şükela:  tümü | bugün
  • sanki iki tarafindan bi ipi cekmek gibi.

    gerilebildigin noktaya kadar geriliyorsun. iste sona geldim, simdi kopucak ip diyorsun.. aaa, bi bakiyorsun kiriliyor ip, pamuk seker gibi parcalari dusuyor ustune.. ip kirilir mi diyorsun, iki taraftan bu kadar cekersen ipi kopar. kopmuyor ama iste, ne kopup her seyi salivermene izin veriyor, ne de yarasiz kurtarmana, usul usul parcalar dusuyor yere.

    gunluk iliskilerin barometresine bagli bir ucu bu ipin, lanetli gibi anlamak istemiyicegin kadar cok sey okuyorsun bazen insanlarin yuzlerinden, bazen sadece duruslarindan. aslinda bu kadarini gormeyi hic bi zaman istememistin belki. tabii ki yalan soyluyorsun, kader yok sen sectin bu oyunu da, bu sahneyi de. hayati anlamli kilmak adina dort yasindan beri, onune kim gelse anlamak istedin. yok, iyilik melegi degilsin korkma, sen kendin icin istedin bunu, sosyal hayatin kalbini ellerinde tutup atisini hissetmek istedin, karsindaki ne hissediyorsa, ve o karsindaki yoldan gecen herhangi biri de olsa bilmek hem de. olmuyor di mi, yurumuyor artik. bazen kor sagir dilsiz olmak istiyorsun iste tam bu kosecikte, kimse gormesin beni kimse duymasin, su duvarin bi parcasi ya da raftaki kitap olayim diyorsun; olmuyor ama. olmaz tabii, yoksa buraya neden yazasin? incilerini mi tazeliyeceksin? inciler umrunda olmadi ki hic, bir kisi olsun bu koca dunyada seni tam olarak anlasin istiyorsun, ben insanim duygularim var, bakin ellerimde tutuyorum ben bunlari yillardir, avcumu acip gosteremiyorum cogu zaman, sosyal maskelerim tikiyor yolumu, iste ben de bir bolumun labinda, kendimi oyundan soyutladigim bikac dakikada yuzunu bile gormiyecegim insanlarla paylasirim oyleyse diyorsun.. hem yara da almam. yalan ama. yalan.

    en guzel yalanlarini hep kendine soyluyorsun. aliyorsun eline her yeni eklenen bilgi parcacigini, torpuleyip kenarlarini kendi cercevene uyucak hale getirip yuzunde gevrek bi gulumseme ekliyorsun tablona. sonra fisildiyorsun kendine, ne guzel bi tablo var icimde, ellerimle olusturdum ben bunu diyorsun. iste sadece boyle birkac gercege ayma aninda, her seyi algilamak istedigin gibi algiladiginin farkina varip parca parca yere dusuyorsun. onu bile o cerceveye oturtma mekanizman calisiyor ama bak hala geri planda, pamuk seker bu dusen parcalar diyorsun. oysa sen cok uzun sureden beri kaniyorsun.

    ipin diger ucunda ben varim. ustume vazife olmayan ve hic bir yerinden dahil olmadigim her sahneyi icsellestirdigim ve sorumluluk aldigim gibi, bunu da alicam ustume. ipin diger ucundaki gunluk hayatin gunluk konusmalarini deli gibi suclarken, bu ipi bu kadar geren benim, son gucumle cekip her defasinda. bolunmekten hic korkmadigim benler arasindan birini cekip resmin disina cikartiyorum, sonra kendime sesleniyorum, "kuzum naapiyorsun? sen cekiyorsun o ipin diger ucunu, gormuyor musun?" sonra kendime geri cevap veriyorum ellerim ipi cekmekten kesilmis, "baska yol bilmiyorum ki ben yasamda, bu ipi cekmezsem adil olmam hayata karsi belki, belki bu kadar anlamam insanlari. cok korkuyorum anlamamaktan. ellerim paramparca ipi cekiyorum hala, cunku baska turlu yasamayi bilmiyorum hayatta; gormuyor musun?"

