şükela:  tümü | bugün
  • türkçe'ye islami araştırmalar ve islami ilimlere giriş adıyla kazandırılmış eserleri bulunan mısırlı islam felsefecisi.
  • kuranı süpermarkete benzettiği için tepki çeken ve tedavi (!) görmesi gerektiği söylenen mısırlı profesör.

    ilginç olan kuranın bu özelliğinin bin yıldan fazladır gayet memnuniyetle kullanılmasına karşın ilk kez dile getirilmesidir. türk müslümanlığı bile bu olanaktan yararlanarak türetilip genel kabul görmüş, yürekten destek veren kitlelere yayılmıştır.

    kalbim temiz, gerisi allah ile benim aramda müslümanlığına üye olanların market arabasında başka ayetler, kurana süpermarket diyeni kıtır kıtır kesmeli diyenlerin arabasında başka ayetler bulunur. toplumları yönetmek için geleneksel ideoloji dinden başka tutarlı ve desteklenir bir mekanizma geliştirilene kadar bu böyle gidecektir.
  • islam teolojisinde rasyonalizmin yeniden diriltilmesini ve kelamın buna göre tekrar tartışılmasını öneren felsefeci, ilahiyatçı. mutezilenin çağdaş bir yorumcusu.

    kelam bilimini ortodoks bir "uzak durulacak alan" konumuyla ele alan genelgeçer külliyata tabiri caizse kafa göz daldığı ve kelam bilimini tarihsel bağlama oturtmaya çalıştığı bir makalesini de paylaşalım.

    http://www.kelam.org/dergi/sayi012/kader01209.pdf
  • "yeni kelam ilmi allah adına bir konuşma değildir. bilakis o, allah hakkında bir konuşmadır - ki bu konuşma, mütekellimin konuşmasından türemiştir. dolayısıyla kelam ilmi, kelamullah değildir. yeni kelam ilminin metodolojisi, eski kelamcıların yaptığı gibi, akideyi müdafaa etmek değil; bilakis o, yenilikçilerin anladığı şekliyle, problemleri analiz etmek ve realitenin formülasyonu için sorunların çözümlemesini yapmaktır. bu ilmin gayesi de ahiret hayatında kurtuluş değildir. bilakis o, realiteden uzaklaşmak yerine, yeniden ona dönmek, toplumun ve bireyin yabancılaşmasına son vermek ve dünyanın akışına istikamet kazandırmaktır."
  • oryantalizm ve oksidentalizm üzerine şu makalesi iyidir.

    ayrıca (bkz: tarihselci kuran anlayışı)
  • müslümanların çağımızdaki geri kalmışlığına sebep olan temel sorunlardan biri, yaygın tanrı tasavvurundaki sakatlıktır. zira tanrı salt metafizik ve aşkın bir sabitlik olarak tasavvur edildiği müddetçe o’nun pratik hayatın ve dış dünyanın sorunlarına yerinde ve zamanında müdahil olup çözüm sunması düşünülemez.

    kaldı ki yaşanan sorunlar her zaman aynı değildir. bazen sömürgeden, bazen de ekonomik ve sınıf ayrımcılığından kaynaklanan sorunlar yaşanır. tanrı kavramının her duruma uygun olarak pozitif, yani insanların fayda ve maslahatlarını önceleyen bir noktadan hareketle yeniden içeriklendirilmesi gerektiği halde, klasik kelam uleması her durumda aynı sabit tanrı kavramının geçerliliğinde ısrar etmiştir. ne var ki bu tanrı kavramının yaşanan gerçeklerle ilgili hemen hiçbir mesajı olmamış, bilakis salt kendisini ilgilendiren sorunları zaten bin bir türlü sorunla boğuşan insanlara dayatmıştır.

    oysa kur’an açısından bakıldığında, tanrı’nın insana tanıtılmasında, o’nun insanları ilgilendirmeyen hemen hiçbir özelliğinden söz edilmemiştir. diğer taraftan, tanrı nesnel bilginin konusu olmadığından tanrı bilgisinin (teoloji) imkânından söz etmek de pek mümkün değildir. bu konuda aslolan, tarihin değişik dönemlerinde tanrı’nın insan zihnine yansıyan (fenomonolojik) tezahürüdür. buna göre hangi çağlarda hangi tür bir tanrının tezahür ettiğine bakılarak bizatihi tanrı değil tarihsel insan bilinmiş olur. bu yüzden tanrı bilimi (teoloji) esas itibariyle bir insan bilimidir (antropoloji).

    hâsılı, insanlar tarih boyunca farkında olmaksızın hep kendi tanrılarını üretmiş ve ona tanrı demişlerse, şimdi aynı şeyi biraz daha bilinçli yaparak, bize bugün lazım olan tanrının özelliklerini tespit etmek, tabir caizse tanrımızı yeniden üretmek mümkündür.

    hasan hanefi, “teoloji mi antropoloji mi?”, çev. m. sait yazıcıoğlu, aüifd, sayı: 23 (1978), s. 505531.