutlulugun aramazken bulundugu, ararken kacirildigi guzel mi guzel film

    butun karakterlerin iclerinde sakladiklari bir sir var, boylece kendilerini farkli hissediyorlar. o sir hayatin siradanligina karsi siper oluyor. ve film ilerledikce sirlar yavas yavas ortaya cikiyor. ciplak ruhlar birbiriyle carpisiyorlar, utaniyorlar ciplakliklarindan kose kapmaca oynuyorlar

    iste bu kose kapmaca sirasinda kendi ciplakliklarinin farkina variyorlar, mutlulugu hirsla ulasmaya calisilan bir hedef olarak gordukce sabun gibi ellerinden kayacagini goruyorlar.

    bir masaj sirasinda hic beklenmeden sorulan mutlu son ister misiniz sorusuna ne cevap verirdiniz? evet ben mutlu sonlara inaniyorum, inandikca mutlulugu saplanti yapiyorum, iste o zaman sonlar mutlu olmuyor, mutlu son bir ironi oluyor.

    boyle sayin seyirciler iste... boooole
  • sinema okumak isteyen ama hiçbir şeye yeteneği olmayan loser nicky'nin hastasi oldugumuz film, ilginç bir yanı da bu filmde bir erkekle kadın ilk kez birlikte olduklarında kadının hemen hamile kalmasıdır (türk filmleri cinsellik kanunlarındaki gibi)
  • filme dair en çok dikkatimi çeken mimiklerdi. tepkiler o kadar gerçekçi, mimikler o kadar doğaldı ki kendimi filmin içinde gibi hissetmeme neden oldu. bütün oyuncular kendinden birşeyler katmış ve ortaya süper bir film çıkmış. hayattaki bazı tesadüfler ne kadar şaşirtici olabiliyor, onu da gösteriyor bu film. hatta tesadüfler üstüne kurulmuş bir film de diyebiliriz.
    ayrıca bu filme kadar masaj sonunda happy ending ister misin diye bir kavram olduğunu da bilmiyordum, güzel oldu.
    lisa kudrow phoebeden farklı bir rolde görmek başlarda enterasan gelse de, sonradan vay be bu kız aslında komedi filmleri dışında da rol yapabiliyormuş diyip baya bi şaşırdım.
    şimdiye kadar hiçbir filmini beğenmediğim, yapmacık bulduğum maggie gyllenhaal inanılmaz başarılı. kendisi şarkı söylediği sahneler için kol kası yaptığını söylemiş ama ben kalın koldan başka birşey göremedim açıkçası. ve ses de eğer ona aitse süpermiş cidden.
  • pulp parçası... his n hers'den.. *kurgu yaparken dinlendiğinde durduk yere herşeyi olumlu gösterme özelliği olan, ümit veren.

    well, imagine it's a film & you're the star & pretty
    soon we're coming to the part where you realise that you should give your heart
    oh give your heart to me.
    now the orchestra begins to make a sound
    that goes round & round & round & round & round & round & round & round & round again
    and we kiss to violins.
    well some sad people might believe in that i guess
    but we know better don't we?
    we know all about the mess.
    the aftermath of our affair is lying all around and i can't clear it away.
    no. and d'you think that it's so easy to find?
    somebody who is just your kind?
    well it might take you a little time but i'm going to have to try.
    oh yeah i'm gonna try.
    and i know no-one can ever know which way to head
    but don't you remember that you once said that you liked happy endings?
    and no-one can ever know if it's going to work
    but if you try then you might get your happy ending.

    [ayrıca bknz: young girls and happy endings]