şükela:  tümü | bugün
  • darwin bu adamdaki evrimi görse maymunla babunla uğraşmazdı...
  • haşmet babaoğlu'nun zaman gazetesine verdiği son röportajinda akp'nin "izmir'in fethi" hareketine, hem de akp'ye akıl vere vere, gelecek gaziemir'den doğacak akıllı olun diye diye tesbitleyerek katılması şaşırtıcı değil. gaziemir'i muhtemelen uçaktan indiği zamanlar izmire giderken arabadan seyrediyordur. ama vaktiyle abartılmış bir değer atfedilen bu tuhaf, yazamayan yazar takımınin tüm üyeleri, "ah biz aslinda ne kadar da azınlığız ve nasil da gurbetteyiz, ah ne kadar novalisiz biz oh kırılganım" türküsünü söyleye söyleye ekalliyetten ekseriyete geçebilecekleri bir sandala atlamayı marifet zanneder desek ayıp olmaz. olursa da yapacak birşey yok ve eh izmir gibi, babaoğlu da iktidar sandalına atlamak için çoğunluğa yakın olmayı sever. hep sevdi.

    ama bu işin sevindirici bir yanı var. hıncal abiii hıncal abiiiiili günlerden kopup gelen haşmet babaoğlu'nun, futboldan, sinemadan, resimden, müzikten, operadan ve yine ah o operadan, kadindan, yemekten, çocuktan, psikolojiden, psikanalizden, lacandan, marxtan göebelsten, rummenigeden ve fergusondan, şaraptan ve yine kadindan ve hep hep kadindan aynı anda ve aynı mesafede ve aynı derinlikte anlayıveren ve bilinçaltı dediğinde "ama onun aslı bilinçdışı" diye düzeltiveren, hem mahalle delikanlısı ama aynı zamanda hem de çok bilmiş dö la monşer havası yine iş yapmaya başladıysa sevinmek gerekir.

    her muhafazakar ve sağ iktidarın çözülme ve gerileme döneminde haşmet babaoğlu ve onun gibiler bu dekadansın bir nişanesi olarak patlayıp sönen bir havai fişek gibi yeniden popüler olur. iktidarı merkeze, kültürü undergrounda, kadını çeşmeye, elmayı armuta, sinemayı mamuta, psikolojiyi köprücük kemiğine eşitleyiveren, lale'yle orhan'la eskiden gümüşlük'ten denize girerdik, semih'de orada çok mühim şeyler söyledi aslinda derken bile bile bile derin taklidi yapan bu yüzeysel kültür ve onun katir kutur peksimetleri kapışılır gider. eh zaman'da da artik böyle peksimetlere sayfa açmak büyüklüğün bir alameti olarak görülüyor olsa gerek.

    neyse, vampirlerden ve kiçi yere yakın olanlardan korkar mısınız bilmem, ama kendi geçmişini ve hayatını, hadi onu da geçtim bizzat yaşayışını kurgu ve süsleme ve kurgu oğlu kurgu yoluyla yeniden yapılandırarak yaratmaya meyleden, bir yandan akp'ye akıl veren, bir yandan da "ruhun evi yok onun evi olmaz hepimiz gurbetteyiz" diye diye rimbaud ve novalis tirmalarken tişört yakası kaldıran sakallı adamdan korkacaksın. korka korka gülmek diye bir şey var şu hayatta..
  • --- spoiler ---

    güne gözünü açınca ilk iş olarak ekşi sözlük'te kendisiyle ilgili girilen yeni yorum var mı, diye bakan çok gazeteci bilirim.

    --- spoiler ---

    yazısı çıktıktan hemen sonra sözlüğe bakmadıysa ne olayım..
  • 2.el hıncal uluç.
  • köşesine taşıdığı yazıdan ufak bir alıntı:

    “…medyaya yerleşmiş bu "kötülük" yuvalarından hepimiz sorumluyuz.
    en kolay yollardan tiraj-reyting hedefleyen yayın yönetmenleri ve dedikodu şehvetinin kışkırtılmasına bayılan okurlar da sorumlu bu adamların yükselişinden.
    tamam, nihayetinde sel gider kum kalır.
    fakat olan mizah duygusuna ve estetiğine oluyor.
    beyinlerinde bir gram özgün fikir, kalplerinde azıcık olsun halis duygular taşımayan bu kişiler sürekli mizahın arkasına sığınıyor; sıkışınca "mizah yapıyorum" diyerek sıvışmaya çalışıyorlar ya...
    işte o bitiriyor beni!”

    şayet bu duygularında samimiysen haşmet, gerçekten basının kirlenmesinden muzdaripsen gidersin bu akşam sevgilinin yanına, yüzüne bakıp dersin ki “yazma ayşe artık bir daha. senin köşe yazarı sıfatı almandan, tiraj-reyting kaygısı yayın yönetmenlerini ayartıp senin gibi yeteneksizlik abidelerini baş köşeye taşıtan, dergilere kapak yaptıran bizler sorumluyuz, bir gram özgün fikir taşımayan sen ve senin gibiler bizim yüzümüzden kendine yer buluyor. yazma ayşe, artık yazma…”

    cesaretin var mı?
    hemen bu akşam haşmet…hemen bu akşam..
  • (bkz: takke düştü kel göründü)

    bizi kızdırdığı takdirde, ekşi sözlük camiası olarak ağzını burnunu kıracağımız adam.
    uludagsozluk de aradı, iki tokat da o patlatmak istiyomuş.
  • kariyeri yancılık uzerine kuruludur
  • en azından çoğu insana kıyasla daha makul biçimde sözlük hakkında bir yorum getirmiş.
  • lisede bile siyah-beyaz sakalı ve yüzükleriyle en arka sırada oturduğuna o kadar eminim ki, bu görüntü saatlerden aklımdan gitmiyor. ilkokulda siyah önlüğün içinde, beslenme çantası elinde, yine o sakallı kafa. başka türlü mümkün değil; adam direk böyle doğmuş, böyle yaşıyor ve muhtemelen böyle göçüp gidecek.

    alacalı bulacalı sakalı hep vardı, kafayı onun üzerine yerleştirdiler sanki. heybetli kafasına bakmaktan ne konuştuğunu asla anlayamadım, hep dikkatle inceledim. sevip sevmemek de değil durum, benim takıldığım nokta sabitliği. pi sayısı değişir haşmet değişmez; bende öyle bir güven yarattı kendisi. fulya'dan muhtar adayı olsa oyumu ona verir, tekel bayi açsa tüm yakıtımı ondan alırdım.

    "abi, manita mevzusu canımı sıktı, parlatmak lazım" deyip dükkanının önüne çökersem, müesseseden fıstık ikram edecekmiş gibi duruyor. beraber içmek ve sakalları üzerine konuşmak isterdim.
  • birisi arkadaşı dürtüp söylesin bir zahmet, yalamaktan uğruna dilini kösele ettiği iktidar tam kadro köprü açtı saldırıdan sonra hemde güle oynaya.