şükela:  tümü | bugün
  • albert camus’a göre en ciddi felsefi sorun: hayatın yaşamaya değer olup olmadığıdır.

    her ne kadar hayatta kalma içgüdüsü, bizi yaşamaya itse de, ahiret hayatı ya da mutlak adaletin gerçekleşeceği herhangi bir dünya dışı sistem yoksa, yaşamayı sürdürmenin, -bir çok kişi için- mantık dışı bir hareket olduğu kanaatindeyim. tekrarlayayım: yaşamamalıdır demiyorum, yaşaması mantık dışıdır diyorum. beni neticenizden anlayıp üzerime çullanmayın.

    yaşamak tıpkı ticaret gibidir... insan, bir ticarete, ancak ilk başta ortaya koyduğu sermayeden fazlasını elde edecek ise girişir. bugün içerisinde bulunduğumuz sosyoekonomik düzen, bizi, günün yarısında yaşayabilmemiz(ve barınma, giyinme, yeme-içme gibi bilumum ihtiyacımızı karşılayabilmemiz) için, günün diğer yarısında çalışmaya zorluyor. yani yol ile birlikte, günümüzün yarısı/yarıya yakını acı içerisinde geçiyor. genelleme yapıyorum çünkü dünyadaki insanların yalnızca %14’ü istediği işte ve istediği şartlarda çalışabiliyor. muhtemelen türkiye’de bu oran daha düşüktür. sonra bunun hastalığı var, değer verdiğin insanların ölmesi var, otobüste giderken çektiğin ter kokusu var, kalpleri kırılmasın diye insanları idare etmek zorunda kalması var, çevrendeki kaypak ve sahtekar insanalardan yenilen kazıklar var... var oğlu var. böyle bir dünyada, ortalamanın çok üzeri bir gelire ve aşırı vurdum duymaz bir yapıya sahip değilsen, “memnuniyet”ten çok “acı” ve “esef” duyacağın çok açık.

    ne demiştik? akıllı bir insan, ancak ilk başta ortaya koyduğu paradan fazlasını kazanacak ise o ticarete girişir.

    bütün varlığın maddeden ibaret olduğunu düşünen ve hedonist(faydacı) bir hayat felsefesini benimseyen materyalist arkadaşım: senin de -yaşam standartları yüksek olan azınlık içerisinde değilsen eğer- zarar edeceğini bile bile bu dünyada hazdan çok acı çektiğin bizatihi açık. öyleyse zarar ettiğini bile bile ne diye yaşayarak bu ticarete girişiyorsun? selin’i eve atıp geçireceğin 2-3 saatlik bir haz için, önce selin’i tavlaman gerek. selin’i tavlamak için, cüzdanının belli oranda şişkinliğe ulaşması, cüzdanının şişmesi için ise, her gün saatlerce amelelik etmen gerek... özetle: selin ile 2 saatlik tek gecelik bir ilişki uğruna 8-10 saat enerjini ve vaktini vererek acı çekmek akıl karı mı? 10 veriyorsun, 2 alıyorsun. (bu ifadeler temsilidir, kurduğum indirgemeli bir analoji üzerinden saldırma teşebbüsünde bulunup mantık hatası yapmayın, tahammül edemiyorum.)

    ben burda ateistlerin intihar etmeleri gerektiğini değil; bir çok koşulda yaşamanın, intihar etmekten mantıksız olduğunu ve hayatın öyle sanıldığının aksine anlamı bulunmadığını kabullenmeleri gerektiğini söylüyorum.

    sözün özü: ne kadar temelsiz de olsa, reenkarnasyon/bengi dönüşü ya da ölüm sonrası herhangi bir ödül-ceza sistemine inanan kimseler, yaşamak için belli ölçüde motivasyona sahiptir. zira yaptıkları iyiliğin, kendilerine yapılan kötülüğün ve çabalarının karşılığı ölümden sonra alınacaktır. semavi dinlere mensup kimseler için de bu dünya asla anlamsız ve boş olamaz zira rüştünü ispatlayacağı/ispatlayabileceği tek yerdir burası. tıpkı kpss gibi...

    olaya yalnızca “180 dakika içerisinde işaretlenmesi gereken şıklar” olarak baktığımızda, sınav da boştur. fakat sınavdaki başarımız miktarınca alacağımız karşılığı gözetirsek; sınav da, en az sınavdan sonra uzun vadede alınılacak mükafat veya başarısızlık sonucu alınacak hüsran kadar önemlidir.

    fakat durum ateistler için farklıdır. sonsuz hiçlikten gelen ve sonsuz hiçliğe giden 60-70 yıllık bir ömrün anlamı olamaz. felsefi açıdan da olamaz, matematiksel açıdan da olmaz... zira özgecan da, katili cem garioğlu da eninde sonunda kozmik atığa dönüşecektir. hitler 17 milyon masum insanı katletti.

    hitler = suçlu
    öldürülen 17 milyon insan = masum

    hitler, suçlu olmasına rağmen katlettiği 17 milyon insandan daha çok ve daha konfor içerisinde yaşadı fakat gittikleri yer aynı, toprak... böyle bir sistemde varoluşçuluk oynayıp anlam aramaya utanır insan.