şükela:  tümü | bugün
  • askerde sevgilim tarafından terk edilmişim. salakça bir duyguyla sevgilimin bana geleceğini düşünmüşüm. ve bunu iliklerime kadar hissettiğim bir an istanbul vapurunu karşılayıp, içinde onun olduğu inancıyla bütün yolcuların inmesini sabırla beklemişim. sonra mal gibi gerisin geri dönmüşüm. yazıktı lan o çocuğa. hala içimi burkar o çocuk ve yalnız kalmışlığı.
  • okulda parmaklıkların ustune dusmustum bacak yarıldı kaba etım delındı falan. daha 2. sınıftayım nese benı hemen hastahaneye goturduler.

    mudur yardımcısı babamı aradı toplantıdayım sımdı gelemem demıs. anneme zaten ulasamadılar. tamam halin vaktın yerınde paran pulun var zengınsın ama ıste o kadar ne anam vardı yanımda ne babam hala o gun aklıma geldıgınde mudur yardımcısının yanında aglayamadıgım gelır aklıma içimi çekmiştim hep halbukı ben annemın kucagında hungur hungur aglamak ıstemıstım eve goturduler kapıyı evdekı hızmetcıler acmıstı bızımkıler geldıgınde artık bacagım acımıyordu zaten onlarda pek ustunde durmadılar.
  • asosyal bir yapım var zaten, pek arkadaşım da yok.
    hatta ciddi olayım hiç yok.
    yok yok üzmüyor bu durum beni..
    neyse bi gün evde yine tekim, hava kararmış ben pencereden gökyüzüne bakıyorum falan, artık nasıl canım sıkılmışsa ışıklar kapalı, tv kapalı.
    telefona abanıyorum.
    rehberden açacağına inandığım çoook eski arkadaşlardan birini arıyorum
    4 yıldır görüşmediğim biri.
    açılmıyor ..
    başka bi no netten tanıştığım biri.
    açılmıyor.
    kuzeni arıyorum .
    açılmıyor.
    en son annemi arıyorum
    yok açılmıyor.
    en azından biri belki görünce döner diyorum, hiç olmasa bile annem yani.
    ama nerde..
    telefon rehberimden çoğu kişiyi temizliyorum.
    yaaa diyorum varoş, yaa hayat böyle bir şey..
  • yine bir istanbul-bursa yolu.
    şehirler arası otobüslerde büyüyenlerden biriyim ve en çok bu yolda uzadı boyum.
    yalnızlıktan ağlamak üzereyim.
    bütün ısrarlara rağmen yine uzun kalmıyorum ailemin yanında.
    bekleyenim varmışcasına koşuyorum bursaya.
    yine her zamanki otobüsün herhangi bir koltuğunda koridor tarafındayım.
    kapıya orası yakın çünkü.
    kaçacağımdan değil de, öyle işte...
    yanıma bir kadın oturuyor.
    feribota kadar ikimiz de sessiziz.
    feribottaki sigara molasından sonra tekrar otobüse bindiğimde benden yardım istiyor.
    "boğularak ölmekten korkuyorum, sohbet edelim mi? lütfen..."
    gözleri dolu dolu. sesi tir tir.
    "asıl sen bana yardım etsene. yalnızlığın allaha mahsusluğu en boktan yalan. görüp görebileceğin en yalnız insanım ben. bileklerimi kessem; binaya çürümüş ceset kokusu yayılmadan fark etmez kimse öldüğümü. kim bilir kaç aydır herhangi bir insanla sohbet etmedim biliyor musun? ben de bilmiyorum. sohbet edelim mi? lütfen..." diyemiyorum.
    "tabii, isterseniz elimi tutun" diyorum pür heves.
    gözlerim dolu dolu. sesim titremesin diye çabalıyorum. belki başarıyorum. bilmiyorum.
    hiç tanımadığım kadına bütün hayatımı anlatıyorum.
    surat ifadesi bir kere bile değişmeden, ağzından tek kelime çıkmadan bir saat dinliyor.
    adını bile bilmediğim kadın aylardır beni dinleyen tek insan oluveriyor, elimi daha sıkı tutuyor.
    "biliyor musun?" diyor. bilmediğimi o da biliyor.
    onu da dinlememiş ki kimse. nasıl başlanır söze nereden bilsin.
    "babam okul müdürüydü. sekiz yaşındaydım. iki küçük kız kardeşim vardı. bir gün babamın odasına girdik. yerde yatıyordu. kalbi durmuştu. bağırdım ama duymadı. kardeşlerimin gözlerini kapattım. ben ablaydım. sonra bir daha toparlanamadım."
    benden yirmi sene önce doğan kadının bütün hayatını dinledim. onun bir kocası, iki oğlu vardı. ama kimsesi yoktu.
    benden yirmi sene önce doğan kadına bütün hayatımı anlattım. benim annem babam, kardeşim vardı. ama kimsem yoktu.
    birlikte üç saat yol gittik. bir ömür yol aldık.
    adını otobüsten inerken öğrendim.
    aylar önce tanıştığım elvan teyzenin gözlerinin rengini bile hatırlamıyorum şimdi.
    umarım mutludur.

