şükela:  tümü | bugün
  • sanırım pek çok insanın beceremediği şey, zira insanlarda isyan edecek güç de derman da kalmamış.

    "pes etmeyeceksin yoksa çarklar arasında ezilir gidersin."*

    bir taraftan konuştuğum kişi ile en azından bir süreliğine defolup gitme hayalini kurarken diğer taraftaki kişinin ben tatile gidiyorum onun hazırlıkları ile uğraşıyorum demesini kaldıramıyorum. birisi bilmem kaçıncı tatiline gidecekken biz en fazla otostop çekeriz, domates karpuz yeriz, bazen de aç kalırız şeklinde plan kurmasını görmek istemiyorum. işin boktan yanı biz en azından domatesin karpuzun hayalini kurarken daha garibanların olduğunu da bilmek sanırım. kendimizi o kişilerin yerine de koyamıyoruz, daha fazla bunalmak, sıkılmak, isyan etmek istemiyoruz. garibanların hayallerinin de gariban olduğunu biliyoruz, en çok da bu koyuyor insana.

    bir tarafta çeşitli bağlantılar, şans, aile vb. gibi unsurlar sayesinde ön plana çıkmış kişilerin karşısında dişiyle tırnağıyla kazıya kazıya bir noktaya gelmiş insanı görmek beni sıkıyor. arkadaşım üzerimde yeni kıyafet yok, her şey yıpranmış vaziyette, doğru düzgün insan içine çıkıp bağlantı kuramıyorum derken diğerinin aileden paraya konup şekil yapmasını görmek istemiyorum.

    "her bîhüner insafı yox uş mensebi tutdu,
    sâhib-hünere menseb ü idrar bulunmaz.
    her kişide bir cübbe vü destâr olur, amma.
    min başta biri lâyiq-i destâr bulunmaz."

    bunlar normal gündelik olaylar, evet, ama artık görmek istemiyorum. güçlü olmak, güçlü gözükmek zorunda kalmak, savaşmaya devam etmek istemiyorum. zira tek kalınca kağıttan kaplan olduğumu fark ediyorum. bana derdini, tasasını anlatmış, yanımda ağlamış birinin şimdi benden duyduğu tiksintiyi gördükçe kendimden de tiksiniyorum, evet. neden böyle oldu diye düşünmek istemiyorum, "hiçbir şey anlamıyorum, anlamak da istemiyorum. olaylarda kalmak istiyorum. anlamamaya karar vereli çok oluyor, anlamak istersen olaydan sıyrılmak gerekir, oysa ben yalnız olayda kalmak istiyorum."

    tanıdığım kadarıyla bir başarı elde edememiş, fakat ailevi bağlantıları vesilesiyle kalburüstü işlerde çalışanların seçimlerden sonra insanı aşağılamasını görmekten bıktım. onların şu şu kitapları okumuyorlar, ondan seçimlerde böyle oluyor demesini görmek/duymak zorunda kalmak istemiyorum; çünkü kendilerinin de okumadığını biliyorum. popkültür/bestseller kitaplarından resimler çekip internete koymasından ciddi derecede tiksinti duyuyorum, midem bulanıyor. aslında meselenin o dandik kitap fotosu olmadığını biliyorum. onların tatilde iken can sıkıntısını gidermek için okuduklarını biliyorum. burası koyuyor en çok da. ulan zaten doğru düzgün kıyafet alamıyoruz, doğru düzgün eğlenemiyoruz, eğlensek bile hep bir sonraki aşamada ne kadar paramız kalacak diye düşünmek zorunda olmak, sanırım, kötü olan. en azından elimizdeki para ile kitap alalım belki faydası olur diye düşünmek de istemiyorum, zira onları yazan insanların da bir şeylere karşı isyan ettiğini biliyorum. zira insanın empati algısı bu şekilde çalışır, biliyorum(bkz: farkındalık/@flavius aetius). şezlonguma uzanmış bir vaziyette sevgi temalı, çiçekli böcekli, yaşam ne kadar güzel temalı insanın içini sıcacık bir şekilde ısıtan kitaplar okuyup fotoğrafını çekemeyeceğimi bildiğimden dolayı tiksindiğimi biliyorum.

    yığınla işe başvurmak istemiyorum, çünkü pek çoğu geri dönmeyecek. görüşmelerim on numara geçse bile olumlu sonuçlanmayacak, zira pek çok firma çalışan değil köle arıyor. minimal ölçülerin de altında çalışmak istemiyorum. daha doğrusu belirlenmiş normlar çerçevesinde "iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu" ummak istiyorum. iyi giyinemeyen arkadaşım bazı şeylerde yer alamazken iyi giyinen fakat vasıfsız kişiye verilen önemi kabullenemiyorum. öte yandan istedikleri çok kısa bir zaman içerisinde gerçekleşen yaptığı işte vasıfsız olan birinin daha iyi şartlar altında yaşamasını görmek de kabullenecek gibi değil. işi bir kenara bırakırsak ilişkilerinden tutun da hayallerine kadar pek çok şeyde ne yazık ki daha üst konuma geldiğini görmek hoş değil.

