şükela:  tümü | bugün
  • ekşi sözlükte ilk kez başlık açıyorum ve ağlayarak yazmaya çalışıyorum. başlık genelleme oldu, farkındayım. amacım semtte oturan herkesi zan altında bırakmak değil zaten. hayvan severlerin yanında maalesef çokça hayvan düşmanı da var. ve, yaptıkları sadece sevmemek değil, işi zarar vermeye götürüyorlar. başlığın doğrusu, ankara gazi mahallesi’nde oturan hayvan (ve aynı zamanda ağaç) düşmanı iki kadını; adalet bakanlığında memur olduğunu öğrendiğim selma ilhan ile diğer kadın necla vardar’ın bundan sonraki hayvan katliamlarına engel olmak için, bir ihtimal, durdurabilmek umudu. giri biraz uzun, affola ama sonuna kadar okumanızı rica ediyorum.

    ben 1,5 yıl önce hayatımın hatasını yapıp ankara gazi mahallesine taşındım. 6 daireli ufak bir apartman… sokaklar güzel ve bakımlıydı, hatta, bahçedeki balkona uzanan çam ağacı beni cezbetmişti. elimizdeki birikimin bir kısmını buraya yatırıp eski bir apartman dairesi aldık burada.

    giriş kat, arka apartmanın duvarına bakan ufak bir dairede de selma ilhan oturuyor, karşımda da (maalesef) necla vardar. bu iki kafadar, anlaşıp bahçedeki çam ağacını kestirmiş birkaç ay önce, eve bir geldim bahçedeki ağaç yok. sebebi de, öğrendiğime göre çam ağacının iğne yapraklarını dökmesiymiş, etraf pisleniyormuş! yanlış anlaşılmasın, ağaç sapasağlam ve yaprağı da dökülüyorsa da toprağa döküyor. hala ağacın toprakta kalan köküne bakıp hüzünleniyorum.

    iki kadın da taşradan gelme, o konuda şüphe yok. birinin kocası memur, diğerinin de babası işçiymiş vaktiyle öğrendiğim kadarıyla. zaten öğrendiğim kadarı ile 1950’lerde dar bütçeli işçilerin konut edinmesi için kurulmuş bir mahalle, nüfus yapısı da o zamandan bu zamana pek değişmemiş. aynı insanlar oturuyor. bu iki kadın da buranın eskisi.

    apartman harabe olduğu için apartman dış kapısı genelde gece gündüz açık. (hatta karşı binaya bir gece hırsız girmişti ve bizim apartmanı lağım bastığı için kapı gene açıktı ve hırsız tenezzül edip bizim apartmana girmemiş bile, sefaletin derecesini göz önüne getirin (ve bu insanlar 20.tl’lik apartmanın temizlik aidatını bile ödeyemeyecek kadar düşkün durumdalar. ben sürekli dış kapıyı kapatıyordum kedi bodruma yavrulayana kadar ama bu iki hatun açık bırakıyorlar kapıyı.
    kastettiğim burada dar gelirlilik değil, yanlış anlaşılmasın. çünkü insan olmanın ırkla, dinle, yaşla, gelir durumu ile alakası olmadığını biliyorum. hatta ben mesela bir çiftlik evinde yaşamayı çok isterdim.

    kastettiğim, kırsal kökenli bu iki kadının ağaç ve hayvan düşmanlığı, kastettiğim lümpenlik, daha genel olarak, kastettiğim çocukluğunda köyünde tezekle oynayan insanların şehirlere göç edip gecekondudan hallice harabe bir apartmanda bir deliğe girince “ay büz hanfendü olduk, ay ağaç pis, ay kedi pis” demeleri, bu tezat. hayır, görgüsüzlük diyeceğim ama bu görgüsüzlük bile değil, çünkü görgüsüz olmak için sonradan bir şeyler görmek gerekiyor ve bu kadınların hayatta gördükleri en fazla şey bu apartman. (merak eden olursa bendeniz ise, dedem hakim olduğu için 1960’larda ankara’ya gelip yerleşen ailem nedeni ile, fazla değil üç kuşaktır kentliyiz). hayatım da bahçelievler, tandoğan, maltepe ve eskişehir dörtgeninde geçti. en son da ne yazık ki gazi mahallesi.

    apartmanın açık kapısından sürekli içeri kediler bodruma girip yavruluyorlarmış. ben ilk kez şahit oldum, siyah dişi bir kedi 3 hafta önce bodruma girip yavrulamış. anne kedi, dışarı mama bulmaya gidiyor. aşağıda da yavrular var. selma ilhan ve necla vardar, yavruların ölmesi için, her zaman açık olan dış kapıyı kapatmaya başladılar. ben, sürekli açık tuttum, hatta tartıştım kadınlarla en azından gözleri açılsın hayvanların diye. yavrular ve anne kavuşamayınca feryat ediyorlar çünkü. az önce, selma ilhan’ın yavru hayvanları öldürtüp çöpe attığını öğrendim.

    dediğim gibi, hayvanlar daha önce de bodruma girip yavrulayınca anne ve yavru kedilerin miyavlamasından rahatsız olup kapıyı kapatıyorlarmış. boduruma giren ve ölen kediler hatta kuşlar olmuş, kurtlanmış bir halde bulunan hayvanların daha sonra bulunup atıldığını benden önce de burada olan iki kişi bizzat söyledi bana.

