şükela:  tümü | bugün
  • işin sırrı hem efendi olup hem piç olabilmekte bu ikisini aynı anda başaran nazik aklının çalıştığını belli eden bir erkeği reddedecek kadın sayısı çok azdır arkadaşlar.
  • hayatlarinin belkide pismanlik duyacaklari kararlarindan birisini vermek uzere olan hanim arkadastir. bu pic dedigimiz insanlardan ayrilmaninda zor oldugunu dusunmekteyim. gerekli tehditlerle kendilerine baglamayi severler ve cool tavirlariyla kizlarda degisik bir etki birakirlar. her kiz bunlarla evlenilmemesi gerektigini bilir ama yinede beyinin gerek duyulmadigi bir iki veya uc aylarini bunlara harcarlar.
  • “ben seni üzerim.” dedi diyor. -bu cümle kalıbıyla başlayan tercihlerdir.

    biliyorum. kadınlar olarak biliyoruz hatta.
    seni düşündükleri için, seni üzmek onları üzeceği için söylemiyorlar bu sözü. aksine, bodoslama atlayacaklar üstüne, arayacaklar, gelecekler, gidecekler. sonra gidecekler ama hep. olur da bir şey söyleyecek olursan, “ben sana demiştim” diyebilmek için yolunu yapıyorlar sadece.

    takılmak istediler sadece, duygularını reddettiler. ben incindim. ben gerçekten çok incindim. sonra geldiler ama. dedim ya, istisnasız hep gelirler. bir kere çalarlar belki bir milyon kere zihinlerinde çaldıkları kapını.

    acıdın değil mi sen de. o yere göğe sığmayan adam sadece bir zavallıydı çünkü. acısının hakkını vermemiş çünkü zamanında. kalbi durmadan kırıldığı için giden kadının artık bir kalbi olmadığını unutmuş, kendi yarattığını canavar ilan etmiştir.

    o hikayeyi de çok dinledin değil mi. o cadı kadınlar hep üzüyordu bu masumları. kendimi düşündüm sonra. arkamdan onlarca kez kalpsiz denilişini. sanki kalp bırakmışlar gibi. ben de başkalarının hikayesinin canavarıydım.

    sahiden sormak istiyorum bir kaç kişiye bu hikayenin yeterince ekmeğini yedin mi diye. çünkü biz kadınlar olarak bu konuda çok geri zekalıyız. cinsimizin bozduğuna inandığımız bir şeyi hemen sarıp sarmalarız. ben di mi, ben. kötü cadı. neler etmişim öyle senin herşeyine.

    şimdi bunları yaşayan arkadaşımı dinlerken aklım başıma geliyor. o adamlar yaralı falan değil. sorumluluktan kaçıyorlar. kim bilir kaç kadının hayalleri var eteklerinde.

    geldiler ve gittiler. sevdiler, sever gibi yaptılar ve gittiler. yine geldiler, uyudular. sohbet edip yemek yediler sizinle.

    siz ne zaman ki ilişki'nin i'sini telaffuz edecek oldunuz, frene bastılar “ben seni üzerim.”

    haklılar. vallahi haklılar. çünkü sizin onu üzebileceğinizi fark ettiler. siz gittiğinizde, eksik kalabilirlerdi. ne kadar yaklaştırırlarsa kendine, o kadar kopartıp götürebilirdiniz çünkü.

    bu olmaz. anlamıyorsun, bunu kaldıramaz. çünkü güçlü değil. seni üzüp, gönlünü alacak kadar bile duygusal becerisi yok. o kaçmaya alışkın. kavga etseniz telefonu kapatır; ağlasanız susun diye sarılır. bağ kurmakla ilgili dertli adamlar bunlar. aslında gerçekten kırgınlar. eğer siz onu sevmezseniz size bir ömür de aşık kalırlar. sevildiğini fark ettiği anda siz, tahammül etmeye mecbur olacaksınız. kanayacaksınız.

    her kadın bir kara delik. bakın etrafınızdaki ruh hastası erkeklere, kara deliğe kaçıp boğulmamak için her yere saldırıyorlar.

    ve asla büyümüyorlar.
  • çünkü onlar zordur ve kadın her zaman zor olanı elde etmek ister. zoru başarmanın hazzı ise bambaşka
  • 30'a doğru evlenmek için yapacakları efendi adam tercihinin karşılığı olarak at yarrağı avuçlayabilirler, bazıları birer zavallı bulabiliyor tabi.
  • efendi adam harekete gecmiyor bir turlu, aylarca arkadas modunda takiliyor. sinemaya falan gitsen kardesi gibi muamele ediyor. saygisindan cinsel icerikli espri bile yapmiyor. siz boyle kardes kardes gezerken kasarin biri gelip adami kundeye getiriveriyor
  • eskiden di la o
  • ergenlikte oluyor böyle düşünceler.
  • öncelikle belirteyim, tamamen alıntıdır. nette tesadüfen gördüm ve aynen kopyalıyorum. üstüne alınan alınsın. *

