şükela:  tümü | bugün
  • saatleri ayarlama enstitüsünün fikir babası, halit ayarcı'nın ilham kaynağı
  • tamamen gereksiz bir adam. aslında romandan bu adamı çıkarıp başka bi anlatıcı bulsanız hiçbirşeyin degişmediğini görüceksiniz. ama sıradan şeyler böyük amcaların (bkz: halit ayarcı)
    eline düşünce yükten sayılıyorlar. hep boyle olagelmiştir zaten.
  • "bir başkasına dayanmadan yaşayamayan insanlardan"dı.
  • zavallı bir zihayat...
  • ahmed hamdi tanpınar' ın saatleri ayarlama enstitüsü romanının baş karakteri. osmanlı ile batı arasında kalmış 20. yüzyıl ilk yarısı türk insanının fantastik prototipi.
  • ''hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız'' diyor hayri irdal. o romandaki kurgunun, oyunun kurbanı, biz de yaşadığımız hayatın kahramanlarıyız. o herkese yabancıdır. doğu ile batı arasına sıkışmış bir milletin özeti gibidir. hayri irdal'ın savruluşu, bir bakıma, hepimizin hayat içindeki savruluşudur.
  • yerine başka biri konulunca unutulur diyebileceğimiz kadar silik bir karakter. ama öte yandan, hayri irdal karakteri olmadan, tanpınar'ın o koskoca hiçliği, hacimli hükmsüzlüğü, sinir bozucu beyhudeliği kolayca anlayabilir miydiniz? anlayabilir miydik? kendi adıma cevap vereyim: hayır. onun o cevapsız cevapları, şaşkoloz bakışları, o muhatabını cümlelerini karşılıksız bırakan, birden buharlaştırıveren zihni olmasa kontrastı farkedebilir miydik? hiç sanmıyorum.
  • nesli meçhul ekşi sözlük yazarı.
  • aslında hayri irdal, doğu ile batı arasına sıkışmış, türkiye'nin modernleşme sürecine gönderme yapan bir karakter değildir. ona sorarsanız, onun böyle bir sıkışmışlığı ya da düşüncesi olmamıştır hiç. o yalnızca, başına gelen türlü talihsizlikten muzdariptir. ikiliği, yenilenmeyi, bu değişikliğin çarpıklığını anlatan hayri irdal değil, onun dışında kalan her şey, romanın bütün diğer ayrıntılarıdır. hayri irdal, karşı yönlerden kısa aralıklarla esen iki rüzgar arasında, birazdan ne yöne yuvarlanacağını kestiremeyen bir yapraktır yalnızca. kendisinden sonra yaratılacak olan selim ışık'a, zebercet'e, c.'ye vs. kaynaklık etmesinin nedeni de kanaatimce budur.
  • yaptığım hesaplamalara göre 1895 doğumludur.

    "1912 yılı hayatımın en ıstıraplı yıllarından biri oldu. bu yılın hemen başında nuri efendi öldü. onun ölümü ile hayatımda bir yığın mesele çıktı. daha cenazeden dönerken kendimi on yedi yaşıma rağmen işsiz güçsüz buldum" (dergah yayınları, 14. baskı 2009, s. 57).

    bir de bu adamın vakti zamanında yıkık medreseden çaldığı ve gizlice eskicinin birine 30 lira karşılığı sattığı demir kapıyı yıllar sonra 475 liraya geri alışı vardır. kahramanımız çok net bir şekilde kazıklanmıştır ama içindeki o eskiye bağlılık ve nesne saplantısı dolayısıyla bu demir parmaklığı almaktan vazgeçemez. 900 liralık fiyatı göstermelik bir pazarlık sonucu 475'e kadar düşürmüştür. çaresiz bu fiyata da olsa, kazık yediğini bile bile satın alır:

    "belki de bu mağlubiyetin intikamını almak için parayı verdikten sonra eğildim, hâlâ alt tarafından çocukken yaktığım mumların izi görülen parmaklığı öptüm. artık bu mazi hâtırasına kavuşmaktan gelen sevincimi gizlemeğe lüzum görmedim" (s. 55).