şükela:  tümü | bugün
  • insanoglu sonsuz guclu bir canlıdır. guc gercekten insandadır. azimle, disiplinle, dirayetle, biraz da sansla elde edemeyecegi sey, ustesinden gelemeyecegi olay yoktur.
    ve hayatı senin hayatın yapan secimlerindir. durumlar karsında takındıgın tavırdır. alternatifler arasında gitmeyi tercih ettigin yoldur.
    ve damien rice deyimiyle cok fazla secenek insanı öldürür.

    tüketim cagında yasıyoruz. eskiden bir gomlegi dikmek, tamir etmek, yamalamak suretiyle on yıllarca giyermis misal buyukler. artık bir dvd playerın, bilgisayarın ya da cep telefonun bozuldugunda tamir etmek yerine cope atıp yenisini alma devri. ve secimlerimizdeki bu tarz her seye yansıyor:

    ozel hayatımızda emek vermek, zaman harcamak deyince herkes iki bin bes yuz metre kacıyor. birini sevginle buyutmek deyince, "ne ben onu adam edicem, olmusu gelsin.." teraneleri cirit atıyor. insanlar birbirlerinin acıklarını kapatacaklarına acık arayıp, birkac acıgı birlestirip notunu verip kestirip atmaya o kadar meraklı ki.. oysa yuzyıllardır beraber olan annane ve dedene sordugunda, nasıl bunca zaman berabersiniz dediginde cevapları cok net: bizim zamanımızda bir sey bozuldugunda atılmaz, tamir edilirdi..

    bu tuketim cagı bizi son derece yuzeysel ama pırıltılı bir milada davet ediyor. daha iyisi, daha da iyisi, en iyisi. al, tuket, at. en iyisi gelince hop daha yenisi cıkmıs. al, tuket, at. keza ozel hayatımızda erich fromm deyimiyle pazardan en iyi malı kapatmaya calısan bir alıcıya donustuk. seviyoruz, emek denilince uzuyoruz. seviyoruz, biraz zaman gecince sıkılıyoruz. daha ışıl ışıl, daha kımıl kımıl urenler var. yenisi cıkmıs ağa.. koş.. yenisini kap. ne olacak sonumuz bilmem. aslında biliyorum da hepimiz bunca alternatif, bunca secim arasında mutsuzuz. hicbir sey o kadar da degerli degil cunku kolay ulasılınca da kolay vazgecince de..

    damien rice a geri donuyorum:-cok fazla secenek bir adamı öldürebilir..

    o yuzden istikrarlı olmak lazım. o yuzden farklı olmak lazım. o yuzden yeninin cazibesine kanmamak lazım. o yuzden ısrarla annane dede donemlerine ozenmek lazım. ben sahsen aynı cep telefonunu bozulana kadar kullananlardanım, işimi goruyor, ne degistirecegim. ben sahsen aynı arabaya on sene binenlerdenim, ayagımı hala yerden kesiyor, ne degistiricem. ben sahsen aynı askla on sene duranlardanım, cunku onunla beraber buyudugumuze ve kimsenin onun eline su dokemeyecegine inananlardanım, yeninin yeni olmasından oturu yarattıgı gorece heyecan gecince gittigim yola pisman olacagıma ve yıllanmıs askımı cok arayacagıma inananlardanım. size de aynısını tavsiye ederim nacizane..
  • aynı yere donup donup geliyorum:
    -cok fazla secenek adamı oldurur..

    insanoglu doyumsuz bir varlık. elde edince hevesi geciyor, yenisine saldırıyor.. gunluk hayatta da bu boyle ozel hayatta da.. cagımızda her seye kolay ulasıyor, cabuk bıkıyoruz. tolerans esigimiz cok dusuk. kafamız bunca alternatif arasında, onlarca secim dehlizinde cok karısık.. oysa bugun o'ndan baskasına gitsek bu sefer de o'nu ozlemeye baslayacagız baska kollarda..

    kendime sık sık tekrar ediyorum:
    -doyumsuz olma, kanaatkar ol.
    bu aza sabat et anlamında degil, maymun istahlı olma, elindekinin kıymetini bil anlamında.

    bazen ona taktıgım butun kulpların ondan uzaga kacabilmek icin bahanelerim olduguna inanıyorum. bu ihtimal beni cok korkutuyor.. cunku beni doyumsuzlukta en birinci yapıyor..
    kucuklugumden beri en sevdigim hayalim cok sevip cok sevildigim bir adamla yaslanmak idi.. oluyor gibi.. ama ben armudun sapı uzumun copu duramadan problemler yaratıyor bize, yoktan kavgalar cıkarıyorum, cok daha olgun ve yapıcı davranmaya muktedirken cocuk gibi kusup sorunlar yaratıyorum.. bunları neden yapıyourum bilmiyorum, gercekten.. mutluluk mu batıyor? tekeslilik bana gore degil mi? ona duydugum ve onca bana duyulan sevgi mi bana yetmiyor? bunların hepsine cevabım hayır. mutlu olmaya mı yeteneksizim? hep huzursuzluktan mı beslenmeyi seviyorum? bunlara da cevabım hayır.. derdim ne bilemiyorum.

