şükela:  tümü | bugün
  • bundan birkaç gün önce konu beyaz kelebek'ten açıldı. konuşuyoruz falan bi kız arkadaşla. bayağı konuştuk ama üzerine. şöyledir, böyledir diye. internet üzerinden bi konuşma bu.
    balkona sigara içmeye çıktım hemen akabinde, ışıkları açtım, sigaramı yaktım ve hala beyaz kelebeğin üzerine düşüncelere daldım ki üzerime beyaz kelebek kondu birden. dondum kaldım lan. çok fenaydı. kelebek olmayadabilir ama bildiğin beyaz ve tam manası ile kelebeği andıran bi şeydi. uçtu gitti sonra, ağzım açık, sanki ufo görmüş gibi bakakaldım.
    ilginç bi tesadüftü vesselam. ben hayatın anlamını bulduğumu düşünüyorum.
  • dolmuşla okula gidilir. nizamiyede dolmuşa binenlerin arasında eski sevgili de vardır. kafalar çevrilir, itinayla görmemezlikten gelinir. küçük bi 'pıh' sesi çıkartılıp gülünür geçilir. dolmuştan indikten birkaç saat sonra en yakın arkadaşlardan biri telefon açıp, 'eftihos bil bakalım bugün dolmuşta kimi gördüm' der. gördüğü kişi eski sevgilimdir. akabinde beyefendinin bütün gün dolmuş dolmuş gezdiği üzerinden geyik yapılır ve saatlerce gülünür.**

    ayrıca (bkz: eski sevgilinin unutulduğunun anlaşıldığı anlar)
  • yıllar önce richard bach'ın mavi tüy kitabını okuyorum. orada shimoda, richard'a istediği şeyi oluşturmanın yöntemlerini anlatıyor. diyor ki; bir şey düşün, istediğin bir şeyi hayal et, bir süre sonra o şey gelecektir, o şey olacaktır. bizimki mavi bir tüy hayal ediyor ve ertesi gün üzerinde kocaman mavi bir tüy olan bir kamyon geçiyor önünden. ben bunu okurken "vay canına, ne güzel bir şey. ben de bir şey isteyeyim" diye düşünüp sonunda kırmızı, minik bir örümcek görmeyi istedim. sonra unuttum. o sıralar izmir'deyim anneme misafirim. bir arkadaşım aradı, hadi seni alayım bir urla yapalım diye. geldi arabayla bastık gittik urla'ya. sahilde balık yiyeceğiz. oturduk salaş bir lokantaya. epeydir görüşmemişiz laflıyoruz sağdan soldan. salata- balık geldi bir taraftan yiyoruz. derken ikimizin arasında bir ağ iplikciği ile birlikte bir minik ve kırmızı örümcek inmeye başladı. nereden geldiği meçhul çünkü üzerimiz açık. arkadaşımla birlikte bir örümceğe bir birbirmize bakıyoruz. arkadaşım sonunda "aaaaaaa, nerden geldi bu?" diye bağırıp onu almaya kalkınca durdurdum "dur" dedim "bekle" . örümcekcik, bu arada minicik ve kırmızı diye tekrarlamalıyım, indi masaya, hızlı hızlı uca kadar gitti ve uçtan aşağıya bıraktı kendini ve hızlı hızlı uzaklaştı . şaşkınım tabi, arkadaşımda yüzüme bakıyor anlatmam için. anlattım, o da şaşkın tabi. sonrası, sonrasında biz kendimize ve örümceğe kadeh kaldırıp, dönüş yolunda rastladığımız kitapçıdan aynı kitaptan arkadaşıma da aldık.
    başıma gelmiş önemsiz ve ilginç tesadüflerden biridir...
  • uzun bir zamandan sonra ilk kez gördüm onu.. bir güzellik merkezinde karşılaşmayı en son düşüneceğim kişiydi o an itibariyle; belki de yollarımızın ayrıldığı o kırılma anından sonra dünya üzerinde karşılaşacağımı düşündüğüm son kişi.. botoks yaptırmış olmalı, yüzüne dokunuyor... benim yüzüme de böyle mi dokunurdu acaba? sandalyenin kenarında oturuyor, sırtına yaslanmamış.. beni az sonra dünyanın en önemli kelimelerini duyacakmışcasına dinlerken de böyle otururdu öne doğru değil mi, sevdiği varlığa her konuda özenle eğildiği o zamanlardaki gibi.. o mutfakta bir şeyler hazırlarken bile bölünmeyen sohbetimizde mutfağın sandalyelerinden birine değil, beyaz tezgaha otururdum ben bacak bacak üstüne atıp; çok coşkulu ve hoş bulurdu bu tavrımı.. onu tam olarak görebilmek, sesinin yönünün bile bende kalmasını sağlayabilmek içindi ona özel oturuşum, tüm ruhum ve bedenimle ona yönelişim; sanırım orada rahat etmeme yorardı o duruşumu. peki bugün sessiz duruşumda hissedebildi mi acaba onu görmemek, hem bakışlarına hem de sesine denk gelmemek için usulca yerimden kalkışımı?

