şükela:  tümü | bugün
  • giyim markası karaca ile alakası ve tema başkanlığı dışında hakkında hiç bir şey bilmediğim kişi..

    neyi cebine atmıştır, yaptığı işlerde kimlere ne çıkar sağlamıştır bilemem ama mail ile gelen aşağıdaki yazıda söylediği her kelimeye katılmamın yanında, kendisi farkında olmasa da hayata bakış açımla ilgili olarak genel anlamda bir silkelenme kararı almama neden olduğu için teşekkür ettiğim kişi...

    yazı oldukça uzun...
    okumak için harcayacağınız zamana ve emeğe değip değmediğini, ancak yazının tamamını okuduktan sonra zihninizde bir dalgalanma olup olmadığıyla anlayabilirsiniz...

    ---------------

    param var ama tüketmeye hakkim yok!

    kırmızı süveteri delik deşik olmasına rağmen hala üzerinde; ayakkabısı da yamalı. sökük paltosunu, pantolonunu, yakalarını ters-yüz ettiği gömleklerini yıllardır kullanıyor. 10 yıldır hiçbir şey almamış üzerine. karaca markasının ve tema vakfı'nın kurucusu hayrettin karaca "param var ama tüketmeye hakkım yok" diyerek 'al tüket ve yok et' diyen tüketim toplumuna açtığı savaşla gurur duyuyor.

    komşuya ver...

    dünyada tüm insanları doyuracak kadar yiyecek olduğunu ama gözü aç olanları doyuracak hiçbir şeyin olmadığını söyleyen karaca, türkiye'de bir zamanlar fakirleri aç bırakmayan kültürün nasıl yok olduğunu hüzünlenerek anlattı. televole kültürünün karşısında birtakım değerlerin yok olduğunu söyleyen karaca, çocukluk günlerinin "komşuyu aç bırakmayan" kültürünün yeniden dirilmesiyle, açlıkla savaşılabileceğini söyledi. "dünya ikiye bölünmüş artık. gözü açlar ve karnı açlar. işte o gözü açları doyurmayacağız. bunların farkına küçükken vardım. dilim kültürüm gidiyor. bağımsız bir türkiye değiliz artık. en büyük acımız geri getiremediğimiz o kültürümüzdür." diyen karaca şöyle konuştu:

    "ben bir kasaba çocuğuyum. varlıklı bir ailenin çocuğuydum. ama herkes eşit şartlarda oynardı sokakta. bütün çocuklar gibi ben de yalınayak oynardım. akşam olduğu zaman annem seslenirdi, avucuma bir kap sıcak yemek koyarlardı. kulağıma eğilip, 'komşu anneye götür' derdi. etrafımızda bizi duyacak kimse yoktu ama, bu bana verilen 'aman kimse görmesin hayrettin' mesajıydı. komşu annenin yağını,odununu kim alır, kimse bilmezdi. paylaşma düzeni vardı, o kültürdü. savaştan çıkmış bir türkiye'de 'fakirim' diyen çoktu ama 'açım' diyen yoktu. oradan aldım bu kültürü. kaybolan budur, giden budur. ama anadolu'yu gezerken görüyorum ki, bu değerleri hala yaşatanlar var."

    utaniyorum...

    tüketim toplumunun rezalet hale geldiğini karaca:

    "akmerkez'in önünden geçmeye utanıyorum, nedir bu ışıklar, bu rezalet. 'yılbaşı' demek, 'al, tüket, yok et, yaşamı mahvet' demek. o yüzden bu yırtık kazağı gururla taşıyorum üzerimde. global ekonomi insanları kullanıyor. ama bakın beni kullanamıyor, çünkü izin vermiyorum. çok da mutluyum. bunu elimden hiç bir güç alamaz. inanç herşeyi halleder"dedi.

