şükela:  tümü | bugün
  • sabah gözümü açar açmaz hissettiğim ilk duygu. güne günaydın der gibi, yüzünü yıkamak gibi,
    yataktan kalkıp çaydanlığa su koymak gibi..

    haykırarak ağlamak, göğsümdeki ağırlıktan kurtulmak için, sonra gerçek bir nefes alıp devam etmek istemek duygusu. ara ara ufak ufak haykırmak. ağlarken kendim için bi çay demlemek.

    nefes aldıktan sonra biraz genişleyip tekrar ağlamak, haykırmadan. o arada yatağı toplamak, gece lambasını kapatmak, teker teker tüm perdeleri açmak. iç çekmeler bitince bir bardak çay koyup içmek. o arada da yazmak, yaz geçer, yaz biter, oku unut diye diye en iyi bildiğin yere, kelimelere sığınmak.

    sonra yazdıklarımı okuyup tekrar ağlamak.
  • kimi zaman araba kullanırken gelen istektir. yavaş yavaş yolunda giderken radyoda çalmaya başlayan bir şarkıyla geliverir. önce radyonun sesini açtırır, şarkıyı mırıl mırıl söyletir. istemem artık geriye dönme dedirtir başlarda. günler geçtikçe şarkılar değişir. daha öfkeli şarkılar söylerken haykırıyor olursun. ağlarsın ağlarsın, başkaları duymasın diye camları kapatırsın.
    haykırışlar arttıkça hızlandığını hissedersin. şarkının bitimine doğru arabayı da kontrol etmekten yorulur karşıya doğru hızla sürüp çarpmak, hem ağlayıp hem direksiyonu yumruklamak istersin.
    sonra durursun. arabanın yanına oturur neye üzgün olduğun bile belli olmadan biraz daha ağlar, bi ferahlar, azıcık şansın kalmışsa yüzüne çarpan rüzgardaki iğde kokusunu içine çekersin.
  • altı ay kaldığım o evde, her merdivenden inişimde yaşadığım duygu. asansörü olmayan bir apartmanın üçüncü katı. merdivenler dik, ahşap ve halıfleks kaplı. apartmanda havasızlıktan kaynaklı bir koku. pencereden dışarıya baktığında uçuş uçuş toz taneleri.

    evin kapısını açışımla beraber içime dolan haykırma isteği. her çıkışta bu haykırışın tohumu çoktan ekilmiş, gözyaşı çoktan göz pınarlarımda. elimde birkaç poşet, bir kaç çanta var mutlaka. yalpalayarak indiğim merdivenlerde her defasında içimi saran düşme korkusu. bir sonraki basamağı hiç görmeden altı ay boyunca o merdivenleri inmek. altı ay boyunca kesin bu gün düşüp bacağımı kırarım, kesin kırılan kemiğin etimden fırladığını bu gün görürüm diye bir korku. ağlayarak bunları düşünmek.

    düşmenin ucundan sıyrılan kimi günler. iste bu defa kırılacak diye beklerken yeniden toparlanış. çoğu defa ağlayarak inmek, apartmandan çıkıp güneşi görünce derin bir nefes almak ve arkasından bağırarak otoparka yürümek. keşke düşsem, düşsem de bacağım kırılsa; bacağım kırılsa da şu merdivenlerden artık göğsümdeki yumruyla inmesem.
    bacağım kırılsa da derdim değişse,
    belki düşünce,
    içimdeki nefes aldırmayan kötücül balon da patlar da
    birkaç nefeslik yer açılır göğsümde.
  • ağlamak dünyanın en hafifletici şeyi, insanlar zaten ağlayamadıkları için bu kadar sıkılıyorlar. merak etmeyin ağlamak sizi küçültmez, göz yaşları dünyanın en değerli şeylerinden biri.
  • şu sıralar hep olan kalmak kadar gitme de zormuş be