şükela:  tümü | bugün
  • who let the dogs out gibi bir protest eserin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
  • 4 haziran 1910 yılında 80.000 köpeğin kaderine terkedildiği adadır.

    jean paul sartre'nin le chemins de la liberte(özgürlüğün yolları) üçlemesinin ilk kitabı olan le age de raison(uyanış)ın karakterlerinden biri olan daniel bu olaydan şöyle bahseder;

    "onları sokaklarda tuzağa düşürmüşler, çuvallara, sepetlere koymuşlar ve sonra ıssız bir adaya bırakmışlardı. köpekler birbirlerini yiyorlardı. açık deniz rüzgarı onları bağırışlarını denizcilerin kulaklarına kadar getiriyordu. oraya bırakılması gereken köpekler değildi... "
  • nasıl ki şimdilerde köpeksiz sokaklar istiyoruz düsturunu ağzına dolamış birtakım insan(!) evlatları var ise 1910 yılında da varmış maalesef ve hatta dönemin padişahı başroldeymiş. öyle azıtmış ki işi; seksenbin köpek o yıllarda bu adaya hapsedilmiş ve birbirlerini yemişler açlıktan, telef olmuşlar.
    hakikaten de tarih tekerrürden ibaretmiş...
    (bkz: 5199'da değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı)
  • murat bardakçı "tarihimizin iki büyük köpek soykırımı"nın bu adada nasıl cereyan ettiğini şöyle yazmış:

    köpek soykırımı bakımından tarihi gayet zengin olan bir milletiz... sadece geçen yüzyıldan buyana yüzbinlerce köpeğin canını aldık. istanbul halkına göre köpek katliamı felâket getirirdi ve öyle oldu. ilk soykırımdan sonra mısır ordusu anadolu'yu işgal etti, ikincisinden hemen sonra da balkan savaşı patladı.

    günlerdir, iskenderun'da bir çöp kamyonunun arkasında sıkıştırılarak canından edilen sokak köpeğini tartışıyoruz. tv spikerleri haberi gözyaşları içinde veriyor, hemen her kesimde ve her yerde iskenderun'daki zavallı köpek konuşuluyor. sivil toplum kuruluşları köpeklerin ortadan kaldırılması talimatının bizzat belediye başkanından geldiğini söyleyip herkesin başkan aleyhine dava açması için çağrı üstüne çağrı yapıyor...

    tartışmaları takip ederken ‘‘köpeklere meğer nasıl düşkünmüşüz, onları ne kadar da çok severmişiz’’ diye düşündüm... sonra, ‘‘tarihin en büyük köpek katliamlarından birini yapan millet yoksa biz değildik de başkaları mıydı?’’ diye sordum kendi kendime ve geçmişteki köpek katliamlarımızdan bazılarını sizlere de hatırlatayım dedim...

    istanbul, mâlûm, dört ayaklı mahlûklarının adedi her zaman için yüksek olan şehirdi ve taaa bizans'tan beri bu böyleydi... köpek nüfusundaki artış bazı zamanlarda patlama halini alınca yönetimler çare bulmaya çalıştı, bulunan çare genellikle köpekler için bir ‘‘toplama kampı’’ yapılması oldu ve kamp marmara'nın ortasındaki hayırsızada'da kuruldu.

    istanbul köpekleri ilk toplu sürgünlerinden birini 19. yüzyılın ilk çeyreğinde, ikinci mahmud zamanında yaşadı. hükümdar istanbul'da ne kadar köpek varsa yakalanıp adaya gönderilmesini buyurdu, birkaç gün boyunca şehirde belki de tek bir hayvan kalmadı ama istanbullulardan hiç beklenmeyen tepkiler yükseldi: halk ‘‘hayvanlara eziyet etmek uğursuzluk getirir, başımıza iş açılır, köpekleri orada bırakmayalım’’ diye homurdanmaya başlayınca hayırsızadaya'daki sağ kalan köpekler yeniden teknelere konup istanbul sokaklarına salındı. ama uğursuzluk da geldi: mısır valisi kavalalı mehmed ali paşa'nın oğlu ibrahim paşa'nın ordusu kahire'den kalktı, kütahya'ya kadar girdi... mısır askerleri, bursa taraflarına da şöyle bir uzanıp geri döndüler.

