şükela:  tümü | bugün
  • bir kütahya türküsü. yücel paşmakçı, hisarlı ahmet'ten derlemiştir. 9 8lik'tir, 2+2+2+3 formundadır.

    havada durna sesi gelir ganedi gırma
    ağzı dolu yem getirir şeker ile hurma
    git güzel garşımda bidanem ağlayıp durma
    aç kapuyu nazlı yarim ben geliyorum

    burma da burma duman tüter dağın belinde
    okunmadık fermanım var düşman elinde
    bunu da yazan yanlış yazmış serhoş halinde
    gönder a beyim ben yazayım zülfüm telinle
  • kütahya'nın pınarları, ben kendimi gülün dibinde buldum türküleri gibi, klasik türk müziği karakterinde makamsal özellikler gösteren, evç makamında söylemesi zor bir türküdür. ve fakat pantokrator kızımız öyle tatlı tatlı söyler ki, sanırsın ağzı dolu şeker ile hurma, gel de karşısında ağlayıp durma.
  • saz kısmı düzenli 9 zamanlı olmasına karşın söz kısımları 11, 12, 13, 14 zamanlı olarak değişiklik göstermektedir.
  • "kötaya" der sessiz bir anadolu kasabasının gençleri bu türküye.

    çok küçüksündür, bağlama kursu açılmıştır halk eğitim merkezi'nde. üstü işlemeli bir bağlama almışlardır sana haftada iki gün okuldan sonra verilecek kursa gitmen için. sevinirsin, çok sevinirsin.

    güleç yüzlü genç bir öğretmenin vardır. onun çabasıyla ilk tereddütler kolaylanmaktadır. bir gün birden yarım kalır her şey, ortadan kaybolur öğretmenin. kursa ara verilir bir süre, üzülürsün.

    aylar geçer aradan. kursun tekrar başlayacağı haberi gelir, sevinirsin. öğretmenini tekrar görmenin heyecanıyla dolarsın. ilk derse koşarak gidersin, kara-çamura aldırmadan.

    öğretmeninin saçlarının sıfıra vurulduğunu, ellerinin çizildiğini, boynunda morluklar, yüzünde yaralar olduğunu görürsün, üzülürsün. bütün bunlara karanlık bir eylülün neden olduğunu o yaşta bilemezsin. acısını içine gömen öğretmenin yine güleç yüzlüdür.

    günler geçer. küçük eller ustalaşmaya başlar. her ders bitiminde -adet haline getirdiğiniz üzere- bir türkü söyler öğretmenin. ruhi su'yu ilk kez orada duyarsın, sevinirsin. mahsus mahal'i, kiziroğlu mustafa bey'i, sılaya doğruyu öğrenirsin, sevinirsin.

    bir gün, dersin bitip de öğretmeninin türkü söyleyeceği sırada kapı açılır, içeriye 19-20 yaşlarında ağabeyler girer, utangaçça izin isteyip bir köşeye çekilirler, şaşırırsın.

    sazı eline almıştır öğretmenin, sus pus olmuştur herkes. tam o anda, o utangaç ağabeylerden biri sessizce öğretmenine "bi kötaya deyiversen?" der. öğretmeninin gözleri dolar, sobanın çıtırtısı sessizliği bozar, karatahtadaki notalar boynunu bükerek sana bakar, üzülürsün.

    "havada turna sesi gelir, kanadı kırma..." diye başlar öğretmenin. ağabeyler ağlar arkada, ağladıklarını sana ve arkadaşlarına gösterdiklerinden utanarak, üzülürsün. işte o anda neden olduğunu bilmeden gözlerin dolar.

    "okunmadık fermanım var düşman elinde..." öğretmen de saklamaz gözlerinin kırmızısını, kaldırır kafasını, gözlerinden yaşlar akarken gülümser. onun yaralarına bakarsın, üzülürsün. devam eder türküye "bunu da yazan yanlış yazmış sarhoş halinde, gönder birtanem ben yazayım zülfün teliyle" der, sevinirsin.

    bu türküyü ne zaman duysan gözlerin dolar... sevinirsin...
  • farklı bir edaya sahip güzel anadolumun güzel türkülerindendir.
  • hale gür bu türküyü hakkıyla icra eder.
  • ağır bir ağıt postuna bürünmüş yâr tesellisi. "git güzelim karşımda ağlayıp durma"

    talip özkan hem icrasıyla hem sazıyla dinleyenini ihya eder.

    türkünün delikanlı tavrı talip özkan'ın sesinde en sert ama bir o kadar da dokunaklı haline ulaşır.

    "okunmadık fermanım var düşman elinde" ne demek ağam? bu nasıl kaderden korkmak?

    madem ki aşk mukadder, hele bir anlat bana, sen söyle ben dinleyim.
  • selçuk murat kızılateş tarafından kadim albümüne alınmış türkü.
    elbette bir talip özkan değil ama, selçuk murat kızılateş de harika icra etmiş. ümit tokcan'ın sesiyle de dinlemeye doyulmaz bir hale gelmiş.
  • kütahya nasıl bir yer, nasıl bir toprak, nasıl bir havası var bilmiyorum. gidip görmeyi de çok arzu ederdim. zira böylesi güzel, böylesi içten, böylesi derinlere tesir eden türkülerin harman olduğu bir yer burası.

    hani hoş olmayan bir benzetme olacak ama, güdümlü füze misali, gönülde gideceği yeri, vuracağı yeri öyle bir güzel buluyor ki, bam teli dedikleri yeri yakıp kül ediyor. tıpkı sabahın seherinde ötüyor kuşlar'daki gibi tınıları var. hatta oldukça benziyorlar bile denilebilir.

    duyulduğu anda, her ne yapıyorsanız kilitleyip bırakıyor insanı, alıp uzaklara götürüyor, ta ki bitinceye kadar diyardan diyara yolculuk ettiriyor.
    ne kadar eski mekan var ise, ne kadar eski sevilen şey var ise bir bir gezindiriyor adeta. "yahu bir türküye bu kadar anlam yüklenir mi?" demeyin sakın.
    bazen bir ses, bazen de bir koku... tutup ensenizen, savurur hiç ummadığınız kadar uzaklara...

    son bir not: ille de aysun gültekin...
  • selda bagcan da pek bir güzel yorumlar bu türküyü.