şükela:  tümü | bugün
  • ifşa söylemlerinden zerre şüphe etmiyorum. iddiada bulunan yazarların ya da kadınların hiçbirinin şana şöhrete falan ihtiyacı yok.

    edebiyat ve sanat camiası bu adamlarla dolup taşıyor. hele ünü, ödülü, çevresi, lobisi varsa her şeyi kendilerinde hak gören bu adamlar size dokunmaya, sözleriyle, muhabbetleriyle taciz etmeye rahatlıkla cüret edebiliyorlar. çünkü o ünlü bir sanatçı. sen de onun okurusun. adam sana iltifat gösteriyor, daha ne istiyorsun?

    bunu lisansta ilk fark ettiğimde derin bir hayal kırıklığı yaşamıştım. sonra lisansüstünde neredeyse her sanat dalından bu tiplerle karşılaşa karşılaşa alıştım. alıştım demek doğru değil belki; doğrusu, bunları nasıl savuşturacağımı, kendimi nasıl savunacağımı öğrendim.. ama kolay olmuyor arkadaşlar. sözlü tacizde bir gün yataktan çıkmadan ağladığımı biliyorum ben sinirden. o taciz sadece iltifata şunla bunla kalmıyor, istediğini alamadığı an ağır bir kişilik saldırısına dönüşüyor çünkü. o sizin inanmamalarınız, ispatla o zamanlarınız taciz kadar zarar veriyor kadınlara.

    insan sanatla uğraşanların farkındalıklarının ya da duyarlılıklarının daha yüksek olduğunu zannediyor, ondan daha fazla sarsılıyor. onları yazan, o parçaları çalan, besteleyen, o oyunu sahneleyen bir adam böyle ucuz, pespaye, adice davranmaz diyorsun. ne farkı var eğitimsiz adamdan diyorsun. beklemiyorsun. beklemediğin yerden vurulunca daha da sarsılıyorsun.

    nacizane tavsiyem: sanatçıların eserlerini okuyun, dinleyin, izleyin kendilerinden uzak durun.

    debe editi: birlikte güçlüyüz.
  • haftasonu milliyet gazetesinde roportajini okumustum,

    https://www.milliyet.com.tr/…liyete-konustu-6377719

    roportaji yapan kisi soyle bir soru soruyor..

    "taciz ispatlanabilir bir şey değil. sizin de bildiğiniz gibi kadının beyanı esastır. ortada çok sayıda beyan var..."

    hat da soyle cevap veriyor, milliyetin roportajinda;

    "evet, ispatlanabilir bir şey değil. kadının beyanını esas almanın bu ülkede nelere yol açtığını da gördük. ama ben suçlu değilim, sonuna kadar suçsuz olduğumu savunacağım. "

    kadinin beyanini esas almanin bu ulkede nelere yol actigini gorduk....bana bu cumle okudugumda cok tuhaf gelmisti, roportajin buraya kadarki kisminda hasan ali kendince tutarliydi. ancak bu cumle de kadin beyani hususunda dusmanca bir tutum vardi. sahsen o sirada bu cumleyi kafamda mimledim.

    oysa adamin cumlesi tam da oyle degilmis,hat'ın roportajin bozulmamis hali diye yayinladigi kisimda ayni cevap su sekilde; https://www.antmedia.com.tr/…n-gazasi-mübarek-olsun

    "evet, ispatlanabilir bir şey değil. kadının beyanını esas almanın bu ülkede nelere yol açtığını da gördük gezi olayları sırasında. kabataş olayında da ‘kadının beyanı esastır’ dendi, bu yalana inananlar köpürttü de köpürttü. sonuç, yok. ortada kurulan bir mahkeme var ve bu mahkemenin ilan ettiği bir suçlu varsa zaten bir şey demeye gerek yok."