    ''kadınlar, sevgili olmayan/olmayacak erkekleri diğer kadınlar ile anlaşamıyorum kisvesi altında hayatlarına sokarlar. gariban erkek, hayatlarına girer. girmemesi güçtür. altını çizerek, tekrar ama tekrar söyleyebileceğim bir şeyi yazıyorum; erkekler kadınlardan daha duygusaldır. kadınlar kedi sevmeyi, battaniye altında üşümeyi, soğuk havada cam kenarında kahve içmeyi, sevdikleri için ağlamayı duygusallık sayarlar, zannederler. bu yaptıkları sadece samimiyetsiz bir klişeler görüntüsüdür. erkek daha çok hisseder, daha çok acı çeker, daha büyük ve yüce sever, ayrıldığında daha zor unutur. dağı delen şirin değil ferhat’tır. çölleri aşan leyla değil mecnun’dur. şirin ve leyla o esnada saraydaki odalarında beklemektedirler. olay bundan ibaret, bir erkeğin sevdiği için yapmayacağı şey yok. kadınlar böyle değil, zoru görünce kaçar gider çoğu. istisnaları ile tanıştım. hepsi evli/erkek arkadaşları var. adamlar bu kızları 15-16 yaşından affedersiniz ama kapmışlar. 10 yıldır da ayrılmamışlar. niye ayrılsınlar ki?

    konuya tekrar dönüyorum. kadınlar bu adamları hayatlarına soktuklarında ne düşünür hisseder bilmiyorum. ancak varsayımlarla yola çıkabilirim. ama bu adamlara bu kadınlar içlerini döker. içlerini dökmekten de öte saatlerce kendi hayatları ile ilgili gereksiz ayrıntıları anlatırlar. “ya ben kolyemi kaybetmişim” “çanta almam lazım” “italyan erkekleri çok yakışıklı ya” vs vs gibi bir erkeğin hiç ilgisini çekmeyecek, çekmeyen şeyleri anlatırlar. kadınlarla aralarında bu konuşmaları pek yapamazlar. çünkü kadınların bazı özellikleri prototiptir. hangi kadına sorsanız “ben farklıyım, bu camiaya ait değilim” der ama hepsinin, özellikle türkiye’de, hepsinin ortak özelliği dengesizlik’tir. dengesiz olmayan bir kadınla henüz daha karşılaşmadım. kendine dürüst olan kadınlar bunu kendilerine de itiraf ediyorlar, size de. “evet dengesizim” diyorlar. çirkin olanları(karakter olarak, fiziksellik tamamen giri dışı) suçu yine sözde duygusallık, hormonlar ve pms dönemlerine atıyor. iyi de norveçli kızımız da pms oluyor? onda hormon yok mu? ya meksikalı? o da her ay yumurtalarını atıyor? senin fizyolojik olarak farkın ne ki?(ekstrem durumlar olabilir, konu dışı)

    neyse efendim, bu kadınlar hayatlarındaki her şeyi erkeklere anlatıp anlatıp mutlu olurlar. paylaştıklarını zannederler. aslında hissettikleri içlerindeki her şeyi kusup, yalnız kaldıklarını düşünerek birine tutunma ihtiyacıdır. erkek bunları dinlemek istemez ama yine de katlanır. kadın hayatını o kadar çok erkeğe kusar ki, erkek bir noktadan sonra kadının hayatının bir parçası olduğunu hisseder. istemsizce kendisine karşı duygular beslendiğini düşünmeye başlar. her erkek düşünür, ben de düşündüm arkadaşlarım da. bir kadın her sabah kalkar kalkmaz size günaydın diyorsa, gece yatana kadar en fazla 20 dakika aralıklarla sizinle konuşuyorsa, akşam en son size iyi geceler deyip yatağına giriyorsa, sizinle konuşmayı seviyorsa ve bir şeyler anlatıyorsa her erkek, o kadının kendisine karşı ilgi duyduğunu düşünür. ama işin aslı böyle değil.

    kadınların bu yaptığını zaten erkekler istemiyor ama kadınlar ısrarla yapıyor. halbuki bunu yapmak için psikolog diye bir kavram var. 1 saat gidip aşağı yukarı 100 tl bayılıp hiç susmadan, ağzın kuruyana kadar her şeyi anlatabilirsin. ama kadın bunu istemiyor. o erkeği istiyor. çünkü o erkeğin ilgisine ihtiyacı var. bunu arzuluyor, buna şiddetle ihtiyaç duyuyor. ama istediği sadece ilgi. başka bir şey değil. “seninle hep konuşurum, habire bir şeyler anlatırım. seni hatta özlerim. kimbilir belki bir gün seni severim ama asla ama asla benden bir şey bekleme!! sevgilin olmam!!” der kadın. o erkeğin ilgisi önemlidir ama o erkek beyaz atlı prens kesinlikle değildir. beyaz atlı prenslere hayat anlatılmaz, dertler, sorunlar, mutluluklar, coşkular anlatılmaz. beyaz atlı prense sadece aşık olunur. kadın aşık olunca saçmalar zaten.

