şükela:  tümü | bugün
  • daha da kötüsü aslında bunun farkında olmak; ama içine doğduğun hayatın uyuşturucu durgunluğuna kapılıp savrulmaktır.

    önce iyi bir eğitim almadığını bilirsin içten içe; ama tutulduğun yarışın anlamsızlığının farkında olmama rağmen düzene boyun eğip vasat bir insan olursun.

    insanlar bir yerlerde hayatını yaşarken, boş insanların boş muhabbetlerini dinlemek zorunda kalırsın; dinlemezsen yalnız kalırsın ve asosyallikle suçlanırsın; dinlersen de bombok kafalı biri olursun.

    bu düzen üzerine bir pislik gibi yapışır. silmeye çalıştıkça daha çok bulaşır; öyle kalakalırsın. ilişkiler yüzeysel ve vasattır. öyle dandik bir çevren vardır ki, iyi bir şeyler yapmaya çalışmak demek, delirme noktasına gelinceye kadar ödün vermek demektir. sorgulayan bireyler, hem aşağılanır, hem yalnız bırakılır, hem de ümitsizlik içinde boğulmasına göz yumulur.

    garip, kasvetli ve kötümser bir yorum gibi görünebilir ama değildir; çünkü bu toplumsal zehrin kendini nasıl da felç ettiğini bazen çok geç anlarsın; bazen de hiç anlayamazsın. umutsuzluk bir yandadır; ortağım doblo'yu x'e sattım; beylikdüzünden y saatte geldim; bilmemneyi gördün mü survivor'da elendi iyi oldu diğer taraftadır.

    ilginç bir boktur bu anlatmak zor.
  • yirmili yaşlarımın ortasından otuzların başına kadar desem yeridir. sikko muhabbetler ve en yakın olduğun insnaların bile kafalarında elli tane tilkinin gezmesi gibi insanı güvensizliğe sürükleyen konularla belki de ilk kez tanışmamdan kaynaklanıyor olabilir. büyük etkenlerden biri de parasızlıktı ama harcadık gitti işte. otuzlar daha iyi geldi bana.
  • baştan sona anlamsız bir önermedir.

    hayatın en güzel yıllarıysa eğer, neden vasat diye adlandırılsın ki? 45-50 yaşlarım arasındaki yılları çok güzel geçirdim. o hâlde vasat oluyor bu yıllar.
  • son aylarda beynimi kemiren düşüncedir.

    gezip eğlenen, mutlu olabilen, hayata karşı umutla bakabilen, sevdikleriyle kucaklaşabilen, hatta sevgiye inanan, cıvıl cıvıl insanları (hiç değilse bu rolleri iyi oynayabilen insanları) gördükçe kahroluyorum. ulan diyorum bir tek ben mi bok gibi bir hayat yaşadım acaba. bir tek ben mi o güzel yılları boşa harcadım..

