şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ip)

    kısacık bir şey. neden sakladığımı hatırlamıyorum ama hala cüzdanımın bir köşesinde durur. şans getirsin diye belki de. ha şimdiye kadar bir faydasını gördüm mü? yok valla..

    bonus; (bkz: hatıra diye arkadaşın çükünü kesmek)
  • (bkz: sütyen askısı)
    arkadaşımla cafede sohbet ederken kız gayri ihtiyari bir hareketle (zaman zaman rahatsız olan her bayan gibi ) sütyenini düzeltiyordu.. öyle avuçlamıyordu yani tahrik olmayın hemen.. çat diye koptu askısı.. bluzunun yakasından cıktı yapıştı suratına :) güldük beraber.. çok güzel bi mavisi vardı askının.. ver dedim.. verdi.. sakladım uzun süre.. itiraf ediyorum arada kokladım da..
  • dondurma kaşığı. gerçi üzeri karıncalandı falan ama olsun, hatıra işte.
  • okulunuzun mezuniyet seramonisi sırasında geleneksel olarak 3. kattan atılarak kırılan testinin eciş bücüş bir parçası da olabilir bu
  • içilen ilk sigaranın izmariti.. (leş gibi kokuyor yahu)
  • kum. karayiplerde çalıştığım zaman st.maarten'de bi plajdan almıştım.

    düzeltme burası: grand bahama imiş. yazmışım üstüne.
  • lacivert bir ortaokul * hırkasının sürekli dışarı çıktığı için sınıfta kesilen etiketi... neden diye sormayın... kimin hırkasıydı hiç sormayın... nasıl alındı ve saklanmaya karar verildi orası eski bir defterde saklı....

    (bkz: that must be love)

    (bkz: gençlik günceleri)
  • bu nesneler, hatıra kutusu diye bir kutuya konulur. dolabın birine kaldırılır. yıllar sonra bu kutuyu neşeyle açtığınızda, bir bakarsınız ki yıllar önce bir bardan aldığınız bardak altlığının üstünde rengarenk böcekler halay çekiyor.
  • boş kola kutusunu saklayanları bilirim. içindeki kola kalıntıları kurumuş yapış yapış olmuş. hey gidi, taş, sopa nedir ki? nesne saklama hastalığı diz boyu.
  • tatak. bilgisayar sandalyesinin altında 6 sene kadar sakladım. her birinin ayrı bir hikayesi var... geçen sene mezun olduktan sonra memleketime evime döndükten sonra baktım hala öylece duruyorlar... bıraktığım gibi... askere gidicem dedim helalleştik...