    "açlıktan ölen her çocuğun katilleri vardır" diyen karaca, ihtiyacından çok tüketerek sınıf atlamaya çalışanları suçladı. karaca, "bugünkü tüketim iki katına çıktığı gün, belki dünyada yaşam olmayacak. en büyük tehlike gıdada. bir amerikalı çocuk doğduğunda 30 çocuğa eşdeğerde dünya nimetlerini alıp götürüyor" diyerek dünyanın düştüğü durumu gözler önüne seriyor.

    tv seyretmiyor...

    cep telefonu kullanmadığını, 5 yıldır tv izlemediğini belirten karaca şöyle devam etti:

    "okumakla mükellefim. olanın olmayana, bilenin bilmeyene borcu var. malını mülkünü verirsin orada biter borcun. mesela yalova'daki botanik bahçemi vakıf yaptım ama borcum bitmedi topluma. şimdi borcumu bilgi sahibi olarak ve bunu aktararak ödüyorum. okumak ibadettir. okumamak cumhuriyete ihanettir."

    oğlunu, eşini ve annesini kaybeden hayrettin karaca, "acılar karşısında isyan ederek hiçbir şey kazanamazsınız, elde olan bir şey değil çünkü bu. ben acıyı da, mutluluğu da kabulleniyorum. ama acılar hafızadan hiç çıkmaz" dedi.

    185 milyon afrikali hergün açliktan ölme riski ile yaşiyor...

    dünyanın durumunu değerlendiren karaca şu yorumlarda bulunuyor:

    "birleşmiş milletler 2004 kalkınma raporu'na göre, afrika'da 323 milyon insan günde 1 dolardan az bir gelirle geçimini sağlıyor. temiz su kaynağından mahrum 273 milyon kişi bulunmakta. ilkokul çağında okula gidemeyen 44 milyon çocuk var. yetersiz beslenmeden kaynaklanan ölüm riski altında yaşayan afrikalıların sayısı 185 milyon. her yıl beş yaşının altında ortalama beş milyon çocuk ölüyor. zengin ülkeler yıllık gelirlerinden yüzde 0,7'sini kurtarma amaçlı projelere yönlendirseler bu sorunların hepsi ortadan kalkabilir."

    "bir" çok güçlüdür.....

    "benim de vardı 40 tane kravatım. o zaman 30 yaşındaydım. ben de tükettim, ama bilerek yapmadım bunu." diyen karaca, "artık farkına vardım bunun. ne zamandır alışveriş yapmadığımı hatırlamıyorum, kendime sadece kitap alıyorum. nedir benim ihtiyacım? doymam, sağlığım, barınmam, kuşanmam; bunun dışında hiçbir şey tüketmeye hakkım yok. gömleklerim var, yakası çevrilmiştir, ayakkabılarıma bakarsanız, altı yamalıdır. dokuz senedir bu pantolonu giyerim, paltom yırtıktır. param var ama tüketmeye hakkım yok! bunu herkes yapabilir. "bir" çok güçlüdür. atatürk bir kişiydi. herşey "bir" ile başlar. bir yoksa iki olmaz. ben de yakınlarıma örnek olmaya çalışıyorum" diyor.

    1 alyans için 3 ton zehirli atik...

    tema vakfı yayınları'ndan çıkan "dünyanın durumu 2004" raporlarını yorumlayan karaca şu tespitlerini aktarıyor:

    - dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. dünyadaki tüm kadınların üreme sağlığı için gerekli para 12 milyar dolar.

    - avrupa ve abd'de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar dolar. dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.

    - parfüme harcanan para 15 milyar dolar. evrensel okur-yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.

    - deniz seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. dünyada herkese temiz içme suyu sağlanması için gerekli para 10 milyar dolar.

    - avrupa'da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1,3 milyar dolar.

    - satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.
  • "dünyayı ben kurtaracağım. nasıl? kendi ihtiyacımdan fazlasını tüketmeyerek. batıracağım o ekonomiyi ve benim ihtiyacım kadar üreten bir ekonomi kuracağım. nedir benim ihtiyacım? doymak, barınmak, sağlık, eğitim. ondan başka tüketmem. ben bu kültürü yaşadım gençliğimde. zengindik ama tüketmezdik."