    yine bir yalnız cumartesi.
    ama bu kez tedavi olmaya başlamışım.
    yavaştan toparlamışım ortalığı.
    dünya zindan değil artık.
    olsun, yine de yalnızım o cumartesi.
    ağlamıyorum ama yalnızım.
    acıtmıyor ama yalnızım.
    sızım var hafif hafif.
    kendimi sokağa atmam lazım biliyorum.
    öyle zor ki yalnız yürümek.
    sürekli iş icat ediyorum.
    çıkamıyorum.
    birilerini arıyorum.
    kim olduğu önemli değil.
    yolda yürürken sesi kulağımda olsun yeter.
    pazara gidip yeşillik alıyorum.
    bulabildiğim bütün yeşilleri alıyorum.
    dönüşte parka gidiyorum.
    oturacak bank yok.
    bir teyze var, o da yalnız.
    gülümsüyor bana, fırsat biliyorum tebessümünü.
    sigaramı yakıp yanına kuruluyorum.
    hemen konuşmaya başlıyor.
    o da sıkılmış bir başına.
    yıllar önce girdiği depresyondan çıkış hikayesini anlatıyor.
    sıra bana geldiğinde aradan geçen iki saati fark etmeden başlıyorum.
    yaklaşık iki saat de ben anlatıyorum.
    ona da döküyorum neyim var neyim yok.
    hava soğumaya başladığında üşüdüğünü fark edince, "benim evim hemen şurası, gidelim mi?" diyorum.
    hiç ikiletmiyor.
    çok yalnız, çok sıkılmış.
    evim dağınık ama ıhlamurum var.
    ikişer kupa ıhlamur içiyoruz.
    en mahrem sırlarımızı paylaşıyoruz.
    bana cinsellikle ilgili öğütler veriyor.
    saatlerce kikirdiyoruz.
    benden otuz iki yıl önce doğan kadınla günü akşam ediyoruz.
    giderken "ara ara tıklatırım kapını, erkek arkadaşın evde olursa giderim, olmazsa otururuz" diyor.
    "nolur gel arada, o olsa bile mazbuttur, sohbet ederiz üçümüz, gel olur mu?" diyorum.
    gözlerim dolu dolu değil, titremesin diye sesim çabalı değilim.
    her şey ne güzel.
    birkaç gün önce tanıştığım, hiç korkmadan eve aldığım-korkmayışıma ertesi gün şaşırdığım-yasemin teyzenin gözleri elaydı.
    umarım yine gelir.