    saçları değişmemiş, konuşması değişmemiş, kahkahası tıpatıp aynı.. daha az gülmüyor mudur acaba benim artık içinde olmadığım bir dünyada, bu da daha az mimik çizgisi ve daha az kırışıklık demek değil miydi estetik lugatında? bedenine uygun dar bir etek, güzel bir bluzla yıllarca ona anlatmaya çalıştığımız kadar "güzel" görünüyor, kendisine yakışanı cesurca giymek demek değil miydi bu yıllarca mütevaziliğini kenara bırakması için adeta yalvardığımız genç bir bayanın lügatında? ... kendini gizlediği o bol giysilerini de atmış mıdır acaba 40' lı yaşlarına kadar içinde mutlulukla yaşadığı çevresiyle iletişimini kesip attığı gibi? daha doğmadan önce sevmeye başladığı birini sevmekten vazgeçebilmesi gibi? onu en son gördüğüm yer olan sarı koltuktaki son sözleri gibi?

    hayatını güzelleştirmek için katıldığı kişisel gelişim eğitimleriyle usul usul yaşadığı dönüşüm ve hemen akabindeki radikal değişim aramızdaki bağı gereksiz yapmıştı onun gözünde, akrabalık bağı denilen şey önemsizdi... yaşanmışlıklarımız silinmişti...

    ama sonucu ne olursa olsun yaşanan her tesadüf gibi bu da ilginçti ve yaşanmaya değerdi...
  • çok fazladır.
  • aslında tesadüf mü bilemiyorum ama anlatayım.

    yıl 2005, okuduğum bölümü yeni kazandım ve kayıt için o şehre yolculuk yapmaktayız. arabada babam, babamın 2 yakın arkadaşı, benim bir arkadaşım ve haliyle bir de ben varım. bir telefon geliyor. babamın bir arkadaşının ailesi ankara'da kaza yapmış ve babamın arkadaşın eşi beyin kanaması geçirmiş, kızı ise burnunu kırmış. babam arkadaşını arıyor, geçmiş olsun diliyor ve kaydımızı yapıyoruz. aradan 5 ay geçiyor, şubat ayında ben o kızla tanışıyorum. mayıs ayında da sevgili oluyoruz. tabi o hikayeyi bir de kendisinden dinliyorum ve 2.5 sene çıkıyoruz.
  • dişlerimi fircalarken, aşırı dozda maruz kaldığım aynadaki kendime bakarak; "30. yaşgünüm için julie & julia filmindeki gibi bir hedef bulsam mi acaba?" diye aklımdan geçirdikten 15 dakika sonra, cnbc-e'de julie & julia filmiyle karşılaşmak.

    gerçi julie'nin 30undayken evli olduğunu unutmuşum, hatırlamasam iyiydi ama olsun bu bir işaret bana. kesin bir proje yapmam lazım otuz için.
    var aklımda bi'şeyler ama du'bakalım sözlük.
  • hiç bir tesadüf önemsiz değildir, kaldı ki hiç bir şey tesadüf değildir diyerek karşı çıkacağım önermedir.
  • tesadüf yoktur, tevafuk vardır. bütün tevafukların da bir anlamı, amacı vardır. rastlantı dediğimiz tesadüf aslında planlanmıştır. inanana...
  • mart ayıydı sanırım. buika konserine gittim. hınca hınç dolu 3000 kişilik salonda tuttum eski sevgilimin 2 koltuk yanına denk geldim.

    yetmedi, ertesi gün binlerce kişinin yürüyüş yaptığı yerde bisikletle giderken az daha çarpışıyorduk.

    anlamsız, ama ilginç.