    bu hataya erkekler çok sık düşüyor. bakın yeniden diyorum, ben de düştüm. 30 yaşındayım ve 31’den gün alıyorum. bunu aydınlatma amacıyla yazıyorum. aynı zamanda çok yakın bir arkadaşım da bu durumu yaşıyor. yaşadı. adam geldi bana bir gün dedi ki “abi ben bir kızla günde 10 saatten fazla konuşuyorum. sürekli bir şeyler paylaşıyoruz. beni rüyalarında gördüğünü söylüyor, beni özlediğini söylüyor. hatta bana beni sevdiğini bile söyledi!”. “eee, ne güzel işte beraber olun o zaman. tut elini, sarıl ve takılın” dedim haliyle. adamın bana dediği şu; “abi kız seviyor ama sevgili olmak istemiyor..”. oğlum manyak mısınız siz? nasıl bu konuma düşürüyorsunuz kendinizi? sonra günde 2 paket sigara içip alkol masalarından kalkmıyorsunuz. hiç mi anlamıyorsunuz, günde sana 10 saat abuk sabuk şeyleri anlatan kadına sen değil anlatmak iyi geliyordur. senin yerine put koysalar kadın o puta da anlatır. köpek koysan ona da anlatır. ama onların vereceği ilgi senin ilgine eş değil. çünkü sen zamanla seveceksin. onu düşünecek, arzulayacaksın. folloş hale geleceksin. kadının niye umrunda olsun? ona göre siz yakın arkadaştınız(!), ama sen duygular beslemeye başlayınca her şeyi mahvettin. bu kadar basit.
    neyse, bu adam gitti 2 hafta sonra aradı beni.

    adam gözyaşları içinde. bildiğiniz salya sümük ağlıyor. dedim “ne oldu oğlum ya. silkelen allah aşkına, kendine gel..” adam içimi parçaladı, biliyordum. “sevdik, sevildiğimiz söylendi ama canı sıkılıyormuş. hayatına giren başka şeyler yüzünden ilgi hissettiğini düşünüyormuş. benimle konuşmak ona çok iyi geliyormuş ama hepsi bu..” e oğlum demedik mi sana? sevmediğim adam olsa “gerizekalısın *iktir git!” derdim, atladım yanına gittim. içim paramparça oldu yemin ederim çünkü 8 yıl önceki halimi gördüm. adam bildiğin dağılmış, kültablası dağ olmuş sigara içmekten. eli ayağı titriyor. gir bi duşa dedim hareket edemiyor, tuttum kendim soktum adamı duşa. üstüne soğuk suyu bocaladım. kahve yaptım. sabaha kadar konuştuk. habire anlatıyor, “sevdim, sevdim, sevdim de sevdim..” iyi de kardeşim sevilmemişsin. sana sadece sevildiğin hissettirilmiş. yani ona daha iyi gelmen için seninle oyun oynanmış. adama bunu dedim yine ağlamaya başladı.

    “bak” dedim. “ben 23 yaşındayken bu dünyadaki en haysiyetli, en şerefli, en onurlu, en ince insanlaran birisiydim. dürüsttüm, fedakardım. sevdiğime gitmek için, cebimde para yokken 30 km yol yürüdüm gecenin 2’sinde. ona hayatımı sundum, önerdim. seninle yaşarım, seninle ölürüm dedim. önünde engel olmam, yanında yürürüm, elini tutarım tüm engelleri beraber aşarız dedim.” “niye olmadı be abi?” dedi bana. “seninle aynı cevapları duydum çünkü. ben kimseye acı çektiremezdim. yaralayamazdım. darbe vuramazdım. ben kadına el kaldıramazdım. hakaret edemezdim. insan sevdiğine kötü söz söyler mi hiç? ben arkadaştım onun için sadece. o böyle görmüştü beni. kendi kafasında öyle yaratmış. ben sevmiştim. olmadı. bir kadınla günde 10 saat konuşuyorsan o ilişkiyi bundan sonra derhal bitir. kadına kendini tanıt, seni bilsin. daha sonra gereksiz ayrıntılarla boğulma sonra. bir şey anlatınca ‘he’ deyip çek git” dedim. doğrusu bu çünkü. erkek adam sevince çekip gitmesini bilmeli. bu gereksiz ayrıntılarla kendisini boğmamalı. kadın bir şeyler anlatmak istiyorsa gitsin kız arkadaşlarına anlatsın, dinlemiyorlarsa günlük tutsun veya psikolog’a gitsin. ama işte, onlarda ilgi faktörü yok. “kadınlar her zaman can yakmaya devam edecekler. bak sana bir arkadaşımın sözü ile veda edeyim, en yakın kız arkadaşımdı ama gerçekten arkadaşımdı. ‘kadınlar şeytandır’ demişti bana bir gün. tüm kadınların içinde o şeytanlık vardır. onların planlarını öğrenmen imkansız.” dedim. iznimi istedim.
    “şimdi neden böylesin?” diye sordu bana.
    “nasılım?” diye cevap verdim.
    “hiçbir şeyi iplemiyorsun. umrunda değil, kadınların hayatına girip mahvedip bırakıyorsun. onlara resmen sadece yatacak varlıklar gibi bakıyorsun. neden?” diye sordu. o an önemliydi çünkü onun geleceğini de etkileyecektim.

