şükela:  tümü | bugün
  • harp okulu öğrencilerine yazın menteş'te yaptırılan bir eğitim. bir bölük harbiyeli hekimadası denilen adaya bırakılır. üç gün boyunca sadece akşamları bir tutam un ve minik bir parça et verilir. onlar da bu şartlarla mücadele ederler. gündüzleri yılan, tavşan, kaplumbağa, balık, incir peşinde koşarlar, geceleri ada'nın gerçek sahipleri olan farelerden korunmak için sahilde büyük bir ateş yakıp etrafında otururlar.
  • komando kurslarında 4 gün süren, sadece ikinci günü 50şer gram un, et, yağ ve şeker yiyerek geçirilen eğitim.

    son gün halüsinasyonlar başlar, mide sırta yapışmıştır. 18 km.lik intikalden sonra sona ulaşılacaktır. 15nci km.de mola verilir. sırtta çantanın ağırlığıyla beden olduğu gibi yere bırakılır; aç aç yürümek pek de eğlenceli değildir, üç günlük açlıkla hiç değildir.
    yana uzanan arkadaş karanlıkta pek de seçilemeyen ama badem büyüklüğünde birşey uzatır. uykulu gözlerle tutulur, hiç düşünmeden ağza atılır, yutmaya çalışırken boğaza takılır; o da ne, arkasında bir kablo! kablolu badem? kablolu badem mi?! açlık, yorgunluk, sessiz birkaç küfür.. alındaki soğuk ter silinip boğulmadan boğazdan çıkarılır. kablolu bademden gecenin ıssızlığına, soğuğuna derinden bir ses yayılır:
    "we can learn from the past, but those days are gone.
    we can hope for the future, but there might not be one!"

    kablolu bademden james labrie a change of seasons söylemektedir. bademli dreamtheater...
    saat sabaha karşı dörttür. göze yaklaştırılarak kablolu bademe bir daha bakılır, bir kablolu bademde uzatan elemanın kulağında vardır. acı gerçek anlaşılır: eleman beraber müzik dinleyelim diye kulaklığını uzatmıştır karanlığın içinde.

    "seize the day, i heard them say
    'life will not always be this way!' "

    ıslak ıslak kulağa takılır;

    "look around hear the sounds,
    cherish your life when you're still around!"

    yutkunulur..

    yemeğe 3 km. vardır.
  • tüfeğin kabzasına saklanmış üç tek sigara, üç tek sigaraya hazırlıksız araziye çıkmış iki tek ortakçı, aç bilaç tam dört gün, gözlerden uzak bir köşe... açlığın üçüncü gününde bir nefes; hayat-ı idame değil bu, hayat-ı şahane!

    kendini kaybetmiş üç kelle, baygın yatan bir izmarit...

    fakir kokaini; nasıl bırakayım ben seni!

    geç gelen düzeltme: bıraktım ulan seni, bir yıl oldu hem de! :)

    düzeltmenin düzeltmesi: sensiz olmuyor! iki yıl aradan sonra başladım yine. hiç bırakmamış gibiyim. bak bak, daha kahvaltı etmedim hatta, ikinci sigaramı içiyorum.
  • crescendo devrem güzel betimlemiş.

    son hayatî idame idi hho'da.

    tecrübe var kralız, son sınıfız, abiyiz. bekir ercan vanfilo komutanı, uh-1h ile yer buldu bize.

    yalova'ya göre 170 başlarda 20 küsur bir yer, rakım yalan olmasın 650 falan .

    süprizli yer buldum size çok mutlu olacağız falan diyor.*

    tecrübeliyiz yav herkesin görevi belli, goy goy da goy goy.

    gece 01 gibi çıkıldı intikale, yokuş lan hep nefesimiz kesiliyor.

    sabah vardık 07 suları.

    timler belli dağıldık, herkes goy goy barınak yapıyor. ateş yakıldı falan .

    öğlen gibi krosçu ekip arama-taramaya çıktı çevreyi ben dahil.

    yok lan yerleşim yeri yok 10 km çapta. moraller sarsıldı ama abiyiz ya goygoy devam.

    drill sabit; en yakın köye gidilir alışveriş yapılır ama fail; en yakın köy yok.

    lan yok, yok yani, yerleşim birimi yok.

    hani son hayatî idameydi, hani son sınıf kraldık.