    ben her iki cevaptan daglar kadar fark cikariyorum, roportaji yapan kisi simdi kadin mucadelesine katki mi saglamis oldu yani bu manipulasyonla.
  • 5.5 yaşında bakkalın oğlu tarafından uzunca süre sistematik cinsel tacize maruz kaldım. bu olayı kabul etmem, affetmem 25 yılımı aldı.

    siz acımasız gizli tacizci erillere göre;
    elimde tek bir mesaj, dm yoktu!
    savcılığa suç duyurusunda bulunmadım!!
    ispat edemedim!!

    bu o tacizi yok saymaz. o taciz vardı! o taciz beni uzunca bir süre ruhen ikiye böldü!
    ben oradaydım, o tacizci de oradaydı ve siz savcı kılığına bürünmüş gerzekler orada değildiniz!
    siz kadın olmanın, çocukken bile "kız" çocuğu olmanın ne demek olduğu hakkında tek bir fikre sahip olamayacak kadar kalpsizsiniz!
  • taşrada öğretmenlik yapan bir arkadaşıma okuyup okumadığını sorduğumda, okumanın kışkırtılma gerektiren bir edim olduğunu bunun da kaosla olacağını, büyük şehirlerin bu duyguyu verdiğini falan söylemişti. bunu o zaman snop bir tavır olarak bulmamıştım. çünkü taşranın kımıltısızlığında bir insan ne düşünebilirdi. ne yazabilir ne üretebilirdi.

    zaman geçti, ve zaman geçtikçe elbette bazı şeyler netleşti. yazmanın devingenliği içerisinde taşralılık nedir, edebiyatın beslendiği kaynaklar nelerdir, yazar kimdir...

    bu kavrama süreci içerisinde bazı yazarların büyük tesirinden bahsetmek gerekmektedir. ki hasan ali toptaş, bundan yıllar evvel bir taşra öğretmeniyle konuşmuş ve henüz kavramsal olgunluğa erişmemiş benliğime bugünün koşullarında çok şık bir yanıt verecek güçte bir yazar. dünya edebiyatını takip ederken, özene bezene ağzımın suyu aka aka okuduğum o janjanlı ve lobili yazarların yanında dinginliği ile beni çömez duygularımdan ötürü utandıran, yerin dibine geçiren bir yazar.

    bilgeliği, mütevaziliği, mutedil havası ve kavruk görünümü ile kafamın içinde her nasılsa oluşmuş antin kuntin sanatçı tipini yerle bir eden yazarlardan biri olmuştur hasan ali toptaş.
  • kim bilir dün geceden beri bu başlıktan ne entry’ler silindi. tacizi duyuran kadınları “yazarımsı” diyerek aşağılayanlar, “koskoca yazar o” diyenler, onun adından nemalanarak kendilerini “popüler” kılmaya çalıştığını iddia edenler hasan ali toptaş’ın ikrar metninden sonra götüm götüm kaçmış olmalı.

    bundan sonra üç şekilde tepki bekliyorum:

    1- bu, idrak kabiliyeti olan bazıları için bir sorgulama ışığı yakabilir. “o yapmaz” denecek kimse yok, en naif gözükenden en beyefendi duranına, kimsenin içinde nasıl bir canavar yattığını bilemezsiniz. bu kişiler bundan sonra bir taciz açıklaması duyduğunuzda direkt “o yapmaz” demek yerine “dur bakalım” diyebilecekler ve bu hem kendileri, hem toplum adına büyük kazanım. çok mu iyimserim? hayır, sadece feminizmin kadın-erkek demeden toplumdaki pek çok kişiyi ne kadar değiştirdiğini yıllar içinde görmüş bir insanım sadece. on sene öncesiyle bugün geldiğimiz yer arasında bayaa fark var. feminizmle aktif olarak ilgilenmemiş insanlar da böyle böyle öğreniyor bazı şeyleri.

