şükela:  tümü | bugün
  • beyni olanlar için
    (bkz: occam'ın usturası)
  • edebiyatın malzemesidir...gerçekte katı ve hoş bir kaotik akıntı vardır ki insanı hiç umursamaz
  • kalbi olanlar için:

    simdi gunlerden bir gun bir japon restoranında dogumgunumu kutluyoruz uc-dort kisi.
    paris opera'dayız.
    bir akerdeoncu geldi, dizi dizi onlarca restoran varken tam benim onumde durdu ve bana "la vie en rose"u calmaya basladı...
    benim en sevdigim parca ve o'nun hep bana soyledigi parca...

    sonra sakin sakin eve dondum. radyoyu actım. "savoir aimer" calmaya basladı radyoda birden. en samimi arkadası cd'sini vermisti bana. tesadufun boylesi.

    kalktım yan komsuma gittim. boyle bir tesaduf oldu, ustune de boyle bir tesaduf oldu, tesadufler cıldırmıs olmalı dedim. cocuk bana "hayatta gercek asklar da var, cok acayip" demez mi...
    cok huzurlu uyudum o aksam.

    tesaduflerin bir anlamı olmalıydı...

    sanırım sevmek icin henuzz cok genctim, zira ardından ben "o gelecek mi?" diye herkese sormaya ve kafayı yemeye basladım. sonra gozlerimi bir actım, onu bulacagım diye geldigim ulkede o yok, bambaska bir hikayenin caresizliginde uyudum da uyudum...
  • la anlamsız şeylere anlam yüklemeyin.

    sonra anlamsızlığını fark edip, anlamsız şeylere neden anlam yükledim diye anlamsız

    anlamsız triplere giriyorsunuz.
  • hayatta hiçbirşey tesadüf değildir. ister anlam yükleyin, isterseniz yüklemeyin ama hepsinin gerçekten bir anlamı vardır. sizin yükleme yapmanıza gerek kalmaz.

    (bkz: hazır yüklenmişi var)

    (bkz: biliyoruz ki söylüyoruz)

    (bkz: fazla kurcalama)
  • an itibariyle iş bu entariyi okurken radyo reklamlarında ekşifest'in reklami dönmesi, sanırım ekşifest'e gitmem gerekiyor anlam yüklersem.
  • bir hikayem var. bu benim, önemsiz hikayem.

    37.8 ateşim var yine ama olsun.

    tesadüflere çok inandığım günler olmuştu. mucizelere. o günlerde bi adam sevmiştim, aslında hayatımda sevdiğim, belki de seveceğim ilk adamdı.

    mucize gibiydi. yanaklarına dokununca bile ellerimden ışıklar çıkıyor sanıyordum. tesadüfen çıkmıştı karşıma.

    bir mağazada elime aldığın tshirt, onu bıraktıktan sonra yere düşüyorsa satın almalıydım.

    hep tesadüfler çıkıyordu karşımıza. ben daha çok seviyordum. keşke yağmur da yağsaydı dememe kalmadan bardaktan boşalıyordu. yağmur! *

    sonra tesadüfen karşısına çıkan bir statüye aşık oldu sanırım. çok didiklemedim oraları. gitti.

    mucize de kalmadı, tesadüf de.

    anlam yükleyince mutlu oluyorduk, şimdi dünyanın en mutsuzlarındanız.
  • mesela koskoca anasının amı kadar evrende bi göktaşı geldi dünyaya çarpmak için dünyayı buldu. fazla takmayın bence de. allahın verdiği canı gene allah alır.
  • sık sık gerçekleştirdiğim, ve bana farkında olmadığımız bir melodinin notaları olduğumuzu hissettiren durum. bazen bir şeyi yapıyorsunuz ve raslantılar yoluyla işaretler alıyorsunuz, bu uygun notaları çaldığınızın ifadesidir bence.

    bir kitap yazmak için araştırmalar yaparken, favori çiçeğim olan lotusu bir yerlerde kullanmak istemiştim. bu sebepten, baş karaktere "nilüfer" adını verdim. sonraları, olayın geçtiği yeri seçmeye çalışırken de çok ciddi bir araştırma yaptım. aradığım duyguyu hissettirebilecek bir yer olmalıydı. gel gelelim, bir yer beğendim. hakkında çok fazla hikaye ve efsane olan bir kasabaydı burası. tesadüfe bakın ki, o yer aydın bey'in kızı nilüfer tarafından kurulmuş bir yermiş.

    (bkz: nebileyim ben heyecanlandım yani)