    2. gün öğleden sonra herkes kabullendi, baya açız. (son gıdayı 36 saat ve 57 km önce aldık)

    oruç gibi değil, sahur yok iftar yok 2 gündür açız. millet birbirine bakıyor, bıçak biliyor, sigara içiyor.

    deavamı gelecek.
  • kahramanımız hayatı idame eğitimiyle ilgili her yerden bir şey duya duya gözünde çok büyütür. milletin anlattıklarına bakınca ohoo bot kaynatıp yiyenler mi dersin, keçi boklu kaynaktan su içen mi dersin. orada çok büyük azap ve işkence çekeceğine kendini şartlar. adaya bir şey götürmenin ise imkanı görünüşe göre yoktur, zira intikalden önce kursiyerler donuna kadar soyulmakta, tüfeğini de gözetmen önünde söküp takmaktadır. kendisine elbiseleri sonradan verilmektedir.

    sonra harbiyeli olmanın verdiği açıkgözlülükle kafasında bir ampül yanar. yatağın başucundaki g3'üne uzanır. kayışını çözerek dipçik kısmını pimlerinden ayırarak söker. yeşil bakalitten yapılma dipçik kısmının içine en dibine bir ufak tadelle itekler ve mekanizma kapanıyor mu bakar. tetik alt kapağı tadelleyi biraz sıkıştırsa da kapatmayı becerir ve silahı birkaç kez söküp takar. açarken patlamasın da çikolata sürprizi yapmayalım diye de dua eder.

    adaya intikalden önce kursiyerleri soyarlar. donla hazırolda elinde tüfekle bekleyen kursiyere bölük komutanı yüzbaşı kafasını kaldırmadan emreder.

    "sök!"

    çocuk silahı hemen kundak namlu tetik dipçik mekanizma ve şarjör olmak üzere altıya parçalar ve masaya yanyana dizerek hazırola geçer. kalbi güm güm atmaktadır. yakalanırsa savunma yiyecek, büyük ihtimalle herkesin içinde rezil edilecektir. içinden "keşke aç kalsaydım ne yapıyorum ben" diye geçirir ama blk komutanı dipçiğin dibinde gömülü ezilmiş ufak tadelleyi göremez. sonra elindeki tükenmez kalemle yine bakmadan işaret eder.

    "tamam tak, giyin"

    adada ise ikinci günün öğleninde açlıktan türkü söyleyenler, paket lastiğiyle ne avlayacaksa kapan tuzak kurmaya çalışıp boşa fazladan 30 kalori yakanlar falan peyda olmaya başlar. normalde açlığa alışkın insan bundan daha çok direnir ama komando kursunda 5000 kaloriye yakın günlük bir diyet verilip birden aç kalınca vücut buna birden adapte olamaz. çocukların midesi sırtına yapışır.

    hayatta kalma talimnamesi'ni okumuş olmak burada çok geçer bir şeydir. balık tutmak zordur ama ahtapot çok zor değildir. diz hizasında suyun dibine beyaz fanila gererek avlayabilirsiniz, ahtapot parlak şeylere saplantı derecesinde aşık bir hayvan olduğundan dayanamaz gelip fanilanın ortasına yatar. mızrakla vurur alırsınız. usulünce pişiremezsiniz zira adada tuz da yoktur. yağ da yoktur. ama o açlıkla herkes bir parça alır yer. urfalılar antepliler ise niyeyse onu yiyeceğine aç kalırlar. sizinse aklınız her an her saniye o dipçiğin dibindeki bir minik tadelle'dedir. o sizin artık sigortanız olmuştur. herşey ters giderse açlıktan bayılmadan önce yiyebileceğiniz son bir şey daha vardır zira. ama eliniz bir türlü gitmez. 10 kuruşluk o rezil çikolatayı dünyanın en büyük hazinesi addeder, dayanamayacağınız bir zorluk için bekletirsiniz.

    sonra bir tutam un bir tutam et biraz yağ verilir. etrafınıza bakarsınız, terden leş gibi olmuş koca koca adamlar bu bir avuç unu zambiya kabilesi gibi hüpletmeye başlar. eti iki dakika ateşe tutup lastik gibi pişmemiş eti 10 dakika çiğnemeye falan başlarlar. siz de farklı değilsinizdir onlardan. zaten insanlık tarihine bakarsanız açlığa karşı ortaya konmuş ilk kalıcı çözüm (tarım) yerleşik medeniyetin doğuşu olmuştur. açlığı ortaya getirip koyduğunuzda harbiyede çatal bıçak tutmayı öğrenen adamların içinden o eti iki eliyle güreşerek viciyk vicik ıssırmaya çalışan mağara adamları çıktığını farkedersiniz. sonra birileri "vallah dayanamirem" diye ağlayacak gibi olur. hiç düşünmeden "ağlama devrem al tadelle" diye silahı söker verirsiniz. o meret de zor çıkar zira sıcaktan paketin içinde artık sıvı hale gelmiştir. abartmıyorum koca koca tam ---> dokuz <--- adam ooo vaaaay devrem diye diye bir ufak tadelleyi paylaşır. ama nasıl mutlu olurlar... kendi düğünündeki pastaya öyle hallenmemiştir hiçbirisi.