    ertesi gün fark ettim, pazardan maydanoz diye aldığım şey aslında maydanoz değil. yaprakları daha büyükçe tadı maydanozla uzaktan yakından alakası olmayan bi ot ama o otun ne olduğunun bir önemi yok. çünkü önemli olan o otu salataya doğrarken yanımda köfteleri pişiren birinin olması. sofrayı birlikte kurduğum adama aşığım. yalnız değilim. beni yalnız bırakmayan adama aşığım.
  • evimden çıktım, yürüyerek metro durağına gittim. bornova o zamanlar son durak olduğu için tüm yolcuların inmesini bekleyip vagona bindim. konak'ta indim vapur iskelesine yürüdüm. karşıyaka vapurunun aşağı yan açık kısmına oturdum. sefer esnasında şehire değil denize bakacak kısmına; sola... vapurdan inince direk yolun karşısına geçip karşıyaka çarşıda adımlamaya başladım. önce sağa sapıp, evdeki sıkıntımı giderecek bir şeyler bulacağım umuduyla pan kitabevine attım kendimi. bir şey almadan çıktım. tekrar çarşının ana kalabalık yoluna yaklaşırken; geçen ay, bir arka sokakta kalan karşıyaka oda tiyatrosundaki ''tek'' kişilik oyunu ''tek'' başıma izleyişimi hatırlayıp gülümsedim. çarşının anayoluna çıkınca, yolun dolmuş durakları ve banliyö kazısı olan çıkışına varmak istemedim ve biraz yürüyüp bu sefer soldaki ilk sokağa saptım. daha geçen hafta oradan, eşi öldükten sonra izmir'e taşınan köy enstitüsü öğretmen okulu mezunu ve babamın memleketten öğretmeni tanıdığımızın evine gitmek için şemikler dolmuşuna binmiştim çünkü. arar, evine davet ederdi beni. geldiğimde 3-4 tane taze gazete alınmış, hazır beklerdi. açar onları okurduk, haberler üzerine konuşurduk. trt 4'ün yerine trt müzik getirip sanat müziğinin içine arabeskle etmelerine ramak kaldığı günlerdi. açardı, türk sanat müziği dinlerdik. müzikle eskiye gider köyde yaptığı öğretmenliği anlatırdı, emekleri karşısında utanırdım. köy enstitülerini kapatıp bu insanları nasıl bitirdiler diye düşünürdüm. ben düşünürken kalkar, içinde siyah beyaz fotoğraflar olan küçük bir karton kutuyla gelirdi. yeşilçam artistleriyle çekindiği fotoğrafları, memleketten benim hiç tanımadığım ortak tanıdıklarımızn fotoğraflarını gösterirdi. karısının fotoğraflarına gelirdi sıra. o zaman annabel lee şiirini ezbere okurdu. şiiri okurken fotoğraflara bakışından karısını nasıl sevdiğini anlardım bu yalnız yaşlı adamın. yemek yapardı yerdik. sonra gitmeden önce ben evin yerlerini süpürür silerdim. en son kapıdan çıkarken de bir üniversite öğrencisi için hayli işe yarar bi para sıkıştırırdı elime. işte bu kısmını hiç sevmezdim. içimden gelerek yaptığım ziyaret, sohbet ve ev temizliğinin üstünü örtülür, kendimi çıkarcı gibi hissederek ayrılırdım oradan. bu yüzden hiç sevmedim o dolmuş duraklarını ve evet kalabalık ana yürüyüş yolunu, sonu gelmeden terkedip soldaki sakin sokaklardan birine saptım. balıkçıların olduğu biraz karışık yerleri geçip, önünde güzel arabalar olan ufak bahçeli, 4 katlı apartmanların olduğu sakin sokaklarda gezdim. tekrar sahile doğru döndüm ve osman bey parkına girdim artık tabanlarım ağrımaya başladığı için oturmaya niyetlendim ama parkta sadece emekli subay eşi teyzeler ve çocuğunu oynatmaya gelen anneler olduğu için kendimi oraya ait hissetmedim ve eve dönmek üzere iskeleye yöneldim. bunları yaparken 21 yaşındaydım. yaşıtlarım akın'da edem'de waffle yiyor, küçükpark'ta bira içip sohbet ediyorlardı.
  • 1 ay önce ateslendim . yataktan kalkamiyorum o derece . yalnız yaşayan bir insanım . yatıyorum yine ağzım dudaklarım kurumuş sanki su icmessem öleceğim . dudaklarımdan zorla bi kelime döküldü . xxxx su getirir misin ?
    kafami kaldırdım baktım şöyle etrafa birden bi ağlama tuttu . çünkü xxxx diye çağırdığım insan 1 ay önce beni terkedip gitmişti . ışte o zaman anladım yalnızlığı .
  • haydarpaşa gebze tren hattının çayırova istasyonundan yenimahalleye kadar, kış geceleri iş çıkışında, 3km, ayaza karşı yürürken... eller cepte, sırtta soğuk, cepte meteliksizlik, akılda hayaller...
    böyle birşey işte.
  • rehberi bastan sona okuyup mesaj atacak birini aradığım zamanlar benim icin bunlardandir...

    bi de sey var mesela, tartistigin ya da bi sekilde araniza mesafe giren arkadaslarinizla sorunlarinizi konusacak kimsenizin olmamasi da sayilir bence.
  • 11 nisan 2015 gecesi tek başına yaşanılan ve bir yetmişlik viskinin dibinin bulunması ile sona eren anıdır.

    sevgili olmadığından tek başına içilendir.
  • kimse olmamasına rağmen evdeki herhangi bir odaya girerken odanın kapısını tıklatırdım...