şükela:  tümü | bugün
  • bu sene film ekiminde istanbullu izleyicilerle buluşmuş gidilesi görülesi bir filmdir.

    festival kitapçığındaki film özeti aynen böyledir:
    mike leigh'ın altın aslan'lı 'vera drake'ten sonra çektiği 'daima mutlu', blair sonrası londra’sında geçen, adı gibi mutlu ve neşeli bir film. filmin merkezinde, hayata olumlu tarafından bakan, otuzlu yaşlarındaki ilkokul öğretmeni poppy var. başrolü üstlenen sally hawkins, berlin’de en iyi kadın oyuncu seçilmişti. (sally hawkins)

    kişisel yorumum ise çok güzel ve pozitif enerji veren mizahi bir film olduğudur.
    şimdi tabii mizahi bir yaklaşım var diye süper akıl oyunları gerektiren espriler beklememek lazım, hayal kırıklığına uğrarsınız.

    çok küçük bir örnek vermek istiyorum. filmin daha ilk dakikası kızımız poppy'nin bisikleti kayboluyor, muhtemelen çaldırıyor. buna poppy çok üzülüyor ama sadece diyor ki daha onunla vedalaşamamıştım bile.
    çok üzüldüğünü bir daha bisiklet almayıp bundan sonra araba kullanmaya karar vermesinden anlıyoruz. (onun yerini kimse tutamaz.) yine de söylenmeden kabullenişi daha ilk dakikadan filmin nasıl gideceğini hissettiriyor.

    tabii böyle insanların gerçek hayattaki karşılıkları çok can sıkıcı olabilir. sürekli gülümseyen insanlarla hep dalga geçilir. kıskanmak ötesinde gerçekten de sinir bozucu olabilirler. sen kimsin ki tek derdin bütün insanlarla iyi geçinmek değil mi?
    işte tam burada filmin ikinci en ana karakteri olan ehliyet kursu eğitmeni scott devreye giriyor. o sanki bizim yani normal insanın sahnedeki yansıması. poppy'nin yaptığı davranışları hiç tasvip etmiyor ve pat pat soyluyor.
    en sonunda yaşadığı o büyük sinir buhranı ve poppy'nin karsısına geçip herkes sana tapsın istiyorsun diyişi ise çok gerçekçiydi. hem durum acısından hem de karakterin yansıtıcısı acısından.

    sonuçta herkes poppy gibi olsun diyemem ama poppy den bir şeyler öğrenebiliriz.
    o bile filmin sonunda bir şeyler öğreniyor scott'tan.
  • poppy karakterini, fazlasıyla sweet charitydeki charity*e benzettiğim, bir pazar günü filmidir.
  • filmdeki en iyi şey, direksiyon hocası scottu kanımca. o poppy'i boğazlayasım geldi. senaryo sanki tam bir bütünlük içinde değil ama güzel film gene de izleyin.
  • insanı mutlu eden, düşündüren bir film. huzurlu, dingin kafayla izlenmesi keyifli olur. o poppy' le de ölümüne kanka olasım geldi *.

    --- spoiler ---

    '' insan kendi şansını kendi yaratır''

    --- spoiler ---
  • mike leigh naked filmi ile işlediği dünyanın sonu temasını bu filmde de işlemiş. o nedenle her iki filmi de yolculuk filmleri olarak okumak mümkün. naked de dünyanın sonuna yürüyen johnny karakteri varken happy go lucky de dünyanın sonundan gelen poppy karakteri var. bu nedenle her iki film de karanlık filmler. her iki filmde de seyircinin karşısında zeki ve ölümden korkmayan karakterler var. naked de nasıl olsa öleceğim o yüzden bağlanmayayım diyen johhny var. bu film de nasıl olsa öleceğim neşeli olayım diyen poppy var.

    film bu pseudo-neşeli halde ilerlerken yönetmenin ana karaktere bir kırılma yaşatmasını bekledim nedense. o da direksiyon öğretmeni scott un kendi erkekliğini hadım etmesi sonucunda yaşanan kavga olarak veriliyor. sanki leigh arzularınızı kabullenin mesajını veriyor erkeklere. oyle ki film boyunca bir araba içinde yanyana oturan poppy ve scott un arasında hiç bir fiziksel yakınlaşma olmaz. poppynin fiziksel olarak en yakın olduğu erkek olan scott, poppy ile ilgili arzularını sürekli dizginlemeye çalışır. varlığı poppyi mutlu ettiği(bunu poppy film içinde birkaç kez tekrarladı) halde kendini sürekli direksiyon hocası olarak takdim edip erkekliğini hadım eder. bu yüzden de poppy armut kafalı psikologla seviyeli bir ilişki yaşamaya başlar. scott sikmek istediği poppye fiziksel şiddet uygular. işte devrenin yandığı an. ancak bu olay sonucunda bir katarsis yaşanmaz. scott sistemi resetler gene direksiyon öğretmeni olur. poppynin kafası da zaten bir dünyadır. gölde kayıkla gezintiye çıkar.

    nihayetinde leigh aynı naked filminin finalindeki gibi bu filminde de ana karakterine şu manada bişi söyletiyor.
    "durmak yok birşey bulamayacak olsak da yolculuğa devam."

    ve nedense her iki filmi izledikten sonra aklıma kinyas ve kayra geliyor.
  • karakteri portre edişi açısından deneysel bir filmdir. zira efendim klasik sinema anlayışında hep mutlu ya da hep mutsuz karakter yoktur, kişinin yaşamında bir ikilem ya da en azından film devam ederken karakterinde bir değişim olması gerekir. mike leigh ise happy go lucky'de, filmin basından sonuna kadar mutlu mesut bir karakter olarak kalan poppy'e odaklanır ruh halinde değişiklik olmayan, her daim mutluluk saçan bir insanın çevresiyle ilişkisini inceler. elbette daha komformist ya da dogmatik insanların bu karakterle sorunu vardır. filmin esas derdi de budur. ayrıca öğretmek üzerine de birşeyler söylemek derdindedir film, öğrenmek denilen şeyin kimden ne öğrendiğine göre değişeceğini mesela. hem poppy'nin hem filmin kiritik öneme sahip karakteri scott'ın hem de araları süsleyen tango hocasının eğitmen oluşu tesadüf değildir.
  • depresif ingiltere havası ve soğuk nevale ingiliz insanın arasında neden aramadan hayatı alabildiğine mutlu yaşayan genç bir kızcağızın hikayesidir film. bu özelliğiyle insana mutluluk pompaladığı söylenebilir. öyle ki normal şartlar altında çok güzel ya da çok çirkin demeyeceğiniz ana karakter size dünyanın en güzel kadınıymış gibi gelebilir.
  • bana nedense (bkz: happiness is a warm gun) dizesini hatırlatmıştır.
    ilginç tabi...