    “her erkeğin hayatına bir kötü kadın girer. bunlar genelde bencil, egoist, çıkarcı olurlar. seninkine de girmiş. bundna sonra değişmek sana kalmış. benim acımadığım, umursamadığım kadınlar bu kötü kadınlar. ben onları tanıyabiliyorum. hayatıma sokup üzüp bırakıyorum, artık param da olduğu için bu işi daha rahat yapıyorum. o kadınlar üzüldüğü zaman normale dönüyorlar çünkü. bazı kadınların bu dünyada bir birey olduklarını, prenses olmadıklarını anlamaları için hakarete ve kötü davranılmaya ihtiyacı var. siz geceleri rahat uyuyun diye yapıyorum bunu. o kadınlar sizi bulup da canınızı daha fazla yakmasın diye yapıyorum. bundan sonra sen de böyle ol, adam ol. hayatını çöpe atma.”
    çıktım arkadaşın evden, nereden baksan 9 yıl falan olmuş o sevgili olmayan erkek arkadaş konumuna düştüğümden. yıllardır hissetmediğim bir duyguyu hissettim. göğsüm sıkışıyordu, kalbim acıyordu cidden. erkekler cidden unutamıyor dedim kendime. eskinin üstüne toprak attık ama bir işe yaramıyor, hala zombi gibi çıkıyor arada dedim güldüm. arabaya bindim, telefona 7 tane mesaj gelmiş “canım neredesin?” “ya cevap versene?” “aşkım bana kızdın mı??” vs vs diye. gittim, yine görevimi yaptım. ama o 9 yıl önceki kadını unutamıyorum. bana o acılar çektireni. ilkler unutulmaz ya, bu da öyle. bedduam yok. ama erkeklere de buradan tekrar seslenmeyi borç bilirim.

    yapmayın! bir kadın size hayatı ile ilgili gereksiz ayrıntıları anlatırsa kaçın. çünkü %99 o kadına aşık olacaksınız ve %99 o kadın sizi sevmeyecek, bir süre sonra size kötü davranıp size yol verecek %1 için aylarınızdan, yıllarınızdan vazgeçmeyin. bir gün çıkar karşınıza gerçek bir kadın, kadın gibi kadın. sizi sever, sizinle olmak ister. o zaman da tipine falan bakmayın. sizi gerçekten sevebilen bir kadın bulursanız kaçırmayın. çünkü sevmek kolay ve rahat olanı, zira eminsiniz. ama sevilmek çok zor. emin olmak da öyle. olursanız anında kapın. olasılıklar az, ihtimal düşük, hayat da zor ve gittikçe ilişkiler daha da yozlaşıp zorlaşıyor ve bu etrafında sevgili olmayan erkek arkadaş bulundurmak isteyip ego tatmini yapmak isteyen kadınların sayısı hızla artıyor.''
  • lan her seferinde de şu tür başlıklara sazan gibi atlıyorum, allah sonumuzu hayretse bari.

    gençler işin rutini budur. bin yıllardır süren evrimi tersine çeviremezsin. size psikolojik bulguları, basit bir dile çevirerek aktarmaya çalışacağım. önceden benzer konular üzerine uzun uzun ve kibar kibar yazmış bulunduğum için bu sefer çok daha net, kimsenin hoşuna gitmeyecek şekilde, ancak bilimsel kibar dili it serseri diline çevirerek gerçekleri yazacağım.

    denklem basit: talep görürken piç erkeği seç, talep azalınca efendi adama dön.

    genelleme yapmayı sevmem, çünkü şu yukarıdaki cümlenin dışında tercih örüntüleri olan bağyanlar var. hepiniz piç adamların ilgi alanı dışındayken efendi adamların bebeklerisiniz, sizi küme dışında tutmak lazım.

    ancak "piç adam" dediğin kişi ile "efendi adam" dediğin kişi arasındaki en temel fark nedir biliyor musun?

    duruş.