    gectigimiz sene bir kadınla tanıstım. kadın bir adama asık oluyor. adam yuz elli kilo. bunalımda. calısmıyor. asosyal. olabilecek butun kusurlara sahip. ama kadın saglam seviyor adamı. onu iteliyor rejim yapsın diye, onunla her gun spor salonuna bile gidiyor. adam kilo veriyor. adamı guzelce alıp iyi bir ise sokuyor. arkadas cevresinin de icine alıp adamı yavas yavas sosyallestiriyor. sonra da adama nikahı basıyor. bu hikayeyi ben ultraromantik buldum. seven insan neler neler yapıyor.. bize ise pek cok acıdan olmusu geliyor, gene de bize yaranamıyor..

    ne olacak benim bu doyumsuzlugum bilmiyorum.. ya adamın kaprislerim bir gun surahiyi tasıran son damla sebebiyle cıldırtacak ve adam beni bosayacak ya da ben buyuyecegim ve onun ne kadar kıymetli bir adam olduguna ayacagım..

    hayatta birilerini secip digerlerini bırakmak sart.
    oyle herkesi severek olmuyor bu isler..
    birini daha cok sevmeli, digerlerini tarihe gommelisin.
    zira cok adam/kadın yalnızlık demek esasen..

    icimden bir ses haykırır durur:
    -kıymetini bil onun. onu cok sev.cok say. baglı kal. ve beraber yaslanmanın tadına var..

    ben ne zaman buyuyecegim?
    durmak istiyorum artık.
    yaslı bir kadınım.
    ama kafam beni her an bırakabilir ihtimaline endeksli calısıyor ısrarla..
    ve ustune kendime lternatif gelecekler yaratıp onlarda kaybolmaya bayılıyorum..

    benden adam olur mu?
    korkarım aska zararım dokunur mu?
    ham meyva olmaya bunca olgunluga ragmen ne bu heves.
    yenisini gorunce yolunu degistirenlerden bir farkın olsun senin...
    sen onu seni yarı yolda bırakmayacagı icin sectin en cok..
    o zaman sen de onu yarı yolda bırakmamayı sec ve mutlu ol artık.

    cok secenek bir adamı oldurebilir.
    ama ne zaman ki ben buyudum, seni sectim, seni seviyorum ve genis zamanda da sevmeyi sececegim dersin bana guzel, o zaman adamsın derim, adamımsın......
  • hayat seçimlerimizden sonra neler hissettiğimizdir. kısa bir örnekle açıklasam:

    oğluma yapmasını istediğimiz bir davranışı için çikolata veriyoruz. çoğu zaman iki elimize bazen ayni cikolatayi bazen de farkli ambalajlı çikolatayı koyuyoruz. ama seçimi o yapıyor. "hangisini istiyorsun?" diye soruyoruz. ve seçimi kendi yaptığı icin her defasinda mutlu oluyor. ne secim yaparsa yapsin çikolatanın tadi ayni. yani sen ne hissedersen secimin o aslinda.

    ya da, alışverişten sonraki hallerimiz, önemli olan ne aldığımız degil. alışveriş yaparkenki hislerimiz.

    edit: imla
    bir sonraki asama da, hislerimizden ne anlamamiz gerektigi konusu.

    eee yani ne olacak? ben kendimi mutlu hissediyorum, bundan ne anlamaliyim?
  • ne güzel anlatmış nil karaibrahimgil

    (bkz: gençliğime sevgilerle)
  • çok da doğru bulmamaktayım bu "her şey senin elinde" felsefesini.

    çünkü bi de sen seçmeden küt diye başına gelenler var.
    annenin bir alkolik olması, 10 yaşında tecavüze uğramak, babanın 3 yaşındayken ölmesi gibi şeyler insanın kendi seçimleri değildir. -ki sanırım insanın tüm kişiliğini yapılandırıp hayatını etkileyen şeylerdir.

    ama arkadaşların seçimindir.
    felaketin de olabilirler, ailen de.
    sevgilin de seçimindir, eşin de.

    berbat bir kadını /adamı eş olarak seçen insanın, içerde biyerde bunu hak ettiğini düşündüren bir travması oluyor genelde. ilk başta saydığım örnekler gibi...

    sonuç olarak, senin seçmediğin travmalar, gelip seçimlerinin g.tünü tırmalar. buna uyanana kadar da zaten, hayatın yarısı geçiyor.

    hangi noktada "bak ulan bu bok gibi insanı/şehri/evi ben seçip hayatıma koydum, asıl bende bi bokluk olmalı." diyorsun, o noktadan sonra içini deşmeye ve 5000 bakımını yapmaya başlıyorsun.
    ki bu tip tamiratlarda parça arttırmak her zaman iyidir.
    kanserli, habis tüm parçaları öpe koklaya (barışa affede) çöpe atmayı becerince o boktan seçimler de yavaaaş yavaş bitiyor.

