1. sundance 2010'da izleyici ödüllerinde en iyi film ödülünü alan film jüri ve eleştirmenler tarafından geçer not alamamış.
    new york’ta yaşayan 30'lu yaşlardaki çiftlerin hayatlarını anlatan happythankyoumoreplease hakkında en rastlanan eleştiri ise “how i met your mother’ın uzun hali” şeklindeymiş.
    o ne güzel eleştiri diyor ve bekliyoruz.

    edit: filmekimiyle konuştum haberler iyi.
  2. how i met your mother'ın uzun hali gibi olacaksa kapısında bekleyeceğim film olacaktır. 2010 filmekiminde gösterime giriyor; mutluyum, devam et diye çevirmişler.
  3. bugün filmekimi kapsamında atlas'ta izlediğim ama be-ğen-me-di-ğim film. çok sıkıldım izlerken bi süre sonra baydı...
    zaten çok da bir şey bekleyerek gitmedim, tahmin ediyordum böyle bir şey olacağını ama yine de gideyim dedim. beklentim olmamasına rağmen beklentilerimi karşılayamamış olması enteresan bir durum oldu tabii...

    şimdi şöyle ki ben himym'ı çok severim, sayarım, 5 senedir izlerim amma ve lakin ki bu film işi öyle değildir. yanisi şu ki biz oraya film izlemeye gittik, ted mosby'i değil. oradaki karakter samuel'dı ted değildi. ha haaa bilemediniz arada fark yoktu. zaten josh radnor sevdiğim birisi değil ama gerçekten önyargılı izlemedim ben bu filmi cidden "acaba güzel bir şey çıkabilir mi ya? belki de yapmıştır herif, o zaman 'respect' der helal olsun derim" dedim ama lakin ki bu böyle olmadı. anlaşılan bir durum daha var ki ben lakin ki bu böyle değildir'in çok etkisinde kalmışım *

    keşke karşısında şapka çıkartabileceğim şahane bir film olaydı, kurgusuyla, konusuyla, vs... ama maalesef, bırakın öyle olmayı, tarz olarak, son zamanlarda sıkıcı olmaya başlamış olan himym'dan esinlenilmiş(!) klasik bir amerikan romantik-ehiştekomedisi olmuş.

    rasheen ve annie'ye ise bayıldım. ama onlar takdir edilecektir ki filmi, süferfantaşştikespirilerini ve samted'i kurtarmaya yetmedi benim gözümde.

    tüm salon bazı sahnelerde kahkaha atarken ben salona bakıp insanları izlemeye başladım bir süre sonra sanırım farklı bir film izliyoruz diye düşündüm ama değilmiş. ya tamam benim de güldüğüm eğlendiğim yerler oldu ama o kadar da şartlayıp gelmemeliydi insanlar kendilerini. buna filmi benimle izleyen ve "yaa ben nasılsa beğenicem bu filmi. ne olursa olsun." diyen arkadaşlarım da dahil.

    demem o ki, insanlar diziden kalma aşinalıklarıyla sevdiler belki bu filmi ve eğlendiler ama sinema salonuna girerken farklı ve özgn bir film beklemek sanırım seyircinin hakkı olmalı. zaten şu da var ki jurilerden geçer not alamamış bu filmin izleyicinin özel ödülünü almış olması da seyircilerin aşinalığı vs. diye bahsettiğim şeye güzel de bir örnek.
  4. bir kaç tane minik romantik komediden bir film kotarılmış.
    hafif, easy bir film. neşelendiren cinsten..
  5. neşelendiren, hoş bir film. başyapıt düşüncesiyle izlemeyin ancak damağınızda hoş bir tat bırakacağı da kesin.
  6. samimiyetsiz, klişelerle dolu bir film. aksiyon filmlerini dışarıda bırakırsak, rahatlıkla hayatımda gördüğüm en kötü diyalog yazımına sahip olduğunu söyleyebilirim. "kısa hikayeler yazıyorsun ve (hayatını da) kısa hikayeler halinde yaşıyorsun. ben (hayatımda) romanın hepsini istiyorum". filmde bir sürü an var ki, "nasıl olsa easy film, eleştirel yaklaşmayalım, ted mosby'mizin ilk denemesi, biraz destek olalım" gözüyle filmi izlemeyen herkese senaristin görevlerinden bir tanesinin diyalog yazımı olduğunu hatırlatır, ve kötü bir diyalog yazımının izleyiciyi filmden nasıl yabancılaştırabileceğini gösterir. diyalogları bir şekilde sindirdiniz diyelim, 3'lü paralel öykü akışı tercihinin ne kadar amatörce olduğu da rahatsız etmedi mi sizi? bu çemkirmenin sebebi "büyük beklentiler" falan değil, bir iki gülümsedik diye bomboş bir yapıtın, "izleseniz de olur" etiketiyle kaçmasına razı olmamak.

happythankyoumoreplease hakkında bilgi verin