şükela:  tümü | bugün
  • universite ikinci sınıfta; anamurda bulunan keciyutan magarasini diplemek, haritasını cıkarmak ve su ornegi almak icin yedi gun boyunca altı kisi arazide okulun verdigi ton baligi konservelerini (ekmeksiz) yiyip, efes gunesi icip, asker marka sigara tutturerek takilmistik parasizliktan. hayatimin en guzel ekibi ve faaliyeti idi.
  • yurtta kalınılan gençlik günlerinde yarın akşam mönüde mantı olduğu soylentileri yayılmaya başlayınca, bir tabak daha fazla yiyebilmek için gece yarısı herkes uyurken yurt teyzeleriyle birlikte mantı açmak,

    et yemeği varmış holleeey! diye sevinip, akşama yüzen yağın içinde bir dirhem kuş başı etle karşılaşmak ve ertesi gün pazara gidip bir liraya koca bir salam almak afiyetle yemek ve ölmemek,

    kenkart bitmesin diye okula gitmemek ve tabiii
    defter bitmesin diye de not tutmamak.
  • lise 2 idim sanırım, babamın verdiği harçlık -zaten orta kırat birşeydi- bitmiş gitmiş, ayda bir kez kontör alınıyor bana, o da 100 kontör. peder bey para konularında şımartmaya nasıl karşı, nasıl disiplinli, adeta bir alman! görülmüş şey değil, haftalığımı bitireceğim de "babaaa, param bitti bana para ver" diyeceğim.. eee? para bitmiş, kontör bitmiş, sevgilimi aramam lazım, kavga etmişiz, yok yok yok! son çare, evde kullanmadığım gümüş küpelerimi, saatimi filan toparladım, okulun ordaki gümüşçüye satacağım. çok para vermezler, biliyorum ama, kontör alsam bana yeter. neyse gittim adama, büktüm boynumu, dedim "bunları satsam ne olur?" amca aldı eline, evirdi çevirdi, dedi "bu saat gümüş değil ki!" başımdan aşağı kaynar sular indi, oysa benim en büyük umudum oydu.. "nasıl olur, hay allah" filan diyorum... amca başını salladı, "bu küpeler bir şey etmez, al tak daha iyi, satarsan o parayla bunların birini bile alamazsın" dedi. "peki" dedim usulca, aldım küpelerimi ve artık gözümde dandikleşen saatimi, kös kös yürüdüm otobüs durağına...

    ve sanırım ilk kez o akşam "eeehhhhh başlarım lan disiplinine! varlık içinde yokluk çekiyorum resmen!" deyip babamdan ekstra para istedim. o kadar şaşırdı ki, kabul ediverdi o anda. ama hâlâ ner zaman hatırlasam içim burulur, utanıp okulun yanındaki o gümüşçünün önünden geçememiştim resmen iki ay!
  • öğrencilik yıllarında genellikle her ayın 6sında öğrencilerin edindiği anılardır. yine öyle bir günde dolapta bulunan 4 adet erik ve masanın üstündeki yarım ekmek ile yapılan ekmek arası erik ise en uçuk örneklerdendir.
  • günün anlam ve önemine uyarsak, universiteden bayram tatili icin eve dönerken param kalmadigi icin iftari yarim paket bisküviyle yapmam, diger yarisini sahura saklamam.
  • ramazan boyunca günde bir pide. yarısı sahurda yarısı iftarda. gözlerim dola dola boğazımda lokmam düğümlene düğümlene yerdim o pideyi.
  • liseye giderken cebimde sadece yol parası olması. bu benim içimi pek burmasa da annemin peşimden ağladığını bilmek ağzıma sıçıyordu yol boyunca. şükür geçti o günler.
  • bu anıların bir kısmında para yetersizliği nedeniyle az yemek yenmek durumunda kalınmış, ben de fakir bir çocukluk yaşadım diye bilirim ama hiç başıma gelmedi. yani bir pide 1.5 tl 2 tane 3 tl. pide değil de ekmek alsan iki ekmek 1 tl falan. bunu bulamamak uç bir parasızlık. diğer yandan insan normalde yediğinin yarısını yese bile kısa vadede hiç bir şey kaybetmiyor galiba. normalde olanın büyük kısmı bedene zulüm.
  • aslında bu anılar hatırlandıkça iç burkmaz . bilakis tebessüm ettirir.

    iç burkan kaybedilmiş güzelliklerin hatırlanmasıdır.
  • bu benim değil kuzenimin bir anısı: *

    kuzen ve arkadaşları kaldıkları evin internet faturasını, "internet nasıl olsa su gibi, elektirik gibi cart diye kesilmiyor" düşüncesiyle üç dört ay ödemezler. o fatura milföy hamuru gibi kabara kabara 200-300 lira olur. en sonunda faturayı ödemeye giden arkadaşlar üstlerinde ne kadar para varsa vezneye koyarlar, artık ceplerinde sadece birkaç kuruş kalmıştır. parayı bozamayan veznadar o anda sorar:

    - bir 5 liranız var mı?
    - sence başka paramız var mı?!

    veznedar soğuk ve acıyan bakışlarla parayı bozar vs.