şükela:  tümü | bugün sorunsallar (2)
29530 entry daha
  • "fuck" (sikmek) dört harflik bir kelime. "rape" (tecavüz) dört harflik bir kelime. "wife" (eş) dört harflik bir kelime. "love" (aşk) da öyle. sikmek bir lanettir. aşk da öyle.

    bir erkeğin elinden pek çok şeyi alabilirsin. sigara, özgürlüğünü, bacaklarını ama duygularını alamazsın. duyguları olmaz.

    tanrı gün batımını renklerle doldurdu ve tanrı yıldırım gibi koşan atları yarattı. tanrı portakalı, elmayı ve çileği yarattı; ama tanrı'nın yarattığı en muhteşem şey amdı. kaba saba olmak istemiyorum ama bütün gün batımlarını, atları ve meyveleri alabilirsiniz ama bana dünyadaki bütün amları verin. siktir, bütün amlara ihtiyacım yok. her gün bir tane verin.

    seks bir yanılsamadır. bir tomar döl yumurtaya çarpar ve bam... tüm bu insanlara bağlanırsın. bu yabancılar, belki senin gözlerini alır ya da burnu seninkine benzer. ya da sana kimi hücreler verir, istemesen bile içki içersin ya da uyuşturucu alırsın. hatta seni öldürür. bu gen işleri bize burada taktıkları pranga gibidir, özgürce kımıldamamıza engel olan zincirler gibi. kurtulman için huduni olman gerekir. lanet huduni olman gerekir.

    seks ve ölüm. hem farklılar hem de aynılar. son ana ulaşmak için, orgazma, vücudunuzun kontrolünü bırakmalısınız, ruhunuzun da. ya aşk? eh, seks tatlı ve ölüm acıysa, aşk ikisinin karışımıdır. aşk daima ve sonsuza dek kalbinizi kırar.

    paylaşmadığınız bazı acılar vardır. tıpkı parmak iziniz gibi, tamamen size ait, tek başınıza.

    bir sineğe vurursunuz, karıncanın üstüne basarsınız, hamamböceğini ezersiniz ve bunu çok düşünmezsiniz. aslında bir böceği öldürmek size bir zafer hissi yaşatır. lanet karınca pikniğinizi mahvediyordur. hamamböceği mutfak dolabınıza tırmanıyordur. bu sefil, küçük yaşamlara bir son verirsiniz ve dünyayı herkes için iyi bir yer haline getirirsiniz. her birini öldürdüğünüzde gittikçe daha belirgin, daha büyük, daha çirkin, daha kötü olursunuz.

    kimisi ölümün beş aşaması olduğunu söylüyor: inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve en sonunda kabullenme. o an kendine şunu söylersin: "öleceğim ve bu konuda yapabileceğim bir bok yok."

    sel baskını. ıowa veya missouri gibi büyük sel baskınları olan yerlerde yaşayan insanların hikâyelerini duymuşsunuzdur. lanet su dolmaya devam edip yatağından taşar, kontrolden çıkar. yoluna çıkan tüm çiftlikleri ve köyleri silip süpürür. herkes durdurmaya çalışır ama kimse başaramaz. herkesin hayatı mahvolur, tamamen yıkılır ve lanet nehrin umurunda bile olmaz. o yükselmesini sürdürür.

    tek bağımlılık yaratanın uyuşturucu olmadığını söylememe gerek yok. kimileri içlerini enjekte eder, kimisi espn koklar, kimisi de kumar, iğneler. bunlar keşlerin yemeğidir, kaliteli şaraplar, chobias, kızlar. kimisi de aşkın müptelası olur ve sokaktaki herhangi biri gibi yeni bir vuruş ister. tek bir vuruş daha adamım. tek bir vuruş.

    insanlarla hasta oldukları zaman gerçekten onları umursadığımız için mi ilgileniriz? yoksa ilgilenme sebebimiz bizim de zamanımız geldiğinde birilerinin de bizimle ilgilenmesini istediğimiz için mi? veya fark eder mi?