    sonra aradan seneler geçti, 1910'a gelindi ve ‘‘köpek meselesi’’ni çözmeye bu defa da istanbul ‘‘şehremini’’, yani belediye başkanı suphi bey soyundu: haziran başında istanbul'daki bütün köpeklerin yeniden hayırsızada'ya yollanmasını emretti, iktidardaki ittihadçılardan da destek aldı ve birkaç gün içinde 80 bin civarında köpek çatanalara yüklenip yeniden mecburi bir ada yolculuğuna çıkartıldı.

    hayırsızada sadece kayaydı, dikili tek bir ağaç bile yoktu ve 80 bin köpeğin feryadı söylendiğine göre geceleri istanbul'dan bile işitilir olmuştu... sesler birkaç gün sonra kesildi, zira yaşayabilmek için birbirlerini yiyen köpeklerden artık bir teki bile hayatta değildi... ama istanbul halkının beklediği uğursuzluk da gecikmedi: balkan savaşı patladı...

    suphi bey'in ortadan kaldıramadığı köpekleri yoketmek, sonraki belediye başkanlarından birine, operatör cemil paşa'ya (topuzlu) düştü... paşa seneler sonra çıkarttığı ‘‘80 yıllık hatıralarım’’ başlıklı kitabında kendi dönemindeki köpek kıyımını ‘‘meşrutiyetin ilânından sonra, istanbul'daki köpeklerin büyük bir kısmı toplatılarak marmara'daki hayırsız ada'ya gönderilmişti. bununla beraber belediye başkanlığına tâyinim sırasında 30 bine yakın köpek buldum. bunları yavaş yavaş imha ettirdim. ...süprüntüleri sabahları kapılarının önüne bir çöp kabı içinde koymayıp sokağa atanların çöplerini tekrar evlerinin içine döktürdüm’’ diye övünerek anlatacaktı...

    işte, köpekler konusunda sadece bugün değil, geçmişte de pek iyi olmayan sicilimizden birkaç küçük örnek...

    1910 haziran'ında hayırsızada'ya gönderdiğimiz 80 bin köpek birbirini yiyerek can verdi. biz şimdilerde köpekleri adalara göndermek yerine çöp kamyonlarında ezerken başkaları işte böyle mezarlıklara gömüyorlar...

    pierre loti'nin kaleminden

    köpekleri serseriler toplamıştı

    ‘‘...bu ülkeye ikinci mehmed'in ordularının ardından gelen köpekler ...terakki'yi ve hükümet işlerine levantenlerin girişini unutmuşlardı. dört-beş asırlık sadakatten sonra ve kimseyi hiçbir zaman ısırmamış olmalarına rağmen, katliamların en iğrencine mahkûm edildiklerini gördüler. hiçbir türk, hilâl'e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. bu yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi. bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar, zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından ya da kuyruklarından yakalayorlar ve onları rastgele kan-revann içinde hayırsızada'ya götürecek olan mavnalara atıyorlardı.

    ...istanbul'un diğer bütün köpeklerinden yüzlercesinin yeraldığı hayırsızada, marmara'nın ortasında çöle benzeyen bir kayaydı. içecek bir damla su yoktu, köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. bu, iki ay sürdü. kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde, bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı.

    ...ve ben de bu köyün insanları gibiydim... bütün bunların türkiye'ye uğursuzluk getirmesinden korkuyorum’’ (prof. dr. ismet sungurbey'in ‘‘hayvan hakları’’ndan. sah: 670).

    26.04.1998
  • çınarlı köyü'nden bakıldığında fareye benzeyen, bu sebeple de yerlilerin fare adası diye andıkları adadır. adada hiç bir şey, bir çiçek dahi yetişmemesinin nedeninin köpek soykırımının laneti olduğuna inanılır.
  • daha önceden var mıydı bilmiyorum lakin adadan öğleden itibaren ışık gelmektedir. adada elektrik olduğunu da sanmıyorum. ışık, istanbul avrupa yakasından hala görülmektedir. ne olup bitiyo insan uzak da olsa merak ediyor.
  • (bkz: istanbul kıyamet vakti) adlı türk yapımı bilgisayar oyununda sivri ada isminde bulunan ada. adada ölmüş ve ardından dirilmiş başınıza bela olan köpeklerle savaşıyorsunuz.
hesabın var mı? giriş yap