şükela:  tümü | bugün
  • hollywood'da otuzlu yillardan itibaren, katolik kilisesinin zoruyla dayatilan kurallar butunu. esas ismi 'production code' olsa da, mppda patronu will hays'in ismiyle daha cok anilirdi. bu koda uygun oldugu tescil edilmeyen filmlerin gosterilmesi engellenmekteydi. kod neyi kapsar derseniz, soylenmeyecek laflar*** ve gosterilmeyecek imgeler**** otesinde, hikayeye de bulasiyordu. yani iyiler her zaman kazanir, kotuler cezalarini bulur, aile en ustun bir biseydir gibi amerikan filmi kliselerinin zorunlu hale gelmesi bu donemden kalmadir.
  • 1930-1967 seneleri arasinda amerikan film endustrisinde gecerli olan the production code kod olarak da anilan bir tur sansur mekanizmasi. mpaa kodu 1934 senesinde zorunlu olarak uygulamaya soktuktan sonra en nihayetinde 1967'de uygulmayi iptal etmistir.

    amerikan filmlerinde seyircinin izleyecegi filmin kalitesini korumak amaciyla cikarilan amerikan film endustrisi yasalari olarak da ifade edebilecegimiz bu koda gore;

    - cinayeti ozendirici, katili iyi,taktir edilen bir is yapan biri olarak gostermek kesinlikle yasaklanmistir. cinayet islenme sekli asla hayalgucunu calistiracak sekilde gosterilmemelidir.
    - vahsi cinayetlerin gosterilmesine asla izin verilmemektedir.
    - alkol, uyusturucu trafigi gibi unsurlar filmlerde mumkun mertebe gosterilmemelidir.
    - sevisme sahneleri cok gerekli oldugu hallerde kullanilmamalidir. tutkulu opusme, tutkulu sevisme sahnelerine asla izin verilmemektedir.
    - bastan cikarma, igfal etme ve tecavuz sahnelerine asla izin verilmemektedir.
    - cinsel sapikligin ifadesi soz konusu bile degildir.
    - dogum sahnelerine gosterilmesine ve hatta temsiline izin verilmemektedir. cocuk cinsel organlari gosterilmemektedir.
    - kaba, kufurlu * metinler ile acik sacik, mustehcen konusmalar yasaklanmistir.
    - tanriya, peygamberine saygisizlik iceren metin, goruntuler yasaklanmistir. dinsel unsurlarin komik olarak gosterilmesi yasaktir.
    - ciplaklik yasaklanmistir. soyunma ve giyinme sahneleri filmlerde gosterilmez.
    -cinsel icerikli dans sahneleri yasaklanmistir.
    - amerikan bayragini filmlerde ozenle kullanilmali. ulusa mal olmus kisiler iyi, adil bir sekilde gosterilmelidir.
  • 1967 senesinden sonra tum yasaklar birer birer film sirketlerinin baskisi sonucunda kaldirilmaya baslanmistir. ancak kaldirilmayan tek sey o donemde escinselligin ** de dahil oldugu cinsen sapikliklar olmustur.

    ancak 1967'den hemen sonra, hays code'dan hemen sonra 1968'de parental guidance denilen rating sistemi almistir.
  • 1931 yılının eylül ayında yürürlüğe giren tutucu hollywood kurallar bütünüdür. kuralların asıl hedefi sinemayı toplumun ahlakını bozacağı düşünülen yapımlardan arındırmaktı. bunun yolu da öncelikle sinemada cinselliğe deyim yerindeyse ket vurmaktan geçiyordu. öyle ki bir çizgi karakter olan betty boop bile aşırı seksi bulunduğu gerekçesiyle bir süre yasaklanmak zorunda kalmıştır. bunun dışında afrika kökenli amerikalılar'ın, siyahlara sadece hizmetçi ya da aşağı tabaka rollerin verilmesini protesto etmek amacıyla hays kuralları'na ismini veren will hays'in ofisine kadar çıktığı bilinir.
  • bildiğim kadarıyla bu kanunlar 1960'ların sonunda resmi olarak kaldırılsa bile, film üretiminde bugün neredeyse her konunun itin götüne sokulup çıkarılabilmesine olanak sağlayacak şekilde kullanılabildiği (örn: south park) döneme geçilmesinin kırılma noktası, içerisindeki bütün karakterlerin birer anti-kahraman olduğu, herkesin birbirine laf soktuğu ve genelgeçer ahlak normlarının hiç önemsenmediği, genel olarak 1950'lerin klasik amerikan ailesi'nin fena halde negatifi olan married with children dizisinin prime-time'da popülerlik kazanmasıdır. zaman 1980'lerin sonu. gerçekten de bu diziye kadar amerikan film endüstrisinin çok fazla yaygınlık kazanmayan ve genelde marjinal kalan yapımlarında bu tarz bir "ahlak dışılık" gözlemlenmiş, bu diziyle birlikte amerika kendi yarattığı pembe dünyanın klişeleriyle dalga geçebilmeye başlamış, bu toplum, özellikle gençler tarafından kabul görmüştür. bu nedenle önemli bir dizidir. tabii bu dizinin popüler olmasının nedeninin de bir bağnaz-ahlakçı-hıristiyan kadının diziye karşı protesto hareketine başlamış olması da ayrı ironiktir.