    en azından sağlıklısın! insanların bunu söylemesinden nefret etmiyor musunuz? işiniz kaybetmişsin, karını kaybetmişsin, hapishanedesin ve serseri idealistin teki gelip, "en azından sağlıklısın." der! sanki bu kendini daha iyi hissettirecekmiş gibi! ya parasızsam? ya torbacının teki kıçımın peşindeyse? en azından tümörüm yok! yemin ederim birisi daha gelip "e.a.s" derse, onların sağlıklarını kaybetmelerini sağlayacağım.

    bütün o küçük acılar ve sancılar nihayetinde bir şeye bağlanır. vücut, zihin, vücut, zihin. ya beraber çalışabilirler ya da ikisi de çalışamaz. bedeninize iyi bakmalısınız. zihninize iyi bakmalısınız. vücudunuzu sevmelisiniz, çoğu kişi sevmez. çoğu kişi bedenlerinden nefret eder. vücudunuzu sevmesi için zihninizi ikna etmelisiniz. şişman bile olsanız ya da çalışması gerektiği gibi çalışmıyor bile olsalar, vücudunuzu sevmelisiniz... çünkü tutunabileceğiniz bir tek bu var. tek sahip olduğunuz bu.

    insanlar, "o kız kalbimi kırdı." der. saçmalık adamım. kalp kırılamaz, kastır. kas kanar, kasa kramp girer. evet, kalp kastır. beyin de öyle, sik de öyle.

    hepimizin problemleri var, çözümsüz problemleri. sonra birisiyle tanışırız, bizden daha büyük problemleri olan birisi veya problemleriyle başa çıkamayan birisi ve bir şekilde zayıflıkları bize güç verir. basit gerçekler 62 numara: birisine yardım edersen kendine yardım edersin.

    ihtiyacımız olan şeyi biliriz. tüm zamanımızı istediğimizi nasıl elde ederiz diye planlayarak geçiririz, kimin yardımı dokunur, yolumuza kim çıkar? hamlemizi yaparız ve kimi zaman şanslıyızdır. tam da istediğimizi elde ederiz ve hayat daha berbat hale gelir. basit gerçekler 22 numara: ne dilediğine dikkat et kardeşim. çok ama çok dikkat et.

    lisedeki tarih hocanızın, insanlığın gidişatını büyük liderlerin verdiği kararların değiştirdiğini söylediğini hatırlıyor musunuz? sürtük yalan söylüyordu. sezar'ı siktir et. lincoln'u siktir et. mahatma gandi’yi siktir et. dünya sizin ve benim yüzünden dönüyor. bilinmeyen kişiler yüzünden. devrimler olur çünkü yeterince ekmek yok. savaşlar bir dama oyunu gibi olur.

    mazlumun yanında olmayı severiz. bilirsiniz, devre arasında, takımımız perişan bir haldeyken ve soyunma odasının yolunu tutmuşken, içimizden dua ederiz. geri döndükleri zaman maçı çevirsinler, sayı yapsınlar ve bu aşağılık orospu çocuklarını yensinler diye.

    oğlan kızla tanışır, oğlan kızı kaybeder. oğlan kızı alır. bu en güzel kısmı, değil mi? önceden olan bütün sorunlara rağmen, iki sevgili sonunda birbirlerinin gözlerinin içine bakar ve bam! hikâye biter. peki sonra oğlan kızın sinirini bozduğu zaman ne olur? oğlan kıza kaba şeyler söyler, kız oğlana laf eder. oğlan kızı çıldırtır veya tam tersi olur.

    aile! ailelerimiz kim olduğumuza karar verir, kim olmadığımıza. bütün ömrümüzde tanıştığımız herkesle olan ilişkilerimiz, aile bireylerimizle olan ilişkimizden köken alır. dünyanın neden göt olduğuna şaşmamak lazım!

    ailemizle aynı kandan olduğumuz için onlardan her şeyi yapmalarını isteyebiliriz, her şeyi. yalan, aldatma, ateş etmek. sadece yeni arabalarını ödünç istemeyin çünkü bununla sınırı aşmış olursunuz.

