şükela:  tümü | bugün
  • yuzune baktikca, 'hayatimin sonuna kadar sıkılmadan yaninda oturabilirim' diye dusunmek, karsindakinin de aynini dusundugunu bilmenin rahatligini yasamak. olaylar karsisindaki tavrini tahmin etmek, o baslamadan gulmeye baslamak bazi seylere. her durumda ilk olarak onu aramak, ilk olarak ona guvenmek, asla yalniz birakilmayacaginin bilinci icinde rahat uyumak.
  • her zaman iyiye işaret etmez..

    bakalım hayatının askı da senin ona yaptığın gibi “her şeye rağmen”lere boğacak mı hayatını,
    bakalım senden ayrı kaldığı her an kesilecek mi nefesi,
    nefret ediyorum diyerek kaçıp bir ay sonra kendini kapısında bulduğunda, egosu mu açacak kapıyı?
    huzuru bulacak mısın kollarında?
    birbirinize iyi gelecek misiniz?
    her türlü badirelere rağmen "mutlu son"a ulaşabilecek misiniz birbirinizin kollarında?

    ve hepsinden önemlisi, tüm bu soruların cevabı hayır olursa,
    sen, ondan vazgeçmeyecek, “ask dediğin bir kere geliyormuş insanın basına ne yapalım” diyecek, her şeye rağmen özleyecek *, hayatının askı olduğunu ispat edebilecek misin o”nun?
  • aslında çok büyük bir laf bu… hayat dediğin şeye kaç piyango vurur, her seferinde elinde biletin ‘’yipuuu bana çıktı bu sefer/yine bu sefer’’ diye kaç kere zıplarsın bilinmez. ama amortiye bile sevinen var çevremde.
    her sabah yüzünü güldüren, en berbat günde bile eve gidip mutlu olurum diye günü atlatmaya yardımcı olan biri varsa hayatında, tebrik ederim, aşk kumarında kazanmışsın.

    öyle aşk meşk mevzularının bilmişi, tecrübelisi, gurusu değilim, olamam da bundan sonra. ama bana vuran piyango öyle amorti falan da değil, farkındayım. kolay kolay da bırakmam.

    bir süre önce, bir gece, yabancısı olduğumuz bir kara parçası üstünde, bir bela geldi başımıza. öyle korktum ki, ölüyorum sandım. gerçi her derdi, dünyanın en büyük sorunu haline getirmek gibi iğrenç bir huyum var. ama o an için çok önemli bir sorundu bu.
    tam her şey bitti, sıçtık derken. bir anda çözüldü sorun. hala olayın etkisinde, korkudan titreyip, nabzımın düşmesini engelleyemiyorken, sol kaşımın iki santim üstünden öperek ‘’geçti sevgilim, bak yaşlanınca, oturup anlatacak bir anımız daha oldu’’ dedi benim piyangom. çok sıradan, herkesin aklına gelebilecek bu cümle, o an, benim için eşsiz bir sone gibiydi. en müziklisinden.
    korkudan ağzımdan düşen kalbim, tam zamanında, doğru kişi tarafından tutulup, koruma altına alınmıştı.

    şans mı bu, hak mı, karşılık mı bilmiyorum. hayatım kısa ama ödülüm kocaman benim. onu bulmak su içmek gibi sıradan, fezaya çıkmak gibi özel bir şey.
    *
  • bazen tam da böyle düşünmek alt üst ediyor her şeyi.

    bakınız, birazdan anlatacağım şeyin mantığını anlasam da detayına aklım ermiyor, kendi hayatımda bilinçli olarak böyle düşünüp hareket edebileceğime akıl sır erdiremiyorum o nedenle anlatacağımdan fazlasını bildiğimi sanmayın. ama oluyor bunlar, yaşanıyor ve dolayısıyla -bu başlık altında olma sebebim de bu- yaşatılıyor.

    hepimiz hayatımızı bir şekilde ana bölümlere ayırıyoruz: aşk, kariyer, para, aile, hobiler vs vs.

    ben, bunların tümünde denge kurmaya çabalayan biriyim. bir bölümde müthiş başarılıysam, ama diğer alanda tek çöpüm bile yoksa genel manada başarılı olduğumu düşünmem, düşünemem çünkü dengenin hayatın genelinde hayati olduğuna inanıyorum. bir adam, "dünyanın en başarılı profesörü" ödülünü aldığı gün teşekkür konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıkmadan hemen önce yanına görevli yaklaşmış ve kulağına eğilmiş: "sayın profesör, kızınız intihar etmiş, artık yaşamıyor". bu adam hayatta başarılı mıdır değil midir? hikayesinde bana göre bu adam isterse kainatın profesörü olsun başarılı değildir çünkü dengeyi kuramamıştır.