    not: ben hayatımın sadece 2 alanında becerebildim bunu, daha 40 fırın ekmeğim var yenecek. bakma yani bikbik öttüğüme. dev zor, ama yapılabiliyor, onu gördüm.
  • iddialı bir önerme.

    bu önermenin sahibinin şanstan söz etmemesi gerekir. bir de insanın kendini seçimlerine göre yargılaması, tanrı olma iddiasında bulunması, böyle yüklerin altına girmesi haksızlıktır.

    mantığımız ve duygularımızla yaşıyoruz. duygularımızı sağlıklı bir şekilde ifade edebilip mantığımıza sahip çıktığımız takdirde hayatımızı zenginleştirecek seçimler yapmamızda, kendi düşünme tarzımızı gözlemleme ve bu tarza müdahale etme yeteneğimiz rol oynar.

    düşünce sistemimiz yıllar içinde otomatikleşmiştir ve bu ezberden gidiş, müdahale edilmediği takdirde hayatımıza zarar verir. bu ezberler bizde gereksiz duygusal birikimler yaratır ve bizi tepkiselleştirir. oysa ihtiyacımız olan şey farkındalıktır, tepkisellik değil.

    özet geçeyim, tepkisel insan bir şey seçemez. farkında olan insan seçebilir.

    kronik tepkisellik doğal bir sonuçtur ancak devam ettirilmesi, ihmal edilmesi kişinin kendine ihanet etmesidir.
    tepkisellikten, ifade edilmemiş duygulardan arınmak için psikolojik danışmanlık alın. yardıma ihtiyacınız var. hayat bu değil. hayat, daha samimi, daha akışkan bir şey. hayat, kendi sorumluluğunuzu taşıyabildiğiniz bir deneyim.
    hayatta acı, tatlı ve yavan bir arada. ama bu skalada bir oraya bir buraya savrulmak hepimizin kaderi olsa bile biz kendi iç huzurumuzu tekrar tekrar tesis edebildiğimiz sürece farkında olabiliyoruz.

    hayat, farkında olan bir birey için ağırlıkla seçimlerinin sonuçlarından ibaret. ancak şans her zaman bir faktör ve bizim dışımızda gelişenler yeterince şiddetliyse inşa ettiğimiz güzellikler çökebilir. yeter ki biz yeniden inşa etme umudumuzu devam ettirebilelim. mantığımızı duygularımıza kurban etmeyelim. meselenin özü bu.
  • sımdı ben bu yoldan gıdıyorum. bı seyler, bı seyler goruyorum. yan yola gırsem baska baska bı seyler gorecegım.
    ıyı secınız.
    ıstedıgını secmekte ozgursun ama sonuclarına katlanmak zorundasın.
    yuce adalete ınanıyoruz.
  • insan yaşadıklarından, okuduklarından, ürettiklerinden ve hayatına bir şekilde dokunmuş insanlardan öğrenir, kendini geliştirir, koşullarını değerlendirir ve hayattaki seçimlerini ona göre yapar. hayatın yalnızca senin tercihlerinden oluşmaz, koşullar değişken ve seçenekler koşullara göre sınırlı olabilir, tercihler de ancak bu seçenekler arasından olur, sonsuz değildir. amacına ulaşmak için başaracağına inanmalı, emek harcamalı, fedakarlıklar yapmalı elbette ancak hayatın size sürprizleri her zaman olacaktır. insanın sınırsız gücü olmadığı gibi, sınırsız kapasitesi de yoktur ve hatta kendini eğitmezse oldukça yetersiz ve vahşi bir türdür.
    'yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı ?' istediğin kadar tercih yap o seni tercih etmedikten sonra olay bitmiştir. gerçekçi olmak her zaman daha iyidir, yeterliliklerini bilmek, özelliklerini bilmek, üstün olan yanlarını zayıf olan yönlerini bilmek hayattaki seçimler için önemlidir. son zamanların bireysel gelişim adı altında 'istersek her şeyi yapabiliriz'inancı tam bir umut tacirliğidir, fazlası değil.
    savaş, deprem, hastalıklar, doğduğun ülke, ırkın, ekonomik koşullar, cinsiyet ayrımı vs kişisel tercih değildir, içinde bulunduğun koşullardır ve insan zekasıyla ve iradesiyle tercihler yapar ancak sosyal bir varlıktır ve koşulları tek başına belirleyemez, kararları kendi veriyormuş gibi görünse de aslında seçenekler bellidir.
  • “insanlar sürekli seçim yaparlar, ama çoğu bunu kabul etmek istemez. denize girmek için kıyıya gelen üç kişiden biri derhal suya dalabilir, diğeri sonunda nasıl olsa gireceğini bildiği halde bir süre suyun soğukluğunu deneyerek vakit geçirdikten sonra girebilir, sonuncusu ise girmekten vazgeçebilir ve girenleri seyreder. bu bir seçimdir ve insan nasıl isterse öyle ‘olur’. ama seçimlerinin sonuçlarını da kabullenme koşuluyla!” engin geçtan’ın “insan olmak” kitabından...