    hays yasaları'nın yarattığı idealize amerikan toplumu/aile değerleri ile dalga geçen pek çok film arasından (back to the future, american beauty, hatta truman show gibi) yine de doğrudan asıl gayesi bu olan film pleasantville'dir.
  • hays code olarak anılmasına binaen, öncesindeki dönem pre-code olarak adlandırılır.
    (bkz: pre-code)
  • özellikle de siyah erkek beyaz kadın şeklinde, "interracial" çift ekranda çok çok az göründüğü için bir şekilde halen devam ettiği söylenebilecek sansür.
  • bildiğin sinemada sansürdür bu. motion picture production code olarak da anılır ve temel olarak abd'de zamanın büyük yapım şirketlerinin yapımlarını denetim altına almak için çıkarılmıştır.

    etki alanını ikinci dünya savaşı öncesi, savaş sırası ve savaş sonrası diye ayırmak mümkündür. savaş öncesi en büyük odak noktası, ayan beyan ya da konturdan ibaret olması fark etmeksizin çıplaklık da dahil cinsellik tasviri, dini ve ulusal sembollerin kullanımı, farkı ırkların birlikteliği gibi kırmızı çizgilerken, nasıl yansıtıldığına bağlı olarak diğer kısıtlamalar, uyuşturucu, suç, şiddet, suça teşvik, hatta ve hatta doğum dahil cerrahi müdahaleler falan gibi öğelerdir.

    savaş sırasında bunlara, milliyetçilik, abd'nin ne kadar muhteşem olduğu, dayanışma, dış tehdit, mutlak zafer ıvır kıvır mevzulara aykırılık gibi konular da ağırlıkla dahil olmuş.

    savaş sonrasında ise savaşta evden uzaklara giden erkeklerin yerine iş hayatına katılıp nitelikli işlerde de çalışmaya başlayan kadınların geçirdiği dönüşümün sonuçlarıyla başetmeye çalışmıştır. eve dönen erkeklerin işlerini geri istemesi ve kadınları savaş öncesi konuma, yani evcilik oynayan porselen bebekler haline dönüştürülmesi için uğraşılmıştır. ama 50'lerde bu sansür uygulaması daha belirgin bir şekilde delinmeye ve yaptırım gücünü yitirmeye başlamıştır. özellikle de yüksek mahkemenin filmlerin de anayasanın ifade özgürlüğünü koruyan maddesinin kapsamına girdiğini onaylamasıyla ufak ufak işler değişmeye başladı. 60'lardan itibaren de ufak tefek kırpmalarla filmler sansürden daha az hasarla geçmeye başladı.

    hays code için en büyük tehdit herzaman film noir'dan gelmiştir. preminger gibi doğrudan doğruya meydan okuyup sansür kurulundan geçmemesine rağmen film gösterimi yapanlardan tut, daha ince düşünerek etrafından dolananlara kadar yönetmenler sansüre rağmen yasaklanan konuları perdeye taşımışlardır. en basitinden gilda (1946) filmindeki eldivenleri çıkarma sahnesi açık açık bedenin görüldüğü soyunma sahnelerinin hemen hemen hepsinden daha etkili olmuş, üzerinden 70 yıl geçmesine rağmen unutulmamıştır. stanley donen'in indiscreet (1958) filmindeki yatak sahnesi de meşhurdur. cary grant ve ingrid bergman'ı aynı yatağa koyamayan yönetmen, onun yerine, ikisinin de eline telefonu verip ekranı ikiye bölerek görsel olarak iki oyuncuyu aynı yataktaymış gibi yan yana getirerek kuralların nasıl saçma sapan şeyler olduğunu göstermiştir.

    suçun ve şiddetin yaygın olduğu bir toplumda bu sayılanların bazılarında, özellikle de suçla ilgili olanlarda ne gariplik var denebilir ama kazın ayağı öyle değil. suçu ve suçluyu toplum dışı, aramızda barınmayan insanlarla özdeşleştirip ideal bir dünya sunarak, aslında baştan saçma sapan bir amaca hizmet ediyor. suçu sanki sadece belli insanlara özgü bir anomali olarak tanımlıyor. oysa dindar, aile babası/annesi, işe gidip gelen, vergisini veren (malumunuz abd fetişi), heteroseksüel, cumhuriyetçi/demokrat falan falan diye uzayıp giden makbul vatandaş tipi, suçlular arasında en büyük oranı oluşturur. filmlerde buna aykırı bir temsiliyet olması, toplumun eğitilmesinden çok suçu başkalarının işlediği bir eylem şeklinde algılanmasına ve bireyin kendi eylemlerini farklı değerlendirip haklı görerek, farkında olmadan suç işlemeye başlamasına neden olabilir. bunlar benim çıkarımım. alfred hitchcock'un rope filmindeki okumuş etmiş tiplerin suça ve cinayete bakış açılarında bu fark yakalanabilir mesela.

    türkiye'yi düşünelim mesela. çocuk tecavüzlerini, hırsızlığı (ki çalınan para büyükse malumunuz dolandırıcılık ya da yolsuzluk oluverir aniden), baskı ve şiddeti hangi grupların yaygın olarak yaptığını ve bunların tv ve sinema yapımlarında ne oranda temsil edildiğini düşünün. edilmiyor gibi bir şey. bu konularda senaryo var mı bilmiyorum ama olan da bütçe bulamaz, bulsa filmi/diziyi gösterecek salon/tv kanalı bulamaz, bulsa ikinci günü göremez, üstüne de halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmekten ceza alır, üstüne de bunu basın-yayın yoluyla yaptığı için cezası artırılır. sansür böyle bir şeydir. suçu ve suçluyu gizler, açığa çıkaranı suçlar.