    sen hiç kendine güvenmeyen "piç adam" gördün mü? bak yakışıklı olmasına da gerek yok, git bir gece kulübüne, hedefine nasıl yaklaştığına bak. yanına gidip elleri önünde birleştirip, omuzları düşürüp "ehehehe merhaba, ben hilmi, sizi çok beğendim rica etsem tanışabilir miyiz?" mi diyor, yoksa tavuskuşunun şişindiği gibi şişinip kıza "hayır" deme şansı vermeden muhabbeti bağlıyor mu?

    hadi bağlama kısmını geçtim. ilişkide ne yapıyor piç adam? "etrafımda yüzelli tane hatun var, sen gitsen yenisi gelir, skerler banane" diye hissettirerek, etrafında yüzelli hatun değil yüzelli tane sap bile olsa o imajı bozmuyor. neden? çünkü erkekte evrimsel olarak avcı ruh olduğu gibi kadında da evrimsel olarak "güçlü olana bağlanma" güdüsü vardır. etrafında yüzelli kadın olan bir adamda da bir numara var ki o kadar kadın dolanıyor etrafında değil mi? hah bir de bunun üstüne kendi hiçbir isteğinden, beklentisinden vazgeçmeyip, kadına arada sadece ufak jestler yapıyorsa o kadın piç erkeğin peşinde divane olur.

    efendi adam? köpek olur lan kadın için, köpek. dizinin dibinden ayrılmaz, onun dudağının tek kenarı hafif gülümsesin diye her şeyden vazgeçer, kadının nefesinin tek molekülünü üstünde hissedebilmek için mars'ta koloni kurma görevinde olsa görevi yarım bırakıp geri döner, varını yoğunu o kadının önüne serer, bütün kalbini, paramparça olma riski umurunda bile olmayarak kadının sağ eline verir, sol eline de flamethrower'ı vermiştir haberi yoktur.

    bak şimdi bütün kadınlar bu efendi adamı istediğini söylüyor değil mi? yoo dostum yoo, hayır. peki nedeeeen? sen her şeyini verirken, o kadın seni neden istemiyor? istemiyor değil adamım, yan cebine koyuyor. çünkü sen o kadının "pohpoh" ihtiyacının mükemmel karşılayıcısısın. ama bak yine fiziksel özelliklerinden bağımsız konuşuyorum, istersen stephen amell ol, efendi adamsan, belli bir olgunluğa gelmemiş kadınlar karşısında kaybetmeye mahkumsun. çünkü efendi adam 10 kavganın 9'unda değil 10'unda da geri basar, efendi adam kadın gitmesin diye yalvarır, efendi adam duygularının hepsini filtrelemeden açık eder, efendi adam ağlar, efendi adam centilmendir, efendi adam o kadını asla terketmeyeceğini, asla aldatmayacağını gösterir. bunlar ne demek? bak burada da tam tersine, senin etrafında yüzelli tane kadın peşinden koşuyor olsa, efendi adamken o yüzelli kadını sevdiceğine hissettirmezsin, yüzelli erkek gibi gösterirsin. böylece de kadın "lan bu sümüklüyü bi ben beğendim galiba, baksana yapıştı kaldı, kişiliği de yok bi şeyi de yok, terkedersen yaşayamam diyip duruyo, pfff" der, sıkılır. çünkü onun gözünde dik duran, istediğini koparan bir adam değilsin. kadının en "bakalım ne kadarını yapacak" diye test etme amaçlı istekleri karşısında diz çöken, bir kadın için deli divane olan bir sünepesin.

    yine evrimsel olarak, güç gösterebilmek, problem çözebilmek, savaşçı ruhlu olmak gibi şeyler kadını çeker. 10.000 sene öncesine dön bak. çıplak elleriyle geyik yakalayıp onu öldürüp eve getiren adam mı değerli, yoksa "hanım koş tekerleği buldum" diyen adam mı? kim takar lan tekerleği, herif çıplak elleriyle geyik öldürmüş. kusura bakmayın müyendiz kardeşlerim, işte bu yüzden konu kadın tavlamak ise sen büklüm büklüm dururken istersen geç kadının karşısına, canlı olarak goldbach hipotezi'ni ispatla, mekanın yıldızı olan ama hiçbir akademik birikimi olmayan dj, etrafında hosteslerini toplamış bir ajans sahibi, veya sadece duruşuyla alfa erkeği imajı veren bir adam sen evde xhamster'da 7 günlük top rated videolara bakıp tek kürek yalova yaparken o geceyi senin 3 saniye kesiştiğin için mutlu olduğun kızla bdsm'ye giriş tadında geçirecektir. sen de arkasından "neden lan, neden? bende olmayan ne var o herifte?" diye kafayı yer durursun.