    neyse bi sigara daha..
  • genelde sakin kurallara uyan bir tip olmuşumdur.sessiz olduğum sonucu cıkmasın.bunu belirterek soyluyorum cunku baktığımda delice hareketler yapmadım pek.saçmalamadım ya da dağıtmadım hiç.bir kere bile mesela.bunun boyle olması gerektiğini düşündüm.öğretildiği için miydi bilmiyorum ama boyleydım işte.insanlara da bu sekilde olduğumu kanıtlamam da uzun sürdü.inanmadılar,hatta korktuğumu düşündüler.birisimden cekindiğimi ya da kurallara uymanın saçmalık olduğunu düşünen de oldu.
    ama bir seyi fark etmeye başladım, daha doğrusu fark etmek de değil düşünmeye başladım.ya gerçekten hayatı bu yuzden kaçırıyorsam?ya bunları isteyerek yaptığımı düşünmeme rağmen bunlar bana ezberletildiyse?bomboş geliyor su ara hayatım.sanki bir seyleri kaçırmısım ve donemeyecekmişim,hep eksik uhde kalacakmış gibi.kalp çarpıntısından,nefes daralmasından yorulmuş,kimi zaman tükenmiş hissetmem de bundan sanırım. su ara hiç planım yok.istemediğim bolumu hayvan gibi çalısarak kalmadan bitirmeye calıştım ,bitti de sayılır.on işi birden yapıp dil kursuna gidip alese, yok tekrar ygs ye falan girdim.amaçsızca hepsi.daha kaç yaşındayken yorgun ve umutsuzum mesela.nerden tutup başlasam bilmiyorum da.milletin milyonlarca derdi var ülke bitap halde.bunu düşündükçe kaçma isteği geliyor ama bataklığa saplanmış gibi çıktıkça içine çekiliyorum.motive edecek pek bişi de kalmadı.buna ragmen hala bazı seylere tutunuyorum.cocukluğuma mesela.o hayallere...soz verdiğim küçük kız cocuğuna.ama yüküm ağırlastıkca tutmak da zorlasıyor.
    nerden nereye geldim.başlıkla da alakasız oldu iyice ama sozun ozu su:ben hayatımın en güzel yıllarını boyle kararsızlık arada kalmışlık bitkinlik ve bıkkınlıkla geçiriyorum.ben kararsızlıkla bekledikçe insanlar da baskı yapıyor ve daha once yaptığım gibi yanlış isteksiz ve saçma kararlar vermeme sebep oluyor.bosa gecen zamanlar.en üzücü kısmı da 'sen boyle karar verdin' denmesi ya oraya hiç girmiyim.
  • hiç bir zaman iyi imkanlara sahip olmadım. çok kötü değildi hayatım ama iyi de değildi. kader denen illet bir yandan, bir yandanda kendi başarısızlıklarım bombok bir yirmili yaş sundu önüme. tam dedim eniştem elimden tutacak, evet dedim sanırım birşeyler olacak bir de baktım ki o bile tongaya getirmiş beni. şimdi yirmili yaşımın başında hayata umutsuzca bakıyorum. tek umudum kendimdeydi 3-4 yıl önce, hep böyle derdim ama hayat hiç planladığım gibi gitmiyor. mutlaka onun sana hazırladığı yollarla sınıyor seni. şimdiden 30 lu yaşlara kadar hayatımın en dinamik bölümünü vasat geçirmeye mahkum olacağım, durum onu gösteriyor.
    hayatın bana ait bir planı var ben bu planın gidişatından hiç memnun değilim.
  • şimdiki yaşlarıma gelip de ah çekmemek için o gencecik yaşlarımızda tırmalamak. gel gör ki o zamanlar herşeyin ucu dönüp dolaşıp paraya bağlanırdı. daha doğrusu parasızlığa. senin paran olsa arkadaşının olmazdı. yıllar geçip o zamanlar paran da olsa bi sikim olmayacağını, yine boş boş vakit geçireceğini, önemli olanın içinde bulunduğu. ekosistem olduğunu, birey olarak ne yaparsan yap ne kadar çabalarsan çabala vasatın üstüne çıkamadığını ve suçu parasızlığa attığını anlamak insana yine de huzur verir. fakaat bu huzur hemen endişeye döner. çünkü artık çocuğun vardır ve çocuğunun da senin düştüğün hatalara düşmesini istemezsin. olayı da ekosisteme bağladın ya, bir bakarsın mevcut ortam senin gençliğine nazaran iyice boka batmış.
    insanı sarar bir karamsarlık. artık gençliğin bombok geçmiş olması yetmiyormuş gibi çocuğuna da o boktan hayatı yaşatmamak için orta yaşlılığında da didinir durursun. bitmez....
  • hayatını mahvetmiş (loser) bir insanın kendi moralini düzeltmek için bahaneler bulmasıdır he canım kıyamam çok özelsin sen.
  • geçiren de geçirmeyen de ölecek nasıl olsa. öldükten sonra eğer bilinç yoksa ve bakıp ''oo süper yaşadım ya da of boşuna gitti'' demiyorsak zaten ne yaşarsan yaşa bir sike yaramıyor. tam tersi ise zaman boku yedin güzel kardeşim.