şükela:  tümü | bugün
  • paraya tapılması olabilir.
  • hayata ne verdiğinle ilgilidir.

    (bkz: ne verirsen elinle o da gelir seninle)

    bi de bi zahmet bi aynaya bak sabahları
  • paraya secde edilmesidir.
  • ucunda ölüm olması. bu kadar çabala ve her şey tık diye bir anda bitsin. o kadar ev taksidi ödedim. e hani oturacaktım. dağ gibi steam hesabım var, kim oynayacak onları. o kadar eleştirmeni okuyup edindiğim filmleri kim izleyecek. çocuğum için aylarca iki üç saat uykuyla yaşadım. torunumu sevemeyecek miyim yani. ülkemin refaha kavuştuğunu da mı göremeyeceğim. ucunda mevlâya kavuşmak olmasa yemişim hayatı, bu ne lan.
  • doğduğun coğrafyanın da fazlasıyla etkilediği sebeplerdir.
    doğduğun yüzyıl da etkiler aslında, gerçi dünyadaki tüm insanlar yeni bir dünya savaşından önce medenileşmeyi başarabilecekler mi orası meçhul.
  • çok net kötü insanların etrafında bulunması.para falan hikaye.

    arkadaş çevren,iş çevren,aşık olduğun sevdiğin sevildiğin insanların çoğunluğu; bencil,egoist,yalancı,çıkarcı ise bu hayatta trilyonların olsun mutlu olamassın.
  • bazılarına göre bunun nedeni bakış açımız, olayları algılayışımızdır. bazılarına göre boktan şeyler garibanlara olur ve bununla idare etmek gerekir. bazılarına göre hemen herkesin başına şöyle ya da böyle boktan şeyler gelir.

    ama sonuçta her şeyi belirleyen ölüm olsa gerek. insanlar, devletler ve şirketler bile doğar büyür ve ölür. her şey kaybetme ve kaybederken buna göğüs gerebilme üzerinedir. bu yüzden ne kadar az mucizevi şey yaşanmış olursa olsun, en determinist insan bile bir an mucizeler olabileceğine inanır. boşuna dememiş albert camus, bir insanın her gün yaptığı en iyi şey, o gün intihar etmemiş olmasıdır, diye.

    birisi için yaratılmış olmak; büyük bir amaç uğruna yaşamak; ulviyet addetmek... lübnan'da iç savaş sırasında her gün sayısız insan ölüyormuş. cesetlerin hemen hepsi sokaklarda; şurada burada imiş. yani ölüm kol geziyormuş ortalıkta. o ara bir çocuk bir kuyuya düşmüş; bütün inançlılar çocuğa odaklanmış. geceleri isa'nın suretinin kuyunun dibinde görüldüğünü iddia eden rahibeler, her gün gözyaşı içinde ellerini göğe kaldıran eşraf çocuğun kurtulması için gözyaşları içinde dua ediyorlarmış. bir kurtarıcı... sen hakikati ararken, kalbin neyi özlemekteydi ki, efendini...

    yalanların getirisi mutluluktur; bedeli ise hakikat. hakiki ve kalbi düşünen birisi için hiçbir şey yoktur.
  • uyku ve yemek yeme ihtiyacının olmasıdır.

    bu yukarıdaki iki şey bana hayatım boyunca hep angarya gelmiştir. tamam bir biyolojimiz var bunu yürütebilmek için beslenmemiz ve dinlenmemiz lazım ancak bu iki gereksinim günün rahat yarısını alıyor. bir de bu yenilenlerin çıkarılması işlemi var onu hadi saymıyorum. 7 saat uyusan ki çok değil, 2 saatte gün boyu yemek yeme işi sürse kahvaltısı şusu busu eder 9 saat. ne anladım bu işten amk.
  • (bkz: hayat)

    kendisi zaten öyle olduğu için, içerisinde seyrediyorken her şey boktan geliyor (istisnalar hariç).
  • "insanın en büyük düşmanı yenilmektir" diyorum, kahvemden bir yudum daha aldıktan sonra. "insan daima birşeylere yenilir."

    ilgi duyan gözlerle bakıyor bana. bazen ilgi duymak demek, istemek demektir. o ilgi anında ortaya çıkan çabayı, akşamyıldızı gibi görüveriyorum. gözbebeklerim büyüyor.

    "neden böyle dedin?" diye soruyor. ses tonunun öyle aheste bir vurgusu var ki, yavru bir kedinin sevimliliğini duyuyorum içerisinde. bütün detaylarını tekrar ve tekrar dinliyorum. "neden bunu söyledin?" alınır gibi soruyor. üzüntüyle, "neden öyle dedin ki..." der gibi. saygıyla, korkuyla karışık bir kırılganlıkla. içimde bütün bir insanlığın şefkat duygusu titriyor birden.

    "çünkü korkuyorum" diyorum o anda. hevesle düşüncelerimi kesiyor ve "korkma" diyor "korkma; çünkü insan bir tek yenildiği zaman yenmeyi öğrenebilir." donup kalıyorum ve hatırlayamadığım bir zaman diliminde bunu düşünüyorum: "insan bir tek yenildiği zaman yenmeyi öğrenebilir."

    kaşları endişeyle çatılıyor. gözleri alacaklı bakıyor. borca harca değil, sevgiye alacaklı onun gözleri. o an, onu kucağıma alıp sarmalayasım geliyor. çünkü masumiyet insanın yüreğini ellerine alır ve sevgiyle okşar. karanlıkta parıldayan bir ışıktan gözlerimi alamamaya benziyor içimde uyandırdığı hisler.

    birden irkiliyorum ve öfkeyi hissediyorum. ince, hafif tüten bir duman gibi sızıp kaplıyor içimi. o güçsüz bir kadın değil biliyorum. ancak benim tasalarımla tasalanmasını kabullenemiyorum. endişeli bakışlarına aşık olduğumu hatırlıyorum sonra. ama onu o halde görmek canımı sıkıyor. hemen kucaklıyorum onu; "haklısın" diyorum. "haklısın."

    gözlerim yere düşüyor, kaldırıyorum. endişeyle çatılmış kaşlarını tekrar fark ediyorum.

    "demek istediğim, herşeyi ilk fırsatta devirecek gücüm var benim. hele ki sen de yanımdaysan. ama zaman... zamana eninde sonunda her insan yenilir. bir gün bu dünyadan gideceğimi bilmek değil beni korkutan. bunu bile bile insan gibi yaşayamamak sıkıyor canımı."

    gülümsüyor. yaşamla ölüm arasında, uzayla zaman arasında saklanan bir çocuğa benziyor birden. sevgilinin gülüşünü böyle tanımlıyorum. bir kız çocuğu gibi sesleniyor bana:

    "insan gibi yaşamanı sağlayacak tek şey ellerimi tutman" diyor.

    ellerini tutuyorum. insan hayatındaki en önemli şeyin mutluluk olmadığını, huzur olduğunu fark ediyorum. benim için huzur onun avuçlarında. koklayıp içime çekiyorum o huzuru.