şükela:  tümü | bugün
  • insan dedim ama var böyle küstah adamlar. hani böyle ortalamanın baya üstünde zeki adamlar. bunu da işte işte kazandıkları okul, sınavlarda elde ettikleri dereceler, icra ettikleri meslek vs. ile bir şekilde kanıtlamış adamlar. muhabbetleri hoş, kültürlü. en az bir sanat dalına ilgi duyarlar. genelde hayatta istediklerini elde etmiş ya da "gerçekten isteselerdi elde edebileceklerdi" adamlar.

    işte bunların bir kısmı öyle bir inanır ki içten içe çok üstün olduklarına ve kimsenin onları anlayamayacağına; huzursuz huzursuz ortada dolanır. bu başlık da işte tam onlara ve onlardan muzdarip ruhlara ithafendir.

    en büyük acıları o çekmiştir, en çok o sevmiş ve aldatılmanın acısını da en iyi o bilir. kim yusuf atılgan’ı, oğuz atay’ı onun kadar iyi anlayabilir ki?

    diğer insanlar ancak hayatın aslında ne denli korkunç olduğunu ve yaptıklarının kendilerini gülünç duruma düşürdüğünün farkına varamadığı için mutlu olmayı başarabiliyordur. aslında her şeyin ne kadar sahte, iki yüzlü ve boşuna olduğunu fark edemedikleri için bişiylerin peşinden koşmaya devam edebiliyordur. ancak şükür ki o, öyle değildir. şükür ki o, bişeylerin peşinden koşmanın anlamsızlığını fark etmiştir. uğruna koşacak bişeyi olmaması mühim değil.

    bazısı yogayı küçümser mesela. çözmüştür yoganın faydasızlığını, yogadan faydalanabilecek kadar sağlıklı ve mutlu olan insan yoga yapmasa da olur zaten, öyle garip gurup ritüeller yapılan ortamlara girmeye hiç gerek yok.

    bazısı dansı küçümser. ne o öyle anlamsız hareketler bütünü. onları yapıp da mı mutlu olacak şimdi?

    kişisel gelişimi küçümser. kendisine faydası olsa kitap mı yazar allah aşkına? nafile “hayatı anlamlandırma” çabaları.

    insanların arkadaşlıkları... büyük saçmalık. herkes birbirinin arkasından konuşuyor, herkes birbirinin kuyusunu kazıyor ne de olsa. eksik kalsalar da olur.

    insanlar o kadar aptal ki...

    fazla tevazu kibirdendir sözünü kanıtlar nitelikteki ve aptal olmadıkları için fazla açık etmeden inandıkları en önemli gerçekleri şudur:

    “benim kadar farkında/zeki olamadığın için mutlusun.”

    --- aylak adam/yusuf atılgan ---

    tutamak sorunu dedim. dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. tramvaylardaki tutamaklar gibi. uzanır tutunurlar. kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine, sanatına. çocuklarına tutunanlar vardır. herkes kendi tutamağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. gülünçlüğünü fark etmez. kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. öküzleri besiliydi, pırıl pırıldı. herkesin, "-veli ağanın öküzleri gibi öküz yoktur," demesini isterdi. daha gülünçleri de vardır. ben, toplumdaki değerlerin iki yüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: gerçek sevgiyi! bir kadın. birbirimize yeteceğimiz, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!
    --- aylak adam/yusuf atılgan ---

    işte onları tam olarak bu besler:

    “benim kadar farkında/zeki olamadığın için mutlusun.”

    hayatlarının tutamağı budur belki. sıradan ve aptal olacaklarına mutsuz ama farklı ama üstün ama gerçek olmanın yeğliğine duydukları sarsılmaz inanç.

    e meziyetleri çok olunca seçici olurlar haliyle. istedikleri gibi birini bulmaları zordur. kazandıkları her yeni tecrübeyle kendi kendilerini doğrulamaya devam etmekten sıkılırlar. böylece istedikleri gibi birini bulamayacaklarına inançları artarken, istedikleri gibi birini bulamayacaklarına inandıkları için istedikleri gibi birini bulamazlar.
    insanları koydukları kefe giderek bollaşsa da o kefenin sağlamlığına olan güvenleri tamdır.

    onlar çözmüştür. onları reddetmişseniz bile aslında siz reddetmemişsinizdir de o istememiştir. neticede sizin gibi bir sürü erkeği yedeklemeye alışık, şımarık, özgüven patlaması yaşayan birisi olduğunuzu çözmüş ve buna prim vermek istememiştir mesela. istese sizi peşinden koşturabilir ama neden istesin ki? siz kaybettiniz işte göremediniz ondaki “cevheri”.

    haliyle tüm bu düşünceler içinde yaydığı negatif enerji ve kibirin hiç farkına varmaz ve vardırılamaz bir noktaya doğru ilerlemeye devam eder.

    napsındır ki. o da herkes gibidir işte. herkes gibi sevmeye, sevilmeye ihtiyaç duyar ve işler istediği gibi olmadıkça da “suçu dünyaya atar”.
  • yanılgıda olan insandır. hayatı çözmek pek mümkün değil. her şey ortada olduğu halde bu kadar karmaşık olabilen bir denklem daha az bulunur, varsa da yine hayat ve insanın hayattaki yeridir.

    insanın hayatı, yalnızca bir küçük yönden bile olsun çözdüğünde nihayet öldüğünü düşünüyorum. belki ölümden az önce çözüyor olabilir.

