şükela:  tümü | bugün
  • mantıklı bir rivayete göre, sanılanın aksine yağmuru değil, vietnam savaşı'nı anlatmaktadır. güneşli bir günde yağan yağmur ile anlatılan, vietnam savaşı sırasında 7 şubat 1968'de kullanılmış, içersinde dioksin barındıran, amerikan hava birlikleri'nce vietnam'ın ormanlık alanlarının yaklaşık %18'ine püskürtülmüş bitki öldürücüdür.
    (bkz: herbisit/@metalnotdead) ( bkz: [http://tr.wikipedia.org/wiki/agent_orange http://tr.wikipedia.org/wiki/agent_orange] ) ( fotoğraf 1, fotoğraf 2, fotoğraf 3)

    vietnam kızılayı'na göre agent orange 3 milyon vietnamlı insanı etkilemiş ve 150.000 çocuğun sakat doğmasına sebep olmuş. ( bkz: cildi bu kimyasaldan zarar görmüş bir kişi , deformasyona uğramış ölü çocuklar )

    "(...) i know; shinin down like water. (...)" tureng sözlüğe göre "shin down" ağaç gövdesine sarılıp bedenini kaydırarak inmek anlamına geliyor ki bu anlam, yağmur ile anlatılanın dioksin içeren bitki öldürücü olduğunu destekler nitelikte. şarkının son bölümünde ise, "bu durum dün de böyleydi, daha önce de böyleydi. sonsuza kadar bir devir içinde yavaş ve hızlı bir şekilde devam edecek. biliyorum, bu durdurulamaz." tarzında sözler bulunuyor. "bilmek istiyorum, güneşli bir günde yağan yağmuru hiç gördün mü?" gerçekten çok manâlı, creedence clearwater revival'in en sevdiğim şarkılarından biri.
  • güneşli bir günde dinlerken ve onu düşünürken bir anda yağmurun başlaması mucizesinin kaynağıdır bu şarkı.
    bu yüzdendir ki içinde binlerce dolar olan arabam olsaydı ve çalınsaydı ilk soracağım şey creedence kasetim olurdu deme sebebimdir.**
  • antalya'da dinlenmesi sozlere uygun anlarin yaşanmasi itibariyle pek bir keyifli olan ve yollara iyi eşlik eden şarkı;

    someone told me long ago theres a calm before the storm,
    i know; its been comin for some time.
    when its over, so they say, itll rain a sunny day,
    i know; shinin down like water.

    chorus:
    i want to know, have you ever seen the rain?
    i want to know, have you ever seen the rain
    comin down on a sunny day?

    yesterday, and days before, sun is cold and rain is hard,
    i know; been that way for all my time.
    til forever, on it goes through the circle, fast and slow,
    i know; it cant stop, i wonder.

    chorus
    yeah!
    chorus
  • tatilde meydanlarda dola$irken dukkan,restoran vs yerlerde uzaklardan kisik sesle kulaga calinan ccr $arkilarindan ki ayrica ilgisiz mekanlarda gune$in bati$i du$lenerek elleri cebinde ki$inin gulumsemesini saglayanlardandir.
  • "kederliydim, ama onlara, 'yorgunluktan' diyordum."
    (antoine de saint-exupery, küçük prens, s. 91)

    tarancı'nın "otuz beş yaş" isimli şiiriyle metinlerarası bir okumayla yan yana düşünülebilecek muhteşem şarkı.

    otuz beş yaş şiirinden, hassaten şu dizeler:

    "gökyüzünün başka rengi de varmış!
    geç fark ettim taşın sert olduğunu.
    su insanı boğar, ateş yakarmış!
    her doğan günün bir dert olduğunu,
    insan bu yaşa gelince anlarmış.

    ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
    her yıl biraz daha benimsediğim.
    ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar."

    tarancı neden sonra yaşamı ıskaladığının farkına varır ve "gökyüzünün başka rengi de varmış!" diye yakınır. bir şeylere geç kalmış ya da geçip giden zaman içinde çoğu ayrıntıyı görememiş, pişmanlık duymakta, üzülmektedir.

    kısa bir şarkı molası: have you ever seen the rain. ilaveten rod stewart yorumunu da pas geçme ey romantik. çünkü senin de bildiğin gibi şarkının şöhretini biraz daha artırmıştır.

    ve have you ever seen the rain'den iki dize:

    "i want to know, have you ever seen the rain?
    bilmek istiyorum, yağmuru gördün mü hiç?
    comin' down on a sunny day?
    güneşli bir günde yağan?"

    iyi şarkılar iyi şiirlerdir. have you ever seen the rain'deki anlatıcı ise, düz anlamıyla, yıllardır yağmuru yağmur gibi görmüş, neden sonra yağmurun içinde parıldayan güneşi fark etmiştir.

    yaşam da aslında kaybetmek ve kazanmak, sevmek ve ayrılmak, özlemek ve nefret etmek, kısacası hep paradoksların, çelişkilerin, tezatların yön verdiği, zikzaklardan kurulu bir döngü değil midir? bunu fark ettiğimizde özgür olabiliriz ancak. (heidegger'e selam) ayrıca (bkz: sisifos)

    fark etmemek, görmemek, görmezden gelmek her gün biraz daha ölmek demek değil midir? zaten gün gün ölüyoruz, doğar doğmaz ölüme doğru yürüyoruz da neden hep bir şeyleri geç fark ediyor, neden sonra anlıyor, artık onları hatırlamanın anlamsız olduğu bir vakitte anımsıyoruz? dünyaya bir kerre daha gelmeyeceğimize göre?

    sorular. sorular. onları tüketemezsiniz. cevaplar her vakit hazır değildir önünüzde. ama düşünebilmek, hissedilmek için her daim biraz zamanınız vardır.

