şükela:  tümü | bugün
  • ankara'da seyranbaglari semtinde hassas bölgeleri koruma şube müdürlüğü'nün arka tarafindaki bir yapinin altinda yer alan dokuz masali durumcu dukkani.
    aabi bir bir bucuk?
    birer getir gulum, benimki soslu soganli, yengen sos ister, sogan koydurma.
    masaya iki cacik al, ne icersiniz aabi?
    ben bi kola alayim...
    yenge ne icer aabi?
    diyet kola icer...
    ...
    cay arzu eder misiniz aabi?
    hi hi..
    iki cay al. yenge sigara alir mi?
    yok saol.
    kolonya..
    mersiii.
    hesabi al... buyrun aabi...
    tesekkurler canim.
    iyi sabahlar aabi.
  • uzak durulmasi gereken insan turu. hastalik derecesinde alingan, titiz ve kompleksli tipler vardir ki bunlara da kisaca "hassas" denir. kacilir...
  • hitit panteonunda, hint kokenli ocak tanrisi. (ha$$a$ olarak)
  • bir kopek yavrusuna bagirdigi icin takriben 5 saat kendini affedemeyen insandir.
  • hasan sas'in formasinda gormek istedigim kisaltma..
    kendisine kufur eden taraftarlara ironik bir msj verebimesi acisindan faydali olabilirdi..
  • bünyemde bulundurmaktan nefret ettiğim sık sık arızalanmama neden olan sıfat.
  • insanları tanımlamak için kullanıldığında karşıdakinin laflarına devamlı alınandan ziyade, karşındakinin kendisnin ettiği laflara alınmamasına çalışan, ona özen gösteren ve onu kırmamak için uğraşan kişi olarak tanımlanması daha makbuldür.
    aynı zamanda çoğu insanın günlük hayatta pek dikkat etmediği özellik olmakla birlikte, zamanla yerini tam tersi bir durum olan kazma tanımına bırakmıştır. günümüzde insanlar genellikle sadece kendilerine hassaslardır..
  • tdk şöyle tanımlamış:

    1. sıfat - duyum ve duyguları algılayan
    2. duyarlı
    3. çabuk etkilenen
    4. en küçük değerleri, incelikleri dahi algılayabilen
    5. yapımı ve bakımı özen isteyen, aksamadan çok doğru çalışan, kesin ölçüler gerektiren işlerde kullanılan (alet)

    bunların içinden 3. ifade olan "çabuk etkilenen"i seçiyorum pikaçu olarak. peki neden hassas'ın çabuk etkilenen olması üzerinden gidiyorum? çünkü çabuk etkilenen insanlar, en hırpalanan, en duyguları kullanılan ve en çabuk içten içen eriyenler oluyor.
    bazılarımız bu özelliklerini yok edebiliyor ya da yokmuşçasına hayatlarına devam edebiliyorlarken, bazılarımız sonuna kadar çabuk etkilenen olarak kalıyorlar.
    kimsenin alnında yazmıyor tabi bu özelliğin miktarı, derecesi. e o zaman karşına çıkan herkese hayvan gibi davranmayacaksın demektir bu da. " çabuk etkilenen hassas " çıkarsa karşına diye düşünüp biraz daha yumuşatacaksın hamlelerini.

    gerçi bu çabuk etkilenen'imiz zaman içerinde kalpsiz, ruhsuz, taş gibi bir insana dönüşebilir, işte o zaman çok karışır işler.
  • acı verdiği için insanların durmadan bokladığı sıfat.

    başlıklara baktım, hassas insan başlığı bile hassas ötesi insan modeline yönlendiriyor. bunun bir sebebi hassas olduğunu kabul edip mücadeleyi bırakan, öteki sebebi ise hassas olduğunu reddeden insanlar ağırlıklı olarak.

    "hassas"ın akılda uyandırdığı ilk izlenim kolay ve çabuk etkilenen, duyarlı ve hatta duygusal bana göre. önyargılarınızı ve varsayımlarınızı kenara koyarsanız bu tanımda aslında kötü olarak nitelendirilebilecek hiçbir şey yok.

    hassaslığı kötü bir şey olarak algılıyoruz çünkü kolay ve çabuk etkilenmek, hayatta acı veren zilyon tane şeyden kaçamayacağımızı bize kabul ettiriyor.

    duyarlı olmak, bu kadar yanlışın olduğu bir dünya'da haksızlıkları görmezden gelemeyeceğimizi; bir şeyler yapmak zorunda olduğumuzu hatırlatıyor. sorumluluk yüklüyor en temelinde.

