şükela:  tümü | bugün
  • hoş bi can dündar yazısı:

    sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. ışığı gördüm, korktum. ağladım.

    zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. karanlığı gördüm, korktum.

    gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi…

    ağladım.

    yaşamayı öğrendim.

    doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu; aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

    zamanı öğrendim.

    yarıştım onunla…

    zamanla yarışılmayacağını, zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…

    insanı öğrendim.

    sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu…

    sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

    sevmeyi öğrendim.

    sonra güvenmeyi…

    sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu, sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim.

    insan tenini öğrendim.

    sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu…

    sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

    evreni öğrendim.

    sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.

    sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim.

    ekmeği öğrendim.

    sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini…

    sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

    okumayı öğrendim.

    kendime yazıyı öğrettim sonra…

    ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…

    gitmeyi öğrendim.

    sonra dayanamayıp dönmeyi…

    daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…

    dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta…

    sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.

    sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.

    düşünmeyi öğrendim.

    sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.

    sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim.

    namusun önemini öğrendim evde…

    sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu; gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el sürmemek olduğunu öğrendim.

    gerçeği öğrendim bir gün…

    ve gerçeğin acı olduğunu…

    sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.

    her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.
  • alçakgönüllülüğün en büyük erdem olduğunu,
    bir insanın iyi niyetinin asla küçük görülmemesi gerektiğini ,
    kiymetini bilen biri tarafından sevilmenin ve onu sevebilmenin ne kadar bütünleyici olduğunu,
    paranın çok şeyi satın alabildiğini ama samimiyete yetemediğini,
    gücün insanların geçmişlerini dışa vurumlarında ne kadar etkili olduğunu,
    kayıplar arttıkça varlığını görmezden geldiklerinin ne kadar kıymetli olduğunu,
    söylenen sözün bile geri döndürebileceğini lakin ölümün mutlak tek yönlü olduğunu,
    eski dosttan düşman olabileceğini ve bu düşmanın aslında en tehlikeli tür olacağını,
    kaybedecek bir şeyi olmayan insanın sınırlarının olmadığını,
    huzurlu bir uykunun inanılmaz motivasyonunu,
    ye kürküm ye mottosuyla akla gelmeyecek başarılar yakalanabileceğini,
    aşkın inanılmaz bir illüzyon olduğunu ve bunu yaşamayanın gerçeklikten yoksun olduğunu,
    +35 derece santigrad sıcaklıkta çok ama çok üşüdüğümü hissedebileceğimi,
    yalnızlığın insanı çok güçlendirdiğini fakat bir noktadan sonra yalnızlığın yanlış olduğunu,
    doğuma ve ölüme tanık olunmasının alınması gereken en büyük derslerden olduğunu,
    çocukların insan tahlilindeki yadsınamaz tutarlılığını,
    yapmak-yaşamak istediğin herhangi bir şeyi ertelemenin belki de onu ömür boyu ıskalamak olduğunu,
    dostlarımın kötü günlerinde ne olursa olsun yanında olmam gerektiğini ve bunun aslında bencillikle ve/veya kendini tatminle de yakınsak ilişkisi olduğunu; bu histen kendini arındırdığın anda dünyanın daha temiz ve yaşanılabilir olduğunu,
    sırrını sakalın bile bilse onu kesmen gerektiğini,
    seni bir kere sikenin fırsatını bulduğunda aynı hareketi nasıl sakince yapabileceğini,
    okyanusun ve çölğn ortasında gün doğumu-batımının ömürde illa ki en az bir kere seyredilmesi gerektiğini,
    en az iki yabancı dile hakim olmanın hayatta işleri çok kolaylaştırdığını,
    cehaletin en büyük cüret kaynağı olduğunu,
    çok güzel bir kadınla seksin hayata renk kattığını fakat çok sevdiğin bir kadınla sevişmenin hayatına hayat kattığını,
    hayatta aile bireylerin için alabileceğim riskin ve yapabileceklerinin sınırı olmadığını,
    klasik müziğin de arabeskin de aynı derecede iyi gelebileceğini,
    zevk sahibi olmanın iyi hissettirdiğini,
    bazen ne kadar zorlarsan zorla ne kadar yüksek performans gösterirsen göster sonucu değiştiremediğini ancak pes etmenin gelişim ve ilerleme açısından en ufak bir yararının olmadığını,

    öğrendim.

    edit 1:
    olmayacak şeyin olacağını 8 senede, olacak şeyin olmayacağını 1 günde öğrendim.
  • bir hocamın kullanmadığı odasının kapısına astığını gördüğümde haberdar olduğum, anlamlı bir can dündar yazısı.

    "gerçeği öğrendim bir gün…
    ve gerçeğin acı olduğunu…
    sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim.
    her canlının ölümü tadacağını, ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim."
  • önemli olduğu için edit yerine yeni entry yazayım dedim:
    2'den 1 çıkınca tek kalıyormuş.
  • büyük ihtimalle can dündar'a ait bir yazı/şiir. haziran 2008 yılında milliyet gazetesinde yayınlanmış.
    sanırım, hoşa giden her sözü mutasavvıflara* mâl étme hastalığınıñ bir tezahürü olarak mevlana'ya atfédilmiş.
    yine mevlana'ya atfédilen ama oña ait olmayan bir şiir için:
    (bkz: ne olursan ol gel)