şükela:  tümü | bugün
  • orta uzunlukta bir yazı olacak. bu sitem dolu satırları yazarken, nankörlüğümden de utanıyor olacağım bir yandan. yaşadığım hayat o kadar da kötü değil ve ne denli kötü hayatlar olduğunu biliyorum.

    hayalini kurduğum hayatı yaşamak o kadar da erişilemez değil. sadece ona ulaşmak için cesaret edemiyorum. bu konuda hepiniz, benim kadar suçlusunuz, anlatıcam.

    dünyanın bir çok medeni ülkesinde, liseyi yada üniversiteyi bitiren ortalama bir genç önce biraz dolanıyor. ne istediğine karar verecek zamanı oluyor. belki ekmek parasını kazanacağı işini, bireysel hobileri ve becerilerini kullanarak belirliyor. işinden sıkılmıyor akabinde. ne hoş. fakat biz öyle bir koşturmacanın içindeyiz ki, lise bitmeden üniversite derdine düşüyoruz. acaba hangi iş bana uygundur diye düşünmeden, bilmeden, bölüm seçiyoruz.

    sistem suçlu.

    genelimiz, çalıştığı işten memnun değiliz. sürekli bir ticari kaygı, işsizlik korkusu, patron baskısı, kendi işini kurma hayali bişeyler bişeyler. hayat mı lan bu diye cinnet geliyor bazı bazı.

    ortalama 60-80 yıl yaşıyoruz. hay bin kunduz. çok az lan. bu bikaç yılın çoğunda para kazanma derdindeyiz. biz bu derdin peşindeyken kronometremiz çalışıyor. oysa hayat bu olmamalı. ben biraz bunun farkındayım. hoş, farkında olmak da yetmiyor zzz.

    örnek olarak ben.
    beni en mutlu eden şeyler nedir bu hayatımda diye soruyorum kendime.

    -nedir sevgili ben ?
    -/+ ormanlık alanlar, deniz, balık tutmak, sakinlik, doğa, goygoy, yemek yemek, gezmek, eş dost aile, biraz özgürlük.

    bunları check list olarak baz alınca, ben nasıl bir hayat düşlediğimi ortaya koyunca bütün herşeyin karşılığı var. hayalimdeki hayat bu listedeki her kutuya tik atıyor.

    bir hayat isterim ki, ufak bir balıkcı kayıgım olsun ve gündüzleri balık tutayım. kendimi doyuracak kadar bir tutayım. fazla tutarsam satabileyim ve ihtiyaclarımı karşılayabileyim. kasa kasa degil. 1 çupra ile doyuyorsam 4 5 tane yakalarsam ohoo. yeter.

    öğle vakti olup da dönünce balıktan, gideyim küçük evime. tamirlik işi varsa yapayım. bahçeyle ilgileneyim. elimden biraz bazı işler gelir oyma ve ahşap işçiliği gibi, onlarla keyfekeder ilgileneyim. bu beni mutlu ediyor. belki küçük bir gelir saglayabilirim bu sayede. istersem o da. istemezsem yapmam. komşularla falan muhabbet ederim sonrasında. ne güzel.

    yemeğimi denizden ve topraktan sağlamışım zaten. akşam yerim onları misler gibi. istediğim zaman istediğim yeri gezebilirim. istediğim zaman balığa çıkmam. sürekli ormanda gezip birşeyler bulabilirim, sıkılmam. ulan her gün aynı ofislere gidip aynı yollarda yürüyoruz. napıyoruz biz sahiden?

    işin en komik yerine geliyorum. içimi en cok acıtan yeri aynı zamanda. senede 10 15 gün tatil yapıyorum. ve bu tatillerimi planlarken, tam olarak hayal ettiğim hayatı yaşayabileceğim tatil seçeneklerini tercih ediyorum. çadır kurmalı, bungalow ev aramalı, ormanlık alanlarda, bakir doğada tatiller. 8 9 yıldızlı otellerde değil.

    tam bu noktada soruyorum kendim, e be aptal adam. sen şu an zaten tatil olarak adlandırdığın hayatı 7/24 + 365 gün yaşabilirsin. bunu yapabilecekken, sadece tatillerde, para vererek yapmayı tercih ediyorsun. bunu kendin seçiyorsun. hıyar adam. salak adam. cesaretsiz adam.
    işte burda suç benim.

    fakat, doğamızda teklik yok. hadi diyelim ki bu hayatı beraber yaşamak isteyeceğim ve benim gibi yaşamak isteyecek biri var hayatımda. gittik. kurduk hayalimizi, hayatımızı. çocuk oldu. 15 yaşına geldi. bu çocuk biraz doğal ortamda, teknolojiden vs uzak büyümüş biri olacak. bana kalırsa, güzel birşey bu. fakat bir gün çocuk derse ki '' iphone 18 diye birşey var. arkadaşıma almışlar. ben sadece iyi domates nasıl yetiştirilir onu biliyorken adam kod yazıyor. ühü. sizin yüzünüzden bu köy gibi yerde kaldım. geliştiremedim kendimi, ühühü.''

    böyle bir durumda naparım? ne diyebilirim çocuğa. işte burda toplum suçlu. baskı var insanların üzerinde. hep dayatılan doğrular, hep doğru olduğunu düşünülen şeyler sabit. bu doğruların dışındaki herbişey yanlış. bi siz biliyonuz lan! siz de suçlusunuz.

    hani yaşlı bir adam var sosyal medyada görmüşsünüzdür. bir tane büyük cam fanusun içine bitkilerle bir ekosistem kurmuş. kapatmış ağzını yaşıyor 50 yıldır o fanusun içindeki canlılar. hah işte o fanusun içinde olmak istiyorum. ellemeyin kendi kendime yeteyim. yaşayayım.