    duygusal olmaksa... duygusal olmamayı hassas olmamak ile birebir tutabilirsiniz bazı insanlar için; bu da geçmişte çok acı çekmiş kişilerin, bir daha acı çekmemek için "ben duygusal değilim" yalanını kendisine söylemesine dayanıyor. savunma mekanizması yani.

    empati kurabilen her insan hassastır aslında. psikopat falan da değilseniz, hepiniz hassasınız. sadece genellikle bunu reddediyoruz. bu da acı, sorumluluk ve duygularımızdan kaçmak için oluyor. şöyle anlatayım:

    eskiden, çok küçükken veya hala "hassas" kabul edilebilecek bir durumdayken olduğunuz halinizi düşünün. hatırlayamıyorsanız sorun yok, ileride gelir. kalbiniz kırıldı büyük ihtimalle, ya aşkınıza karşılık bulamadınız, ya duygularınızı açtığınız birisi güveninize ihanet etti, terk edildiniz... bunu yaşadıktan sonra çektiğimiz acı yüzünden, kimisi "aşk falan yalan ulan" veya "herkes bırakıyor abi" veya "demirin tuncuna, insanın piçine" kaldık şeyler söylüyoruz. ve bazen acı o kadar fazla oluyor ki, bir iki kişinin yaptığını tüm insanlara yansıtıyoruz.

    bazen de acıdan kaçıp, hassaslığı reddediyoruz. aslında yapılan şeyin, çocuklar oyun oynarken "acımadı ki" demesinden farkı yok... aradaki tek fark, yere düşüp dizimiz kanadığında ağlamamıza istediğimiz kişi yetişmedi; ve yalnız kaldık. acıyı yaşayıp, ayağa kalkıp daha iyi koşmayı öğrenmek yerine; biz "acımadı ki" deyip gerçeği reddediyoruz.

    hep bir acıdan kaçış var yani. sorumluluk almama; "çocuklukta" kalma, ve yetişkin olmama. düzgün kadın veya düzgün adam yok diye insanların ağlaması bu yüzden genelde, adam veya kadın yerine çocuk var çünkü.

    peki, hassas olarak nitelendirilen insanlar neden bu kadar negatif tepki alıyor?

    onlar da acıyı savunma silahı olarak kullanıp, sorumluluktan kaçıyor çünkü. acıdan kaçmamanız, "aşırı hassas" insanlar gibi sürekli ağlayıp evde oturup dondurma yemeniz gerektiği anlamına gelmez. eğer sürekli ağlıyorsanız, acının köküne yeterince inememişsinizdir belki de. eğer dizinize taş girdiyse, siz sürekli olarak dışına tentürdiyot döküyorsanız problemi sadece öteliyor hatta daha kötü yapıyorsunuz demektir. veya problemi görmüşsünüzdür, taşı çıkarmak için gerekli olan cesareti bulamıyorsunuzdur. burada da iş korkuya geliyor.

    çocuk ile yetişkini ayıran şeylerden biri de cesarettir kanımca. ve "aşırı" hassas olarak nitelendirilen insanlar, korktukları için kendi sorumluluklarını üstlerine alamazlar. bu yüzden de "ayak bağı" veya "narsist" olarak nitelendirilir bazıları.

    iki tarafında yapması gereken şey basit aslında; acınla yüzleş, cesur ol, sorumluluk al ve yapman gerekeni yap.

    eğer hassas olduğunuzu reddediyorsanız (okurken değilim lan bile diyor olabilirsiniz şu an) korkunuz tekrar acı çekmek. eğer şu yazılanlar sizi anlatıyor, hatta okurken ağlıyor veya "hayır ben böyle değilim hıh" diyorsanız sizin de yapmanız gereken şey cesur olmak.

    artık çocuk değiliz, korkudan ve acıdan kaçarak yaşama hakkımız yok. ben cesur değilim diyen varsa aranızda; korku olmadan cesaret olmayacağını bilin. ne kadar korkuyorsanız, o kadar cesur olma potansiyeliniz var demektir.

    ben o kadar güçlü değilim diyorsanız da, güçlü olmayı tanımlayan şey acı ve sorumluluk almakla eşdeğerdir. ne kadar acı çektiyseniz, ne kadar sorumluluk almaktan korkuyorsanız o kadar güçlü olabilirsiniz aslında. gerçek güç rüzgardan etkilenmemek için camlara duvar örüp güneşi engellemek değil, bir battaniye alıp güneşin geleceği günü görmek için soğuğa katlanmaktır.

    sevgiyle kalın