    şimcik buraya notumuzu düşelim. erkekleri ne bozdu biliyor musun? sanayi devrimi. sanayi devrimiyle başlayan ve günümüze uzanan süreçte beyaz yakalı diye bir kavram ortaya çıktı. evet sen beyaz yakalı. "yapıyor olacağım" diyerek, starbucks'tan iced chai tea latte'ni bir pump ekstra nane ile alarak, sahte kurumsal dünyanın içinde gerçek "erkek" özellikleri yerine nerde ayak kaydırılır, nerde dedikodu yapılır gibi kadınların hepsinin doğuştan uc berkeley doktoralı olduğu alanlara yönelerek, bilgisayar başında ya da sahada dil döküp bütün gerçek erkek özelliklerini parlatmayı unutarak, annenden babandan tam anlamıyla kopamayıp hala bir "erkek çocuğu" kalarak evrimsel sürecin içine sıçtın. işte bu yüzden sen kariyerli (son yüzyılların müthiş kelimesi) ve efendi bir adam olarak ancak evlenmek isteyen kadının birlikte olacağı ileride boynuzlamayacağının da garantisi olmadığı erkeksin.mustafa hakkında her şey filmini seyrettin mi? niye o mutlu aile kadını gitti sosyal normlara göre acayip mutlu bir yuvası varken taksiciyle sevişti?

    bak çok temellere iniyorum. misal, diyelim ki 35 yaşındasın ve mckinsey'de partnersın. yani dolar sıçıyorsun. akademik olarak çok başarılısın, ek olarak her sektörü biliyorsun. bir masaya oturduğunda insanlar can kulağıyla seni dinliyor. yakışıklısın, sporunu yapıyorsun, kalite giyinip güzel arabaya biniyorsun. oturup uzun uzun önce keynes ve hayek üzerinden konuşup değerlendirmelerini yapıp ardından keller'ın cbbe'sinin aslında geliştirilebileceğini anlatıp, oradan da bir anda etiyopya'nın iç siyasal dinamiklerinin çevre ülkelerdeki yaşam üzerindeki etkilerini konuşabiliyorsun.

    ama.

    eğer eve gittiğinde patlayan ampul için bile elektrikçi çağırıyorsan, diyelim ki ufak bir fare çıktı "aaaaay fare!" diye hanımı arkada unutup sen önce kaçıyorsan, kavanozun kapağını açamıyorsan, en azından bir etin nasıl terbiye edileceğini bilmiyorsan (kadın üstünde çok fena bilinçdışı etkileri vardır, uyandırayım), kadına sarıldığında "kim olduğum ve kim olduğun önemli değil, kollarımın altındayken bir şey düşünmene gerek yok, yanındayım" mesajını verecek şekilde sarılamıyorsan, şömineye odun atılacağı zaman bahçeye çıkıp eline baltayı alıp o odunu kırmak yerine "üff üstüm kirlenir şimdi, italya'da özel terzime yaptırdığım takım elbiseme bir şey olmasın" diyorsan, yanındaki kadına birisi laf attığında bal porsuğuna dönüşüp o adamı o lafı ettiğine pişman "abi bokunu yiyim özür dilerim, bi eşeklik ettim affet" dedirtecek hale getirmek yerine "beyefendi yalnız kendisi kız arkadaşım olur, ayıp oluyor" diyorsan (ki bunu dediğinde adamın "pardon" diyip dönmesi senin kadını koruduğunu göstermez ve bir şeyi değiştirmez) işte o zaman canım kardeşim, ya terkedileceksin, ya aldatılacaksın, ya da kadın ingilizce'de anlamı cuk oturacağı şekilde "settled for you" olacak. ha bir de aldatılırsan gidip de bcg'de partner olan birisiyle aldatılmayacaksın, ya spor salonundaki "ya hocam o benim, saçmalama tabii ki öyle bir şey olmaz, bütün kadınlara o ders veriyo bi kere" denilen spor hocasıyla, ya da barmenle aldatılacaksın. ve sonra yine anlamayacaksın. "neden ya? neden bunla aldattı, neyim eksik?" diyeceksin. neyin eksik ben sana söyleyeyim. sen sünepesin, kadının beyninde kodlanmış genetiğe göre o spor hocası ve barmen bir alfa erkek, güçlü adam, o anda o kadının kafasında "yapamam - ayyy fare - üfff hiç hijyenik değil" kalıplarıyla yer ettiğin, güçlü erkek imajından en uzak halinin kadının istediği "gel buraya, bak etrafta ne kadar kadın var ama seni istiyorum" haline çevirilmişi. yani kadın zaten kendisi o cinsiyette, bu yüzden ekstra olarak senin de kadınsı yanınla uğraşmaktan sıkıldı, dolayısıyla kendisini kadınsı hissettirecek o alfa erkeğinin yanına gitti. bu yüzden sen "neyim eksik?" dersen cevabı bulamazsın. senin birçok şeyin daha fazla olabilir. hele ki sosyal normlara göre. daha iyi bir kariyerin, daha çok paran, daha çok eğitimin olabilir. ama yanlış şeylerin de daha fazla. kadınsılığın da fazla. ve bunalan kadın o esnada süperego baskısından ziyade huzursuzluğundan patlamak üzere olan id'ine kulak verir, gider tamamen erkeksi özellikleriyle ön planda olan adamla birlikte olur.