    "yatağını yaptıysan, yat uyu." bu saçmalık ne anlama geliyor, birisi söyleyebilir mi? tekrar yatıp bozmak için çarşafını düzeltmek, yastığını kabartmak, yatağını yapmak zahmetine girmezsin. aslında cümle şöyle olmalı, yatağında yattın, şimdi düzelt. ana fikir şu: hareketlerinin sorumluluğunu almalısın. sorumluluğunu.

    japon balığı, tüm hayatlarını 30 saniyelik aralarla yaşar. her yarım dakikada, ufak beyinleri hayatlarına dair geçen yarım dakikayı unutur. diğer bir değişle, bu küçük japon balığı mutluyken, tüm hayatı boyunca mutlu olduğunu düşünüyor, zira tüm hayatı 30 saniye öncesiydi ve bu küçük balık acıktığında, tüm hayatı boyunca aç olduğunu düşünüyor ve ölürken, bu küçük japon balığı tüm hayatı boyunca öldüğünü düşünüyor. bir hayal edin, ölüm, bu küçük japon balığının bildiği tüm yaşam olacak

    seni ve beni japon balığından ayıran şey nedir, kelebekten, ornitorenkten? zihnimiz mi? ruhlarımız mı? hbo'ya çıkabiliyor olmamız belki de. diğer hayvanları kafese kapatabilen tek tür insandır, kendi türünü kafese kapatabilen.

    bazı itiraflar vardır ki kendine bile söyleyemezsin. arzular, tutkular... eğer varlığını kabul edersen, olduğun kişi olmaktan çıkarsın ve dikkatlice kurmuş olduğunuz cephe çöker, etrafınızdakilere maruz kalırsınız. sizi gerçekten acıtır.

    napolyon bonapart. büyüyüp fransa imparatoru olmuş fakir bir italyan çocuğu. nerdeyse tüm dünyanın imparatoru olacaktı. belki "büyümek" yanlış bir ifade olabilir, boyu 1,60'dı sonuçta ama büyük bir fark yaratmak için büyük bir adam olmaya gerek yok.

    napolyon sürgünde öldüğü zaman doktorlar sikini kestiler. sikini süslü bir kutuya koyup rahibine verdiler. nedenini sormayın. yıllar boyunca napolyon'un siki en fazla parayı verene sürekli satıldı. bugün, en az üç kişi napolyon'un sikinin kendisinde olduğunu söylüyor; ama gerçek sikin kimde olduğu mühim değil. asıl soru şu ki: diğer iki sik kimlere ait?

    beklemediğin bir paket gelir, açarsın. bazen bir hediyedir bir şişe kaliteli şarap, bir akrabandan diyelim. bazen de unabomber'dandır. masum görünüşlü paket birden patlar.

    kendini bil. bunu sokrat söylemiş veya aristo veya bunlar gibi ölü, beyaz bir adam. kendini bilmek. bu yapabileceğimiz en zor şey.

    insanlar kim olduklarını düşünerek hayatlarını yaşıyorlar. koca, anne, evlat, avukat, doktor, pizzacı, baptist, yahudi, müslüman, italyan, irlandalı, ırkçı, siyah sonra bir şeyler oluyor ve bütün bu hayaller boka bulanıyor. gerçekle baş başa kalıyorsunuz. ürkütücü, yalnız gerçekle.

    insanlar üç şeyle tanımlanır: kafaları nasıl düşündükleriyle, kalpleri nasıl hissettikleriyle, sikleri kimi siktikleriyle. günün sonunda, hepimizin bir soruyu yanıtlaması gerekir tek bir soru ama kolay değildir. ben kimim?

    bağımsızlık bildirgesine göre hepimizin kesin hakları vardır. en önemlileri yaşamak, özgürlük ve mutlu olmaya çalışmak. yani her şey zaten bunun için değil mi? hayat, özgürlük mutluluk.

    merhamet başka birisinin başına gelen talihsizliğe acımamıza denir. merhamet, bizi bu talihsizliği hafifletmeye zorlar. merhamet, hayırseverliğin çocuğuysa adaletin de kardeşidir. çünkü her ikisi de insanların arasındaki görünmeyen bağlardır. merhamet hazırlıksız olur çünkü sefalet gayri ihtiyarîdir.

    cahile eğitim vermek, şüpheliye fikir vermek, günahkârı uyarmak. bu tip merhametleri gerçekleştirmek için iki şeye ihtiyacınız var: yardıma ihtiyacı olan birisi ve ona yardım edebilecek kapasitede birisi. diğer bir değişle, bir cahil, başka bir cahili eğitemez ve bir günahkâr başka bir günahkârı uyaramaz.