    "bir giydiğinizi 5 sene giyebilirsiniz. almayın yenisini. benim üzerimdeki kazak 36 yıllık. param var ama hakkım yok tüketmeye."

    sozleriyle takdir ettigim, tuketim kulturune kafa tutabilen kaliteli, zeki insan.
  • gezi parkı için yapılan protestoları izlerken kim bilir neler hissetmiştir diye düşündüm az önce. 90'lı yıllarda çocuk olanlara ağaç sevgisini aşılayan en önemli popüler figürlerden biridir kendisi. pamuk saçlarıyla mikrofona çıkıp ağaçları anlattığını hatırlıyorum. onun serptiği çevrecilik tohumları bugün gösterişli ağaçlar oldu, tüm dünyanın dikkati çekti belki, bilemeyiz ki.
  • bu adamın yıllardır çıkarmadığı kırmızı süveteri tüketim toplumu olan bizlerin karşısında bir protesto olarak parlıyor, 86 yaşında olmasına rağmen hala ayakkabısını yamayarak giyiyor, gömleklerinin yakasını tersyüz ederek kullanıyor. zamanında karaca triko ile büyük başarılara imza atmış, türkiye'den yurt dışına ilk triko ihracatını gerçekleştirmiş bir iş adamı olan hayrettin karaca, şirketinin yönetimini bırakıp kendini bitkilere olan tutkularına adadıktan sonra, gerçekten doğayla özdeşleşmiş, doğanın iyiyi, kötüyü, doğruyu, yanlışı, yapıcılığı, yıkıcılığı, doğumu, ölümü, kısaca yaşamı barındıran yalın çıplaklığı ile yoğrulmuş, kapitalizm denen illetin dışına çıkabilmek için yıllarca kapitalist düzen içerisinde iş yapmasına rağmen, orada sağladığı tüm maddi kaynakları kullanmış bir ermiştir.

    gecinden versin, ölmeden önce hakkında bir şeyler söylemek istedim bu erozyon dedemizin. kendisi ile son zamanlarda yapılmış bir röportajda tüketim toplumundan nasıl ayağını çektiğini anlatırken hayatının bu son perdesinin yaşam standartlarını belirleyen üst sınırları şöyle belirtiyor kendisi; "beslenme, barınma, sağlık ve eğitim" ve ekliyor; "bu dünyanın çözülemeyeceğini hiçbir zaman unutmadım". ermiş olmak, derviş olmak, bilge olmak işte böyle bir şey...

    bence de dedeciğim, türkiye çöl olmasın.
  • tbmm önünde öylem yapmasından sebep recep tayyip erdoğan tarafından görmemekle suçlanmıştır, suçlanmak derken hayrettin karaca'nın elindeki topraklarımızın hektar hektar satılmasına ayar veren pankart "görmüyorlar ama eylem yapıyorlar" şeklinde tanımlanmıştır recep tayyip erdoğan tarafından...
    şimdi burda görmeyen koca çınar hayrettin karaca mıdır yoksa satmak satmak satmak mottolu recep tayyip erdoğan mıdır?
    hayrettin karacanın gözlerinin de gönlünün de fersah fersah uzakları gördüğü ortada, bizim körlüğümüz ortada..
    kendisi hiç değilse yaşından ve görmediğini iddia edenlerin kat be kat üzerindeki bilgisinden dolayı hürmet edilmesini hakeden bir çınardır.
  • dün itibarı ile havaalanında kendisini görme onurunu elde ettim.

    düşünmeden, taşınmadan dosdoğru yanına gittim ve elini öpmek istediğimi söyledim.

    bekleme alanında bir kitaba dalmıştı.

    kısa sohbetimiz belki bir belki iki dakika sürdü.

    otuz saniyesinde ancak kelimeleri yanyana getirip bu memleket için yaptıkları adına şükranlarımı dile getirebildim.

    geri kalanında da birbuçuk dakikaya birbuçuk ayda öğrenebileceklerimi sığdırıverdi güzel insan...

    hayatta çok az insanın elini öpmekten dolayı gurur duydum...