    bunları yazmak yerine sosyete şaban filmini izleyerek de aslında ne kadar güzel bu ayrımın yapıldığını görebilirsiniz. tabii ki orada da yukarıda zaman zaman mübalağa ettiğim şekilde ekstrem uçlar örnek verilmiş. bu filmdeki köy ağası kadar ayı olmayın zaten, ama dilaver ayarında beyaz yakalıların olduğunu hepimiz biliyoruz.

    bak unutma, en feminist ruhlu, ya da o level'ı da geçelim, erkeklere karşı en negatif görüşleri olan, en erkek düşmanı straight kadın bile yanında olduğu adamın kollarının altına girdiğinde güvende hissetmek ister. bu "güvende hissetme" kriteri kadından kadına çok değişmekle birlikte (fiziksel güç, yakışıklılık, zeka, para, mizahi yetenek, sosyal statü, sosyal çevre, kariyer vsvsvsvs) en temel haliyle onun kafasında seni "güçlü" görmesini sağlayacak noktaları trigger ettirecek özelliklerindir. kadının bu güvende hissetmesi olayı da zayıflık değildir, evrimsel ve psikolojik bir altyapı üzerine kurulmuştur. nasıl ki sen erkek olarak zaman zaman sevdiğin kadının sana sarılmasına ihtiyaç duyuyorsan, kadın da senin kollarının altında güvende hissetmek istiyor.

    velhasılıkelam, yukarıda uzun uzun anlatmaya çalıştım, ve bugünkü sosyal dinamikler bu yukarıda açık açık yazdığım şeylere kocaman bir "siktir lan" çekecektir. ancak hanımlar, beyler, oturup bir düşünün. erkek kardeşlerim, bugüne kadarki aşk acılarınızı ve sizin yüzünüzden acı çeken kadınları düşünün. hangisinde efendi adamdınız? hangisinde piç adamdınız? sevgili bacılarım, siz de feminist gözlüğünüzü kenara koyun, sevgililerinizi objektif değerlendirin. en çok kimin arkasından ağladınız? peki kimin arkasından siz onu terk ettikten 5 sene sonra "ya aslında süper birisiydi ama kimyamız uyuşmuyodu, tam evlenilcek adamdı yoksa" dediniz? peki o 5 sene sonra arkasından överek andığınız ama kimyanızın uyuşmadığı adam karşınıza hangover'daki phil'in kişilik özellikleriyle, arkasından en çok ağladığınız da godfather'daki fredo'nun karakter özellikleriyle tekrar çıksa, bu sefer hangisiyle birlikte olmak istersiniz?

    gün itibariyle efendi adam olan bir kardeşiniz (bizim yaşlarda efendilik daha ön plana çıkıyor) ve geçmişte piçlik-efendilik süreçlerini de birer defadan fazla yaşamış birisi olarak gerek kendi tecrübem, gerek etraftaki kişilerden gördüğüm sonuç hep aynıdır. ki siktiret bizim tecrübemizi gördüğümüzü, yıllar boyu kafayı kıra kıra yazan, araştırmalar yapan akademisyenler de bunu savunmuşlar. kadınların büyük bir yüzdesinin kodlaması entry'nin başında da söylendiği üzere belli:

    denklem basit: talep görürken piç erkeği seç, talep azalınca efendi adama dön.

    ha bunda kızılacak bir şey de yok. dünyada genellikle seçen kadın değil de erkek olsaydı, erkekler de genç yaşlarında direk anne ruhlu kadınla birlikte olup hemen evlenir miydi, yoksa orospu ruhlu kadınlarla gününü gün edip kendisine ilgi gösteren kadın sayısı azalınca anne ruhluya mı dönerdi? sadece kardeşlerim ağlamasın diye anlatıyorum. kadınların çoğu belli bir yaş ve olgunluğa ulaşana kadar efendi adam aradığını ama bulamadığını söyleyecek, sürekli efendi adam özlemiyle dolu facebook, twitter, instagram, paylaşımları yapacak, en yakın erkek arkadaşına "neden benim hiç düzgün sevgilim olmuyo, neden hepsi ıssız adam :(" diyecek, ama bunu bile bile, göre göre de o yolda devam edecektir. çünkü piç adam ne kadar kötü özelliği olursa olsun bunları önemsiz kıldıracak şekilde eğlencelidir, eğlendirir, ve en önemlisi etrafındaki kendisini isteyen yüzlerce kadın arasından sizi istemiştir, yani siz değerlisiniz, hepsinden farklısınız.