    özetle otuz beş yaş sonsuz bir kabullenişin şiiridir biraz. yaşamak anlaşılmıştır. ama geç ama erken. dünya resmedilmiştir şair gözüyle ve artık görülebilecek fazla bir şey kalmadığı için musalla taşına faltaşı gözlerle bakılabilir. en azından tarancı bakmayı başarır. geç kalınmış yaşamın gerisinden ölümün resmine estetik bir bakış.

    have you ever seen the rain ise nietzscheci büyük olumlamaya doğru ilerleyen daha umut verici bir estetik ifadedir. görmeye davet eder bizi. bakmaya değil, görmeye! görmek varolmaktır çünkü.

    şöyle de diyebilirdik sanki:

    hayat, köleleştirici; sanat, özgürleştiricidir; kafka'yı anımsa!

    edit: imla
  • yamulmuyorsam koskoca stargate sg1'da yer verilmiş olan tek şarkıdır, o da son sezonun son bölümünde.
  • tüm yağmur temalı şarkılardan öte bir şarkı. yağmur, bulutlar, şimşekler, fırtınalar genelde karamsar bir durumla anılan şeyler.
    have you ever seen the rain, sanki o klasik koşullanmayla oluşan karamsarlığı başkalaştırmak ve "bakın aslında öyle olmayabilir" mesajını iletmek üzere yapılmış gibi geliyor bana müziğiyle, solistin sesiyle. o yüzden shuffle özelliğinde, orada burada, hiç beklemediğim bir anda çıksa "ya hiç görmemişsem, ya bomboş anlamlar atfetmişsem" gibi düşüncelere gark oluyorum, daha iyi nasıl olacağına dair harekete geçmek için heyecanlanıyorum. şarkı bittiğinde gidiyor ama o hisler. o da tamamen kişilik özellikleri. yani buradan şöyle bir anlam çıkıyor; bu şarkı hayatımın fon müziği olsaydı tutmayındı küçük enişteyi.
  • gelmişsin dışardan bisürü içki içtikten sonra. gece pek iyi geçmemiş. ne yapmak lazım lazım o vakit? bi bira daha açıp ccryi koyup bunu ve who will stop the raini dinleyip kendine gelmek...
  • rod stewart'in, catal sesiyle harika coverladigi ccr klasigi.
  • dün gece evan almighty'yi izlerken filmin başlangıcında duyunca bir garip eden şarkı. hani kendinizi iyi hissettiren aynı zamanda çileden çıkaran hem de bağıra bağıra söyleme isteği uyandıran şarkılar vardır ya işte onlardan biridir.

    yıllar önceydi sanırım 7-8 sene önce falan. denizlideyim. lise bitmiş üniversite sınavlarına hazırlanıyordum. hiç unutmam salı sabahı kalktım dersaneye gideceğim, neyse dersaneye gittim önünde hatun kişi arabayla beklemekte nerde bizde araba."hadi izmir'e gidiyoruz" demişti. eylül'ün sonları falandı, hafif bir serinlik hakimdi "ee hadi gidelim" dedim. arabada giderken sevgilimden öğrenmiştim bu şarkıyı ve yol boyunca değiştirmemiştik, daha doğrusu ben değiştirtmemiştim. izmire giderken tam 2 buçuk saat boyunca bağıra çağıra bu şarkıyı söylemiştik, sonra bostanlı'ya geldik, arkadaşlarımızla buluştuk, gittik bir yerlerde takılıyoruz öğleden sonra falan olmuş girdik bir cafeye o da ne yine bu şarkı, göz göze geldik yine başladık kafayı sallayarak söylemeye, eh arkadaşlarda bize eşlik etti cafecide bizi kırmadı sağolsun bir 15 defa daha çaldı şarkıyı, harika zaman geçirmiştik, sonra bir arkadaşım evine gitmiştik habersiz izmir usulü. kapıyı açtı "aaa lan gelin gelin" dedi girdik içeri hay akoim evde ev arkadaşı gitarla bu şarkıyı çalmaya çalışıyor, sağlam bir hassiktir çektikten sonra orda da bir 30 defa daha söyledik, bu arada eleman şarkıyı da ezberledi. eh biz artık iyice cozutmuştuk, neyse akşam olunca hava yavaştan yola koyulduk tahmin edersiniz dönerken de aynı şarkıyı dinledik, söyleyip durduk. neyse yorgun geçen bir günün gecesinde uyumaya çalışırken telefon çaldı ahizeyi kaldırdım ki aynı şarkı çalıyor, eh kim olduğunu tahmin ediyordum. telefonda da bir 15 kere beraber söyledik "ehh yeter gari" dediğimde "tamam"dedi ve devam etti "sana bir şey söyleyeceğim","dinliyorum" dedim. "benimle evlenir misin". hafif afallama, 20 yaşın vermiş olduğu heyecan ne olduğunu ne diyeceğini bilememeyle "o teklifi ben edicem sus" dedik. ve sabaha kadar konuştuk durduk. ne oldu peki. 1 yıl sonra bitti. her şey gibi herkes gibi. bu da böyle bir anımdı.