    keşke yanıbaşında bir yerlerde olabilme şansım olsaydı dedim...

    allah arasıra bu memlekete doğru dürüst insanlar da gönderiyor...

    allah bu dedemizin ömrüne ömürler versin...
  • kapitalizmin parayı sevdiği kadar doğayı, toprağı seven adam.
  • 90 yaşlarındaki bu çılgın ihtiyar bu gece disko kralında eşi hanımefendi ile giriştiği ufak tefek tatlı didişmeler esnasında "dur kız!, bir konuşturmuyorsun!" gibilerinden bir laf etmiştir.. ve bu hareketinin seyircler tarafından gülüşmeler eşliğinde bir reaksiyon aldığını görünce bu nidasını yinelemiştir.. gece boyu dur bir mani okuyayım, dur şu kameraman kız ile şakalaşayım derken programın ambiansına ayak uydurmak için elinden geleni yapmıştır..

    ha şimdi efendim bunun neresi enteresan derseniz, çok da "yaşlı başlı adam, bunları yapabilmesi bile mucize" falan gibi bir klişeden söz etmeyeceğim fakat, 50sinden sonra mezar yeri bakmaya başlayan, elini eteğini her şeyden çeken, tek derdi hacca gitmek için para biriktirmek olan yaşlılara alışık bizim bünyemiz..

    böyle 90larındayken günde 5 saatini kitap okumaya harcayan, seminerdir paneldir kitaptır dergidir programdır koşturan (ki sadece kendisi de değil, aynı yaşlardaki eşiyle) bir ulu çınarın önünde ancak ve ancak saygı ile eğilirim..

    disko kralında çok kökten ve radikal mesajlar vermiştir.. olayın temeline inmiştir.. pazartesi günü mehmet ali birand'ın heyecanlı heyecanlı "evet doların ateşi düşmüyor" falan gibi yapacağı konuşmanın ne derece boş olduğunu göstermiştir..

    en basitinden demiştir ki a dostlar, nokia 5110,3210'u olan adamlardınız şimdi niye hepinizin cebinde birer milyarlık 2şer telefon var? niye ayağınızda falanca markanın 100 liralık ayakkabısı altınızda 40 milyarlık arabalar var? siz çılgınlar gibi tükettikçe ve ihtiyacınız olmadığı halde almaya devam ettiğiniz sürece birileri patır kütür ölecek.. birileri savaş çıkartacak, birileri bir yerleri işgal edecek ki ucuz iş gücü yaratabilsin ya da ürünleri için yeni pazar açabilsin..

    temelinize, aslınıza ve toprağınıza dönün o'na iyi bakın demiştir dede..

    aragones dede'nin tartışıldığının 3te1i kadar bu dede'yi tartışsak hayat daha güzel olabilirdi..
  • bahse konu röportajına denk geldiğimde kelime kelime hatırlamasam da şu mihvalde şeyler söyleyen kişi. "zamanında dünya işinin peşinde ben de çok koştum, ticaret hayatı içinde akla hayale gelmeyecek durumların içinde kaldım, ama tüm bu yaşadıklarımdan sonra dünya tümünün çözülemeyeceğini anladım ve unutmadım. tevekkül allah'ın herkese nasip etmediği birşey, çok şükür ki bana nasip ettiğini biliyorum."

    bu cümleleri sarfeden ve dahi yaşayan bir kişi. şu an için dünya ile tek bağlantısı arkasında kalan kimseleri bilgilendirmek şeklinde olan modern zaman bilgesi. allah ömrüne ömür versin.
  • an itibariyle, kırmızı süveteri ile ntv'de haber merkezi haftasonu programında sel felaketi hakkında düşüncelerini dile getirmektedir. her zamanki gibi, bu felaketlerin al,tüket toplumu olmamızdan kaynakladığını bangır bangır bağırmaktadır. doğruluğuna yürekten inandığım düşüncelerini böyle inançlı, böyle mantıklı, böyle yılmadan savunduğu için tapınılası bir insandır.