    dediğim gibi kadınlara piç erkek seçiyor diye kızmaya kimsenin zerre hakkı yok, aksine bunu bilip, eğer kişiliğin de uyuyorsa, bir kadını köpek gibi sevmekten ziyade onun senin arkandan gözyaşları içinde koşmasına vicdanın elveriyorsa o zaman piç erkek olmanın inceliklerini öğreneceksin, böylece istediğin kız sana hiç anlam veremediğin şekilde siktiri çektiğinde arkasından seneler boyu ağlamak yerine kalpsiz bir göt evladı olarak kadın gözyaşlarının üzerinde istediğin kadını seçmeye devam edeceksin.

    tercih meselesi babacan.

    ki şu güzel kardeşiniz size en aydınlatıcı kısmı söylesin. "efendi" veya "piç" adam mutually exclusive değildir. ya efendi ya piç adam olmak zorunda değilsiniz. bir yandan beyaz yakalı bir yandan has erkek olabilirsiniz. zaten kadınlar ancak ve ancak tecrübesiz zamanlarında sadece piç erkeğin alfa özelliklerine kapılıp peşinden koşarken yaş kemale erdikçe piç erkeklerin bıraktığı yaraların yenilerini istemeyerek efendi erkeklere, aşık olmasalar da yoğun bir sevgi bağıyla bağlanırlar. 40 yaşında kadın sadece seks istiyorsa piç erkekle olur mesela, ancak ilişki için mümkünü yok tercih etmez. 20 yaşındaki kız ise sadece seks istese de ilişki de istese genelde piç erkeklerden etkilenir, tecrübesizdir çünkü.

    25-35 yaş arasındaki kadının "ideal erkek" dediği erkek, aşık olduğu adam, yıllar boyu sevmekten vazgeçmediği, her yerde gözleri parlayarak anlattığı hayatının anlamı kimdir peki? bingo, efendi adam ile piç erkeğin birleşimi. ideal karışım oranını da söyleyeyim, %68 efendi erkek, %32 piç erkek ekliyorsunuz ve kadınların rüyalarını süsleyen beyaz atlı prens oluyorsunuz. yani yine o kadının senin için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorsun, ama önünde salya sümük "sensiz yaşayamam ühühühü, sen olmazsan ben bir hiçim, gidersen intihar ederim :(" diyip bir loser olmuyorsun. onun isteklerine değer veriyorsun, onu mutlu etmeye çalışıyorsun, onu koklarken yaratılmış ve yaratılacak en güzel parfümü kokladığını hissettiriyorsun, ama "eğer xxxx yaparsan senden ayrılırım" dediğinde de "lütfen gitme hayatım, xxx'in mınakoyim yeter ki beni terketme" demek yerine "valla ben xxxx yapmayı seviyorum, düşündüğüm ve değerlendirdiğim zaman bunun sana veya ilişkimize zarar vermesi gereken bir tarafı da yok. mantıklı açıklama sunarsan yapmam, ama sırf güç gösterisi olsun diye yapma diyip ayrılıkla tehdit ediyorsan yolun açık olsun" diyorsun.

    en temel haliyle "seni istiyorum, seni seviyorum, seninle çok mutluyum, ancak gidersen sensiz de hayatıma devam edebilir ve mutlu olabilirim" mesajını verecek adam olman gerekiyor. onu seviyorsun, ama muhtaç değilsin. kadınlar muhtaç adamdan tiksinir. sevmez değil bak, tiksinir.

    ha bu arada bunu anlatması çok kolay da, aşıkken uygulaması pek mümkün değil onu da aktarayım. şu yaşıma geldim, seviyorsam hala haldır huldur komple duygularla hareket ediyorum. zaten severken doğrusu o, severken sıtratecik davranmayın argaaşlar, delikanlıya ters. zaten istesen de davranamazsın. seviyorsan bir noktada illa ki tekirdağ yaş üzümün yanına zeki müren - rakımda buz parçasısın ve kırmızı marlboro girecek. ayrılsan da, ayrılmasan da aşk denilen patolojik olgunun içinde rakı her zaman vardır. ama daldan dala uçayım kaçayım derseniz oranlar yukarıda.

    sevgili bağyanlar, saldırıya geçmeden önce bilmenizi isterim ki erkek cephesinde de sizde olan bugların farklı versiyonları var. erkek de avcı ruhlu olduğu için anası gibi sürekli kendi başında dolanan kadınlarla evlenmek istese bile, peşinde koştuğu, avlamaya çalıştığı, her zaman, hakaret olarak algılamayın kelimenin olumlu tarafından bakın, orospu ruhlulardır. ne kadar arıza olurlarsa olsunlar, içindeki orospu ruhu kaybetmediyse, bunu kadınsı şekilde dışa vurursa, istediği erkeği elinde oynatır, dünyanın en hanımefendi kadını da o erkeğin arkasından gözyaşı döker, ki bu başka bir entrynin konusudur. ki entry'yi siktiret sadece bunu konu alan milyarlarca dolarlık koskoca bir sinema, müzik, tiyatro endüstrisi var ortada.