    2- bu, bazıları için kadınlara nasıl bakıldığını anlamak için de işlevsel olabilir. açıklamayı yapan kadınlardan bazıları (mesela pelin buzluk) bu ülkede bir edebiyatçının alabileceği en büyük, en prestijli ödülleri almış durumda, ama buna rağmen “ünlü olmak, fark edilmek için” başka bir yazar üstünden hem de taciz gibi bir konuyla ilgili dikkat çekmeye ihtiyacı olabileceği iddia ediliyor! bakın kadınlar ne kadar ahmakça iddialarla boğuşuyorlar. sanki tacizler hep göz önünde ve herkesin arasındayken yapılırmış gibi “kanıtın nerde, şahitin nerde” çetesinin saldırılarını çekeceğini bile bile tacizden bahsetmek büyük cesaret. nitekim o kendini otomatik olarak tacizciyi savunmak zorunda hisseden (nedense!) kitleyi iyi tanıyın. bu zorbalıkları görün. şüphesiz bu örnek olay bu açıdan da çok öğreticiydi. tıpkı bu olayda olduğu gibi, bi bekleyip durmayı bile başaramayan, hemen ifşa edenlere saldıranlar "normal" değil. söylenene hemen inanmak zorunda değilsiniz elbette, ama aynı şekilde tacizciyi de hemen savunmaya atlamak zorunda değilsiniz, di mi? atlama ihtiyacı hissediyorsanız bi durun, düşünün, "neden böyle hissediyorum?" diye. ilk düşünceniz "iddialar doğru olabilir mi?" demek yerine "yoktur öyle bir şey, olamaz" demekse, bu normal değil.

    3- tabii bu kısmi öğrenme imkanları, beynini kullananlar için geçerli. “abö adom sizlö uğroşmoktonso özör dilödö geçtö, bu onon suçlo oldoğono göstörmöz” tayfası için bu ihtimaller mümkün değil. onların beyin ölümü gerçekleşmiş durumda. bu konuda yapılabilecek en iyi şey, etrafınızda bu tarz insanlar varsa bu olayın onları tespit etmenizi sağlamasına şükretmek ve akabinde gerekeni yapmaktır. bir red pill'ciye, incel'e, mizojin'e laf anlatılamaz. vaktiyle denemişliğim var, ordan biliyorum. herkesin mükemmel keman çalamayacağını kabullenmek gibi, herkesin belli bilişsel seviyelere ulaşamayacağını da kabullenmiş durumdayım kendi adıma.( onlara laf anlatmaya enerji harcamaktansa dayanışmaya emek harcamak daha manalı geliyor artık bana. ama tabii tercih sizindir.) neticede tıpkı tacizci olmak tacizcinin eğitim seviyesine, kültürüne, edebiyatçılığına, "entelektüelliğine" bakmadığı gibi, kadın düşmanı, homofobik vs olmak da bu kriterlere bağlı değil. o yüzden "ya adam bilmem nerden mezun, kafası çalışmıyor değil ya, herhalde anlatmamışlar, anlatayım da anlasın" demeye lüzum yok. zira bilişsel gelişim sadece iq ile olmuyor.

    kimseyi gözünüzde yüceltmeyin. hasan ali ne ki, kim bilir şu devirde yaşayıp yediği haltlar ortaya çıkarılmadığı için kimleri kimleri “iyi bildik”...
  • edebiyathaber için yazmak üzerine öneriler veren güzel adam.

    1. aklınızı meşgul eden başka bir şey varsa yazmayın, mümkünse gidip önce o işi halledin; kelimeler aklınıza takılan şeye takılmasınlar.

    2. ortak aklın çayırlarından gelen sesler çoğu zaman size sizin sesinizmiş gibi görünür; ayıklayın onları, kulak asmayın!

    3. en çok hangi yazarı seviyorsanız, yazdıklarınızı sadece o yazar okuyacakmış gibi yazın; bu, bir metni fazlalıklardan ve gereksiz açıklamalardan korumanın en basit yoludur.