    ölürken yazacak vaktim olursa ve sözlük de hâlâ olursa editlerim.
  • budistlerin bir sözü vardı doğru hatırlıyorsam, şekli olan her şey bir yanılsamadır buyurmuşlar zamanında. burada önemli olan şey hiçbir şeyin yokluğundan ziyade, şekle güvensizlik vasfı ve yansının bizatihi kişiye ait olması ile vuku buluyor. böyle bir girizgahtan sonra evrenin varlığı, varlığın aslında atomlardan oluşması, atomların aslında boşluk olması, boşluğa dolduran ışığın, aldığı oran ile sıfat kazanması, sıfatın aslında beyinlerde oluşan bir heyula oluşu, güzellik, iyilik, kötülük, çirkinlik, çözmüşlük gibi izafi kavramların ona baktığımız uzaklık nispetinde anlam kazanmasi gibi konulara gitsek dahi, herhangi bir şey çözmüş olamıyoruz. ben mesela şu yazdığım paragrafı hala incisözlük'te yazar iken okusaydım özet geç lan derdim kendime. şimdi değerli zamanı boşa harcamayalım diyorum.

    uzatmayayım, her şeyi en iyi çözdüğünü sanan insan, çözmenin verdiği rehavetle şüphe duymaktan uzaklaşır. yani bu insan, şüphe duymayan insandır. kafasını yastığa rahat koyan insandır. şüphesizliğin iştiyakıyla kendi kibrine batırdığı rahatlığı egosuna siper edip, şu kitabi masadan alıp koltuğun üzerine atabilen ve bundan rahatsiz olmayan insandır. konuşmayı bilgi, edepsizliği açık sözlülük, sevgiyi terbiyesizlik, samimiyeti istediğini istediği gibi yapma hakkı, güzelliği pazarlama aracı, iyiliği acziyet, kötülüğü gereklilik, ihaneti ve intikamı ödül olarak gören olarak insandır. üzgün bir insana sen eziksin diyebilen bir insandır. fakir bir insana zengin olma yolları anlatan insandır. zengin bir insandan borç isteyen insandır. çirkin bir insana makyaj yapmayı ve kendini güzelleştirmeyi öğreten insandır. akıl veren, bildiğini sanan insandır.

    bir düşünceyi eyleme dökmenin en iyi yolu o düşünceyi oluşturan bütünü çözmek olduğu için, hayatı en iyi çözdüğünü sanan insan, "yaşayan insan"dır diyebiliriz bu bağlamda. zaten başka türlü bir yaşamak eylemi pek mümkün olamazdı.
  • - hayatın "bir" çözümünün olduğuna inanacak kadar aptal,
    - diğer çözümleri kendince ampirik ya da yarı-ampirik yöntemleriyle çürüttüğünü sanacak kadar saygısız,
    - kendisinin gördüklerini diğerlerinin göremediğini/göremeyeceğini düşünecek kadar kendini beğenmiş,

    insandır.
  • ben çözdüm hayatı, anlatmayacağım, kendime kadar çözdüm.
  • herkes. sen, ben, o, biz, siz, onlar. hepimiziz bu. hadi itiraf edin.
  • herkesi, sürekli kategorize eder durur bu insan diye düşünüyorum. aman beni etmesin de.

    (bkz: beni kategorize etme)
  • hayatta en çok kendini kandıran, başarısız kumarbaz insan.
  • çenesi hiç boş durmaz, kendisini çoğu konuda en üst otorite olarak görür. sanki diğerleri de kendisiyle aynı şartlara sahipmiş gibi bir sanrıya kapılır, bir tek kendisinin düşündüğünü sandığı şeyleri muhatabına defalarca kez söyleyerek illallah dedirtir. hele bir de yaşı sizden birkaç yaş büyükse, konuşmalarının arasına "bak kardeşim, koçum, biraderim" gibi hitaplar ekler.
  • bizim patronun küçük kardeşidir.

    adam iyice sıyırdı kafayı. ağzını bir açıyor “ben yedi dil biliyorum avrupa’da yaşadım, herşey hakkında çok bilgim olduğu için hata yapan insana tahammülüm yok , bu dünyadaki tüm insanlar ölsün ben yaşayayım” tarzında saçma salak şeyler zırvalıyor. geçen gün de “o kadar çok şey biliyorum ki fışkırıyor beynimden zapt edemiyorum sinir krizi geçiriyorum “ dediydi. adam ego , megaloman vs değil aşmış bunları bambaşka birşey.