şükela:  tümü | bugün
  • siyah iran karpuzları, çizgili kırkağaç kavunları taşınan kamyonetin içinde koca bir adam var. yüzünü burkasıyla örten kadınlar, hiçbir şeyin farkında olmayan ve canı kırkağaç'la iran çeken yüzü beyaz, içi solgun çocuklar.

    memleketi iran'ın karpuzlarıyla, bilmediği bir dünyaya doğru sessizce giden çocuklar. hiç çikolata yememiş kakao işçisi afrikalılar gibi karpuzlara dokunamıyor. topraktan alması, büyütmesi mesuliyetini taşıyan ufak çocuklar.

    çocuklarının ne düşündüğünden haberdar olmayan yüzü burkayla örtülü afgan kökenli kadınlar. şeriat öyle istediği için başlarında bekleyen sert bakışlı kara kaşlı pers kökenli iki adam.

    adamdan uzak kalmaya gayret gösteren üç kız çocuğu, birbirlerinin kafasına kafalarının dayayarak yol üstündeki kamyonun titremesiyle bir türlü uyuyamıyor.

    canları kırkağaç ve iran çeken beyaz tenli erkek çocukları. elleri ince ve bakımsız kemikli suratlarıyla iki koca adama bakıyor.

    geçim kavgası, başka dünyalara açılma huzursuzluğu, konuşamama rahatsızlığı. baskı, huzursuzluk, baskı, iran karpuzları, kırkağaç kavunları. köşedeki samanlar, üç küçük siyah örtülü kız, yüzleri gözükmeyen ufak bedenler, burkalı kadınlar, şeriat. orta doğu, kırkağaç, türkiye, iran, afgan, pers.

    hayat ne sıkıcı bi karanlık içeriyor. kamyonetin içi ne karanlık. biri de şu karpuzu yemedi, yol daha ne kadar sürecek telaşı var. bitmez bir yol. yol bitmez, yol bir yere gitmez. o bir durma biçimidir.

    kızın biri kikirdedi, afganlardan biri kızın örtüsünün üzerinden onu sıktı. adamlar kafasını çevirdi, kıza baktı. hangisi seçemedi. kaçak tütün içerken kamyonetin kasası iyice duman oldu. koku, camsızlık, bir muşamba aralığı bile yok.

    gece mi gündüz mü belli olmayan bir saat. baskı, orta doğu, şeriat, huzursuzluk. neyim? nereye gidiyorum? endişesi ve varoluş sancısı.
  • saat sabahın fecri, gecenin laciverdi hala asılı kalmış, üzerine beyaz guajı serpiştiren yok. bi bakmışım etraf ışıl ışıl ama bir tesla icadı ışık yok.

    kristallerden bir ışık fışkırıyor ki insan o laciverde daha çok hangi renk yakışır o an anlıyor. bir incir ağacına beyaz benekler konmuş, yeni bir şekil yeni bir biçim almış. kaydıraklar pürüzsüz bir beyaz örtüyle kalmış tüylü bir polar gibi.

    sabah saatin aydınlığı. etrafta ses seda yok. gürültü, imtihan yok. insan yok bir kere. demek ki sabah saatinin aydınlığı inziva vaktidir. etrafta üşüyen köpekler, rengarenk bir polarla üstü örtülmüş. evet insan imtihan dedim ama böyle insanlar lütuftur. sırtındaki poları köpeğe örtmek, kendi rızkından pay ayırıp üleştirmek bir kanaat olmuşsa o karın soğuğun içinde hakkaten içi ısınıyor insanın.

    saat bilmiyorum ki kaç geceli gündüzlü çalışmak için yola dökülen pazar günü işçileri, babalarını yanlarında görmeyen küçük çocuklar kapıdan el sallar vaziyette. dünyanın en güzel sahnesi, hakiki bir gelişmemiş ülke sahnesidir bu.

    çalış, daha çok sağlığından ol, sağlığın için çalış, sağlığına harca, elde avuçta kalmayınca daha çok çalış ki " ele ayağa düşme " düşecek oldun mu " allah kerimdir" de ve bir güne daha hamd et.

    elhamdülillahın bir çocuğu görünce, bir yari görünce olsun.

    vakit artık ne namaz ne iş ne güçken saatlerce kendi kendine günün muhakemesini yap, " kimi kırdım? ne ettim de hakka girdim?" de sonra tüm dertlerin uykusuzlukların gözüne kırmızı bi leke olarak üşüşsünler.

    bu saatlere dayanama ve yarım ölüme kendini teslim et.

    dünya bu kadar galiba, dün ve yarından, karın doyurmaktan, vebal taşımamaktan başka elden bir şey gelmiyor.