    4. kalemi elinize aldığınızda, edebiyata dair bildiklerinizi aklınızda yahut öteki elinizde hazır bulundurmayın; çünkü sanat söz konusuysa, bilginin kendisi değil buharı muteberdir.

    5. bir metni yazarken, metnin de sizi yazmasına fırsat verin.

    6. kendinizi makul hissediyorsanız yazmayın; yazmak için kendinizi ya hiç ölçeğinde küçük ya da her şeye hükmedecek derecede büyük hissetmelisiniz.

    7. yazarken okuru, eleştirmenleri, yayınevini, ailenizi, dostlarınızı, toplumsal kuralları ve devletin kanunlarını unutun; yazmak, her türlü iktidarın uzağında gerçekleşen çok özel bir uğraştır.

    8. kullanacağınız kelimeleri seçerken, iki kelime arasındaki boşluğun da dile dâhil olduğunu unutmayın; o boşluk, o iki kelimenin bize çağrıştırdığı kelimelerden oluşur.

    9. gerektiğinde, buraya kadar okuduğunuz sekiz öneri de dâhil hiçbir öneriyi umursamayın; çünkü, yazmak bildiğini okumaktır!
  • "gitmek fiilinin altını çift çizgiyle en güzel trenler çizermiş." diyen adam. içime yolculuk yaptım bu tren ile.
  • hakkında paylaşılan taciz itiraflarını gördüğümde hiç şaşırmadım. zira bundan 8-9 sene evvel, kendisine yazar olarak hayranlık duyan bir arkadaşım bile, yakın dostlarından biriyle yazar arasında geçen diyaloglardan ve o “naif, efendi” imajıyla alakası bulunmayan tavırlarından bahsettiğinde hayrete düşmüş, tiksinmiştim.

    sosyal medyada lüzumsuz sohbetleri ifşalayan kadınları bahane edip ön yargıyla, söz konusu ifşaya kulak vermemeyi tercih edenler olacaktır; keza sevdiği bir yazarın kendi tahayyülündeki imgesine halel gelmesini istemeyenler de. ancak sanata/ edebiyata tapan biri olarak, bu tarz gerçekliklerin sanattan da üstün olduğunu ve objektiflik adı altında hasıraltı etmenin doğru olmadığını, aksine ortaya çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. aslında çoğu insanın da böyle düşündüğüne eminim; taciz edilen, kendi yakını olmayınca empati yapmamayı tercih etmek daha konforlu oluyor sadece.
  • kendi adıma taciz iddialarına pek şaşırmadığım yazar. zamanında eskişehir’e imza gününe geldikten sonra arkadaşımla bana bol bol mesaj atmıştı da noluyor demiştik, o zaman toy olduğumuz için de pek umursamamış, devamını da getirmemiştik. iyi ki öyle olmuş.

    edit: adama niye telefon numarasını verdiniz diye mesajlar geldi. açıklaması olsun burda. tabii ki numaramızı vermedik, o zamanki imza gününü düzenleyen yayınevi, imza gününden önce ayrı facebook etkinlik grubu kurmuştu. 10-12 yıl öncesinden bahsediyorum, belki hatırlarsınız böyle ayrı etkinlik grubu açılıp etkinlikten sonra kapanırdı. neyse, etkinlikte herkes adını söyleyip tanıştı ve grup kapandıktan birkaç gün sonra mesaj geldi. yani özellikle verilen bir durum yok.
  • pelin hanım 2011 yılından sonra çıkan öykü kitabında neden hasan ali toptaş'a atıf yaptınız?

    -siz bana bana bu soruyu nasıl sorarsınız sonradan kaldırdım. 2011 dedim çünkü tam hatırlamıyorum taciz yılını...

    pelin hanım 2014'te çıkan kitabınızda hasan ali toptaş'a bir kez daha atıf yapmışsınız, üstelik ikinci baskı?

    - siz bana bu soruları nasıl sorarsınız, hadsizlik, engel.