    açlığın içinde hayatı idame ederken, yani hayat memat falan söz konusu iken sizi hayata bağlayan herşeyi paylaşmaktır silah arkadaşlığı. onlar açken siz doymaktan tiksinirsiniz. insan başka yerlerde neden diğer insanların kurdudur da zorluklara birlikte göğüs gererken değildir? soruyu daha da derün sorarsak bu tsk bizi yamyam kabilesi gibi adalara götürüp atarken asıl amacı hayatı idameyi öğretmek değil de bu yoldaşlığı mı perçinlemektir?

    kimbilir.
  • buraya kadar gelmiş saygıdeğer misafirlere ben de nacizane, bir kaç avlanma tekniği arz etmek isterim.

    dikkatle ve önemle belirtmek isterim ki; hayvanlar da, biz insanlarla birlikte doğanın ekosisteminde kendisine yer edinmiş canlılar olmakla birlikte, hiçbir zorunluluk hali olmadığı durumlarda, salt zevk için hayvan öldürmek/avlanmak caniliktir!

    başlıkta da ifade edildiği üzere, muharebe alanında veya afet bölgesinde kalan bir insanın yaşamını idame ettirebilme ve hayatta kalabilmesi adına öngörülmüş son çaredir.

    doğada/arazide, hayatta kalabilmek adına yiyebileceğimiz zengin besin değerlerine sahip gıdalar ve yemek üzere hazırlanma biçimleri:

    yılanlar: yılanın kafası arkasından sıkıca kavrandıktan sonra, bir bıçakla kesilir.
    karnını yarın ve iç organlarını çıkarın, derisini sıyırdıktan sonra hazırlamış olduğunuz ateşte iyice pişirin.

    kertenkeleler: arkasından koşarak eller ile yakalanır veya sopayla vurulur.

    yabani tavşanlar: sopayla ya da sopa, taş veya bola atarak vurulur. kuzey bölgelerde yaşayan yabani tavşanlar koşarken sadece 120-150 cm sıçrayabilirler ve sonra dururlar.

    fare ve köstebekler: üzerine ayak ile basılır veya sopayla vurulur. bu hayvanlar genellikle kayaların veya ağaç kütüklerinin altında, kışın ise kar yığınlarının altında yaşarlar.

    sincaplar: bir sincap sırığından yararlanarak yakalanır.

    kokarcalar: yiyecek arayan veya gezinen kokarca, uzanıp yakalanabilecek mesafede olmalıdır. dikkatle yaklaşarak kuyruğundan yakalanır ve süratle havaya kaldırılır. ayakları yerden kesilen kokarca, koku püskürtemez. kuyruğunun ucundan yakalanarak sallanan kokarca kıvrılarak ısıramaz. ona sopayla vurulur. temizlemeden önce soğutmak için suya batırılır. böylece salgı yapan bezleri katılaşır. bu da kokunun yok olmasını kolaylaştıracak ve daha az koku yayılmasına sebep olacaktır.

    dağ sıçanları: çift telli kapan, hayvan deliğe girerken veya çıkarken tuzağa düşürecek şekilde yuvanın ağzına yerleştirilir, veya onlar yuvalarının deliği kazılarak dışarı çıkarılır. dışarı çıkan hayvana sopa veya taşla vurulur. delik kazılırken, hayvana yaklaşıldığında tokalı veya ilmikli bir kayış yuvaya sokulur. bazı durumlarda, hayvan kayışı ısırır ve bırakmaz. o anda kayış çekilerek hayvan dışarı çıkarılır. eğer hayvan açık arazide ise, arkasından koşularak yakalanır. eğer karşı koymak için geri dönerse sopayla vurulur veya tekmelenir.

    oklu kirpi: eğer kirpi yerde ise, ona sopayla vurulur. ağaçta olduğu zaman, ya da ağaç silkelenerek yere düşürülür. yere düşen kirpi kuyruğunun ucundaki uzun kıllardan tutularak yukarı kaldırılır. oklu kirpiler dikenlerini atamazlar.

    dikkat!: kirpilerin iri ve sert tüyleri dikenlidir ve dokunulursa batarlar.

    kunduz: kunduzun karaya çıkması beklenir, sonra sopayla vurulur, tekmelenir, taşla vurulur veya kuyruğundan yakalanır. kunduz, sağlam bünyeli bir hayvandır. bu nedenle eğer bir kunduz kuyruğundan yakalanmışsa, gevşemeye başlayıncaya kadar sarkaç gibi sallanır. daha sonra onu öldürmek için ağaca veya yere çarpılır ya da ilmekle boğulur. kunduzu ele geçirmenin bir diğer yolu da su bendi veya kanallar kazmaktır. kunduz, yapılan değişikliğe bakmak için kanala geldiği zaman, kuyruğundan yakalanır.

    dikkat!: kunduzun ısırmamasına dikkat edilir. ısırığı büyük yara açar.