    âşık olan insanlar kimi zaman derler ki, "tepe taklak oldum." ama bu tabirin gerçek anlamını bilselerdi yine de kullanırlar mıydı bilmiyorum. eski kötü günlerde, suçlulara bir ikaz için yargıcın emriyle bileklerinden asılır ve tepetaklak edilirlermiş. bu terim acizlikten gelmektedir, şaşkınlıktan. aslında düşünürseniz, âşık olmak da böyledir.

    kumar heyecanı gibisi yoktur. hiçbir şey tahmin etmenin verdiği gibi müthiş bir his vermez. soluksuz biçimde zarların yuvarlanmasını beklersin, çarkın dönmesini, kartın düşmesini. şansın sana nasıl bir yazgı sunacağını beklersin.

    kazanmak ve kaybetmek, bir gümüş doların iki yüzü ama kazanmak her zaman en iyisi değildir. düşünün bir: bir anda bir sürü paranız oluyor. nasıl harcayacağınızı düşünerek endişeleniyorsunuz, nasıl saklayacağınızı, yatırımlarınızı. ihtiyacınız olmayan bir sürü eşya alırsınız ve sonra da bunalıma girersiniz. diğer taraftan kaybetmeninse, arındırıcı bir etkisi vardır. hiçbir şeyiniz yoksa ve hayatınızdaki tüm gereksizliklerden sıyrılırsanız özgür kalırsınız.

    birisinden intikam aldığınızda aslında ona olabilecek en büyük iltifatı yapıyorsunuzdur. sanki şey demek gibi, "hayatımı öylesine etkiledin ki karşılık vermem gerekiyor. senin hayatın da benimki kadar derinden etkilenmeli." intikam en büyük tebrik kartı olsa gerek. evet. bir düşünecek olursanız, klişe aslında gerçek: "intikam güzeldir."

    en kötü bıçak yarası kalpte olandır. çoğu insan bunu atlatır ama kalp asla eskisi gibi olmaz. daima bir yara vardır, bir süre için bile olsa, birisinin kalbinizin daha hızlı atmasını sağladığını size anımsatır ve bu yara izini ömrünüzün sonuna kadar gururla taşırsınız.

    vince lombardi demiş ki, "galibiyet her şey değildir, tek şeydir." ama lombardi'nin galibiyetten daha yüksek tuttuğu tek şey karakterdi. esasında karakter olmadan galibiyet olmaz. beni yanlış anlamayın. bazı oyuncuları önüne her çıkan kadınla yatar, çapkınlık yapardı ama her zaman duracakları yeri bilirlerdi. olması gereken bu. iyi bir adam duracağı yeri bilir.

    belki ölürken söylediklerimiz ardımızdan söylenenler kadar önemli değildir. öldüğünüzde, birisinin sizin arkanızdan söyleyeceği en güzel şey nedir? en kötüsü nedir? kim olduğunuz ikisinin arasındadır veya belki kelimeler bir hayatı tanımlamak için kifayetsizdir. belki yaptıklarınız tanımlar.

    sigmund freud'a göre rüyalarımızın amacı toplumun kabullenemeyeceği belirli içgüdüsel dürtülerimizi tatmin etmektir. örneğin, baskıcı bir babayı öldürmek fikri normalde çok korkutucu olacakken bunun yerine rüyamızda patronumuzu camdan attığımızı görürüz. freud, zihnimizin, kuvvetli hislerimizi dizginlemek için rüyalarımızı düzenlediğine inanırdı ve birisinin bu duyguları ne kadar azsa, uyanıp işe gidip, iyi bir vatandaş olabilir.

    uyurken, uykunuzda rüya görürken birisi içeri girer, ölmüş olan birisi, sevdiğiniz birisi, babanız, anneniz, arkadaşınız ve bu kişinin sağlıklı ve yaşıyor olmasına sevinirsiniz. konuşma fırsatı bulamadığınız şeyleri konuşmaktan dolayı mutlu olursunuz ama sonra uyanınca sevdiğiniz kişi hala ölüdür ve tekrar yas tutmanız gerekir.