    öyle ya da böyle hayal kurarken bile maddiyatı göz önünde bulundurmak istemiyorum. aslında az önce bir arkadaşımın** dediği gibi: "hep düşünüyordum bu kadar parayı nereden bulduklarını diye. fark ettim ki aslında onlar zengin değil biz fakiriz aq un yerinde. onlarınki normal."

    sonra amk acaba biz mi fazla kurallarına göre oynuyoruz diye düşünüyorum. başka tarafta dürüst davranmayıp piçlik yapsaydım, elime fırsat geçtiğinde hırsızlık yapsaydım vs. şeklinde. politik doğruculuk ile idealistlik arasında sıkışıyorum. sonrasında da aynı hataları tekrarlıyorum. " gitmek gerektiği halde bir türlü uzaklaşamıyorum. her zaman gerekenin tersini yapıyorum, çocuklar gibi. kitaplarla, yani bir çeşit masal dünyasıyla hayatı karıştırıyorum eskisi gibi. galiba gittikçe de düzeltilemez oluyorum bu konuda. masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını fark edemiyorum. bazen, suratıma bir garip bakıyorlar; o zaman uyanır gibi oluyorum." halbuki idealler, ulvi değerler vs önemli değil günümüzde, anlaşıldığı kadarıyla. belki de hayat böyledir, zira "yaşam konusunda bir fikrin vardı; içinde bir inanç, bir beklenti yaşıyordu; eylemlere, acılara ve özverilere hazırdın. ama yavaş yavaş anladın ki, dünya hiç de senden eylemlerde ve özverilerde bulunmanı istemiyor; yaşam, kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil, insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar, örgü örmeler, iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir." bu sefer de aklıma kahramanlık rolüne soyunmakla ne kadar iyi yaptığım geliyor, şu şekilde:

    "sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
    koşar adım gitmeli onların arkasından.
    kahramanlık; içerek acı ölüm tasından
    ileriye atılmak ve sonra dönmemektir."

    ***

    neyse ne amk, sonum anladığım kadarıyla şöyle olacak:

    "bugün yollanırken bir gurbete yeniden
    belki bir kişi bile gelmeyecektir bize
    bir kemiğin peşinden saatlerce yol giden
    itler bile gülecek kimsesizliğimize"

    neyse boşu boşuna yazdık, zira kimseye bir anlam ifade etmeyen yazı oldu, yine de dursun.

    "xelqin emeli azdı, könül yıxıcı öküş,
    bir xeste könül yapıcı me'mâr bulunmaz.
    var derde tehemmül qıl u sebr eyle cefeye,
    çün dil dileyi endek ü büsyâr bulunmaz.

    zerq ile riya üste kesâd eyledi fezli,
    elm ehline bir rövneq-i bâzâr bulunmaz.
    yar razını faş etme, nesîmî, bu evâme,
    alemde bu gün mehrem-i esrar bulunmaz."

    dipnot: bu satırları yazdığım evi de sevmiyorum. apartmanın yeni olmasını da. 20 metre sağda 40-50 yıllık tek göz odalı evleri de görmek istemiyorum, 400 metre soldaki rezidansı da. ve bunların aynı sokakta olmasını da kabullenemiyorum.
  • hayat: yapabildiğin en iyi şey devamlı olarak bana isyan etmek.
    rapstar: çünkü sana tepki olarak doğdum amk.
    hayat: bana hep isyan ettin.
    rapstar: işim bu.
    hayat: her şeyin yolunda gitmesi için ne yaptın? başarılı olamadın.
    rapstar: insanlar ilk başta başarılı olmak isteyeni sikiyor. bunu biliyorsun.
    hayat: sadece insanlar çok şanslı dedin ve kendi şansızlığına inandın.
    rapstar: yalan mı? ebesine kaktığım.
    hayat: peki, bilir misin ki şansı yaratan da insanın kendisidir.
    rapstar: sikerler o yalanı. sen kimi kandırmaya çalışıyorsun gundi.
    hayat: kendini sınamaya başla. yüreğine git ve en derinlere.
    rapstar: yok ya! başka. olum gırgır mı geçiyorsun sen benimle?
    hayat: ne istediğine karar ve kendini tanımaya başla.
    rapstar: kendimi tanıyacak hal mi bıraktın lan tirbüşon.
    hayat: kendini suçlamaktan vazgeç artık.
    rapstar: ben zaten kendimi suçlamıyorum ki, seni suçluyorum amk.
    hayat: sadece kendi sınırlarını keşfet.
    rapstar: sikerim sınırını da, senide. yıllarca böyle kafalayıp durdun.
    hayat: kendi potansiyelini keşfedersen işte o zaman beklentilerini gerçekleştirmeye başlayacağım. artık bir sürüngen gibi yaşamaktan kurtul.
    rapstar: sürüngen mi? sayende bir kertenkeleden farkım kalmadı. bırak potansiyeli, keşfetmeyi yıldım yıldım amk.
    hayat: peki o zaman. sözümü dinlemediğin için bana ayıp ettin ve bu yüzden seni cezalandıracağım.
    rapstar: sözlerin bittiyse artık dayanamayıp isyan bayrağımı açıyorum. bu zamana kadar yoluma taş koyanların ayrı, senin ayrı amınakoyum. cezalandırmazsan şerefsizsin.

    hayat, kendisine artistlik yapan rapstar'ı cezalandırıp yamultur ve olduğu yerde öylece bırakır. sonra arkasına bakmadan topuklar.