    bazı insanlar bu denge unsurunu bundan çok daha farklı algılıyorlar. bir alanda kazanılan bir piyango varsa, dengenin kurulması için otomatikman diğer alanda bir şeyleri feda etmeleri gerektiğini düşünüyorlar. onlara göre dengenin kurulması ancak bu şekilde mümkün. bir taraf 100 ise, diğer taraf 0 olmalı, ancak bu şekilde bir denge kurulabilir. örnekleyelim: hayatının önemli bölümünü kariyerine, işine adamış ve bu alanda kayda değer yol katetmiş bir adam, günün birinde hayatının aşkıyla karşılaşırsa ne olur? benim mantığımda, ballı kaymak olur. aşktan aldığı enerjiyi işine kanalize eder ve bütünsel bir denge için içeriden beslenir ve bu beslenmeyle büyür, gelişir.

    fakat en başta mantığını anladığımı ama akıl sır erdiremediğimi söylediğim ikinci denge mantığı bu kişi için söz konusu olursa, iş (=kariyer, sorumluluk, para, taltif vs) kazara (dünya hali) kötü gitmeye başladığı anda (küresel ekonomik kriz) bunun sebebinin yaşadığı doruktaki aşk ilişkisi olduğunu düşünecektir. basit bir hesapla, aşkta %100'e yaklaşmaktayım, demek ki işte dip yapacağım düşüncelerine girer. oysa işine yıllarını vermiştir, dip yapması sadece kendisini değil tüm ailesini ve onlar dışında da bir çok kişiyi etkileyecektir. denge savaşçısı olarak feda etmesi gereken bir alan vardır ve bu, hayatının aşkıdır.

    bu kişi hayatının aşkını değil de alelade bir şey bulduğunu düşünse ve dolayısıyla yine basit bir hesapla tatmini %15-20'lerde seyretseydi, dengeye feda etmesi gereken bir şey olmayacaktı.

    diyeceğim o ki, hayatının aşkını bulmak ya da birinin hayatının aşkı olmak, her zaman dünyanın en güzel duygusu olmuyor. keşke olsaydı. keşke onu olmak/ bulmak masallardaki gibi her şeye yetseydi.
  • bazen gerçek olanı çöpe atmaktır;

    "-sanmaktı, yanılsamaydı- diyebilirim evet, var hala böyle bir şansım... birçok kılıf bulabilirim hala ve daha kolay olacağı için sen de inanmayı seçersin. ama hayır, çoktandır hasret olduğum adam gibi adamlığına yakışmaz, en az senin kadar net olacağım bende... hayatımın aşkını bulduğuma zerre kadar yoktu şüphem, onun yanında senin için içim titreyene dek... deselerdi inanmazdım, hayatta herşeyi göze alabileceğimi düşündüğüm aşkın bir anda sönmesi... bazı şeyler var ki başladığı hızla yok olabiliyor, kimi insanlar var ki insanın damarlarına her geçen gün yayılabiliyor... şimdi o aşk, seninle aramda saçmasapan bir duvar gibi duruyor..."
  • romantizmden cok uzak olacak ama; dev bir kafa rahatligi.
  • bazen çok sonra farkına vardığınız olay.

    ve yaptığınız hatanın geri dönülemez olma ihtimali içinizi kemirir.

    uyku, iştah, yaşama hevesi hepsi kaçar gider tutamazsınız.

    başka şey düşünemezsiniz, kafanızda bozuk bir plak bitmek tükenmez bilmeyen karamsar bir parça çalar.

    ertesi gün parça daha da karamsarlaşır, daha da iç bunaltır ve kafanızda dönen bu plak yaşamdan öylesine koparır ki sizi

    sabah yataktan kalkmak bir korku haline gelir

    sesleri susturmanın en iyi yolu uyumak olsa da bazen bir kabus, moralinizi öyle bir bozar ki

    uyurken bile kaçmanın mümkün olmadığını görür

    ve sonunda yaptığınız hata, salaklık için bir daha, bir daha ve bir daha üzülür, kendinizden bir defa daha nefret edersiniz...

    "bana bir kere daha şans vermen için her şeyi veririm" dersiniz, ama o sizi unutabilmek için her şeyini vermiştir zaten...

    sonu karanlık, sonu ızdırap, sonu uçsuz budaksız bir girdap...
  • hele bir de bu adam/kadınla evlenmişseniz dünyanın en güzel şeylerinden biri! paha biçilemez mutluluk
  • yetmeyen eylemdir.

    bulmak mesele değil, kıymetini bilmek ve kaybetmemektir aslolan.
  • doğrusu: "hayatının aşkını aramak ama bulamamak" olması gereken eylem.