    erotik rüyalar en güzelidir. yaklaşık 12 yaşındayken görmeye başlarsınız. her bir geceni dünyanın en güzel kadınlarıyla sevişerek geçirirsin... pam grier, barbi benton, hatta beşinci sınıftaki tatlı, küçük jodie jensen'la. sonra büyürsün ve bu tarz rüyaları görme sıklığın azalır ama artık gerçeğine kavuşmuşsundur, kim umursar ki? sonra bir gün fark edersin beraber olduğun kadın, belki de evlendiğin, barbi benton'a benzemez. pam grier gibi değildir ve seni asla jodie jensen gibi saf ve masum bir şeklide sevmeyecektir. erotik rüyalar... bir çocuk bunu kıymetini bilemez.

    bir seferinde rüyandaki herkesin aslında kendin olduğunu duymuştum. hatta kendini ve katlanamadığın bir serseriyi bile rüyanda görsen, aslında gördüklerin kendin ve katlanamadığın serseri tarafındır.

    insanlar daima geleceklerini öğrenmek ister. kart falı baktırırlar, el falı baktırırlar, kafalarındaki yumrulara bile baktırırlar ama kart, kredi kartı değilse neden baktırasın? eğer avucunda bir şey tutmuyorsa bırak siktirip gitsin, eğer kafandaki şişlikler okuyacak kadar büyük değilse, geleceği öğrenmeyi unut çünkü senin sorunların hemen, şu anda demektir.

    "cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir." her iyi niyette bir bokluk vardır. "irademin iyi yanı beni belaya götürür. "siktir! neden iyi olmaya çalışayım? eğer iyi niyet sizi ateş gölüne sürüklüyorsa, kötü niyet nereye götürür?

    bazen en kötü şey, olabilecek en lanet... lanet şey bütün hislerinin son sürat çalışmasıdır.nasıl mı kötü olabilir? yaptığımız bazı şeyler vardır ki aynı anda gördüğünüz, dokunduğunuz, duyduğunuz, kokladığınız ve tadını aldığınız zaman ölmek istersiniz.

    çöp, bir zamanlar bizim için değerli olup artık işimize yaramayan şeylere denir. çöplerin bir kısmı saklanır ve tekrar kullanılabilmesi ümit edilir. kimi çöpler de atılır ama her iki türlü de ortadan kalkmaz. sadece gözümüz görmez. çöp yine de hala bir yerlerdedir.

    derler ki bir adamın çöpü başka bir adamın zenginliğidir. denizdeki balık gibi, birisinin istemediği ve ihtiyaç duymadığı bir şeyi ondan alırız. antikacıya gideriz ve müzayedeye tonla para dökeriz. kazanınca da gurur duyarız ve bazen sevdiğiniz birisi ölünce, en aptalca eşya, anahtarlık, yıpranmış bir kıyafet birden çok özel bir hale gelir.

    (bkz: augustus hill)

    (bkz: oz)
  • "borcum borçtur. ne inkâr ederim ne de öderim"
  • öldürmek
    hırsızlığı cezalandırmak için çok ağır, hırsızlığı önlemek içinse çok hafif bir
    cezadır.
    -t.moore.
  • keşkeler düşsün diline
  • önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. aşağılık insanoğlu her şeye alışır.

    (bkz: dostoyevski)
  • "insan bir şeyden haz alabilmek için o şeyin yokluğunu, ızdırabını tatmaya muhtaç. açlık gibi, soğuk gibi, yalnızlık gibi. ama istenen bir kere ele geçti mi verdiği haz sönüp gidiyor. yani geçici şekilde tatmin olmak mümkün ama mutlu bir halde sürekli kalmak imkânsız. mutlu olmak insan tabiatına aykırı mı yoksa?"

    *
  • pırlantaların en değerlisini içimde taşıyorum, o da vicdanımdır.

    william shakespeare
  • "insanları, hayatından hata yaptıkları için değil umudun kalmadığı için çıkarırsın."
  • "şiddeti dua ederek durduramazsınız."

    (bkz: malcolm x)
  • "aldığım en büyük ders hiçbir koşulda ve hiçbir sebeple taviz vermemem gerektiği. zor zamanmış, iyi değilmiş, yanlışlıkla olmuş, öyle olacağını düşünememiş...
    ben kimsenin alttan alındığı durumları bir daha yapmadığına şahit olmadım."
113 entry daha