    biliyorum ki ip de benim, ipi ceken de, pamuk seker de, kan da. cok uzun suredir, iyilesmeye uyumayi unutacak kadar uzun suredir kaniyorum. insanlar degil, benim bunu yapan. benim.
  • başkalarıyla ilişkilerimizi düzenleyen en birinci etmen bu aslında. hepimiz, türlü türlü defolara sahibiz, karşımızdaki de öyle. mükemmel yok iken, biriyle anlaşmamızı sağlayıp diğerinden uzaklaştıran şey de aslında; sahip olduğumuz hassas noktalarımız ve karşımızdakinin bunları önemsemesi.

    size çok saçma gelebilir, neden alınıyor ki diyebilirsin ama... malesef bilip de önemsemediğimiz, öğrenip de hassasiyetlerini gidermediğimiz insanları kaybetmeye mahkumuz.
  • duyarlilik olcusu..

    (bkz: hassasiyet ile duyarlilik arasindaki fark) (bkz: celiski)
  • bazı insanlarda tavan yapar bu durum. doğuştan böyledir bu insanlar. ağzından çıkacak her cümlenin önünü arkasını düşünür öyle konuşur. hadi bunu yapmadı da bir söylediği birini üzdü diyelim, allaaahhh... özür üzerine özürler, taklalarla affettirir kendini. hatta bokunu çıkarır.

    ben de bu insanlardan biriyim işte. birinin kalbindeki kırığın altında imzam olmasın diye kendimi paralıyorum bazen. bir hafta kadar önce yazdığım bir entry hala kafamı kurcalıyor mesela. muhabbetim olmayan ama takip ettiğim bir yazar hakkındaki fikirlerimi içeren entrye gelen bir yorum ve yazarın daha sonraki entrylerinden geçen bir cümleden sonra kendi kendime kriz masası kurdum evde. "acaba kırıldı mı? üzülmüş müdür lan adam? cidden dedikleri gibi mi olmuş? aslında beni ilgilendirmez..." bu minvalde alt yazılar sikti bilinç altımı sabahtan beri. dur ulan, dur bir... hala aynı şeyleri düşünüyorsun ve yazdıklarının içindeki iyi niyetten eminsin. otur işte götünün üstünde rahat rahat. herkes anladığı kadarını okusun geçsin. yok işte... olmuyor öyle. hassasiyetin hakimiyeti ele geçirdiği bünyelerde bu tarz şeyler bu kadar kolay olmuyor. böyle bir durumda yapabilinecek en iyi şey, kendini uzak bir tepede, bir çınarın gövdesine zincirleyip insanlarla irtibatını kesmek oluyor. yoksa gönlünü alayım, kırıldı mı acaba bir ağzını arayayım ayağına iyice saçmalıyor insan.

    bazı insanlar böyle işte. duyarlılığın bokunu çıkarma durumu, bu gibi insanlarda hassasiyet adını alıyor.
  • sahip olduğunuz sınır tabana ne kadar yakınsa, hayat amınıza o kadar kolay koyar.
  • mikrometreler için binde bir, saatli kumpaslar için yüzde ikidir.
    (bkz: dünyanın en yüzeysel adamı)
  • alınganlıkla karıştı mı al başına belayı!!!
  • insana kendini bi yaprak gibi hissettiren, ruhunu kotuce titreten duygu.
  • herkese göre değişebilen, belirli sınırları olmayan, başka birinin hiç umursamayacağı bir şeye bile takayı takmak, üzülmek, tartışmaya açmak..sonunda yine üzülmek..anlaşılınca sorun çözümlenir ama anlaşılmak hep kolay değildir..
  • arttıkça kırılganlık eşiğini düşüren, empatinin kaynağı.