    bodrum katımız tam bir hayvan mezarlığı yani.
    ben de bodruma inip baktım. korku filmi gibi, her yer insan boyu eski tahtalar, pis lavabolar ve klozetlerle dolu. çöplerini atmaya kıyamamışlar. ormanda mı bir gece geçir deseler bu apartmanın bodrumda mı, tereddütsüz ormanı tercih ederim. ve bu kadınlar kedinin “pis” olduğundan bahsediyorlar. zemin kat kuytuda ve karanlık ve bu pisliğin üzerinde oturuyor selma ilhan. bir kısmı da kendi çöpleri imiş bodrumda olan. evi zaten haşarat bastığını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.

    zaten karşıdaki necla vardar’ın evinin pis kokusundan da evi satma kararı aldım. katta iki daire, kadın kapıyı açınca içeriden yanmış salça ve yağ kokuları yayılıyor, kadının evinden leş gibi kuyruk yağı kokuları yayılıyor. koku müzminleşmiş artık. ki benim kapıma örneğin kargo kuryesi geldiğinde koku benim evimden geliyor zannederler diye utanıyorum. kadını evini şöyle bir gördüm, 80 m² evde, kendisi kocası ve iki yetişkin çocuğu oturuyor. evlerine bir asgari ücret bir de emekli işçi maaşı giriyor. kapı açıkken göz attım evde birkaç parça eşya var, koltukları da kirlenmesin diye örtmüş. kadın ev kirlenir, tozlanır diye pencereyi bile açtırmıyor, deterjan falan kullandığını da sanmıyorum, çünkü o koku başka türlü olamaz. bunları, bu kadınların “çam ağacı yaprak döküyor, etraf kirleniyor”, “kedi pis” dedikleri için bu kadar detaylı anlatıyorum.

    maddi durumu hiç de iyi olmadığı halde kendini hayvanlara adayan arkadaşlarım da var (tedavisi, kliniği, maması) gönlü zengin olduktan sonra gerisinin hiç önemi yok zaten.

    konu dışı, bu paragrafı atlayabilirsiniz ama karşıdaki kadın, zavallı sesi çıkmaz, iliği kemiği erimiş kocası ve 35 yaşlarındaki bitkisel hayattaki oğlu ve kızı stephen king romanlarından fırlama. saat 6’da dördü eve girip kapıyı kilitliyorlar, yanlış görmediysem oğlanın ayakkabısını da annesi bağlıyor, buradaki 1,5 yıl boyunca bir tek misafirlerini bile görmedim. evdeki diğer üç kişi sinmiş vaziyette.

    kadın bana ilk tanıştığımızda ben beş vakit namaz kılıyorum demişti. zaten samimi olmadığınız biri hemen böyle bir şey diyorsa, bu yaşıma kadar hiç şaşmadı, bir pisliği kamufle etmeye çalışıyor demektir. (maun suresi, ayet 4-5, vay o namaz kılanların haline). aynı kadın benden önceki ev sahipleri ile kiracıları da şirretlikle kaçırtmış, şimdi de ben satıyorum evimi.

    selma ilhan, kızının kedilerden korktuğunu iddia ediyor. kestirdiği ağaçtan da korkuyordu kızı herhalde. kaldı ki, bahçede de olsa çam ağacı kesmenin cezası varmış.
    bir de gazi mahallesinin sokakları kedi köpek kaynıyor, ben girmeden önce bile kadının yerle bitişik balkonunda kedi dolaştığını görmüştüm ama kızı korkuyormuş kediden!

    bahçenin kaldırım tarafına, çalılıkların arasına koyduğum su ve mama kaplarını da defalarca attı selma ilhan. evet, kadın çalılıkların arasına girip yılmadan su kabı arıyor atmak için. bu nasıl bir nefret!. yoğurt kabında bir su ve bir kap kuru mama (kokmasın, bulaşmasın diye kuru mama koyuyorum).

    bu arada kimsenin gelip bik bik etmemesi için, sağ elin aldığını sol el bilmeyecek ama evet insanlara da yardım ediyorum. evet, her yerde her an insanlar, hayvanlar işkence-eziyet görüyor ve hatta öldürülüyor. onlar için maalesef ben bir şey yapamam, ben burada anne ve yavru kedileri ve bir diğer kediyi gördüm. belki bir umut anne kedi ile diğerini kurtarırım diye yazıyorum, çünkü onların da hayatı tehlikede.

    selma ilhan da memur maaşı ile üç boğaz doyuruyor ve sanırım kendileri bu halde iken benim kedilere para harcamam iki kadını da hayli kızdırmış. anneme “sosyetik” demişler, nasıl bir hasetse. (ben kendimi ve ailemi tanımlasam, sosyetik sıfatı aklımın ucundan bile geçmezdi ama sanırım burada hakikaten sosyetik kaldık).

    kadınlar bahçeye çıkıp bizim pencereye doğru avaz avaz da bağırıyorlar, tabii ki karşılık vermedik. 1980’lerden kalma mahalle karıları gibi. daha önce işim nedeni ile ufak ilçelerde de bulundum ancak böyle bir şeyi şu ahir ömrümüzde ne annem ne de ben gördük.

    kediden rahatsız oluyorsan, apartman kapısını kapalı tutarsın, zaten şu anda apartmanda beş daire dolu. hayvanları öldürtüp atmazsın, ya da aç susuz bodruma kapatıp ölüp kurtlanmalarını beklemezsin. hayvan kaynıyor sokaklar, yazık ne bilsinler. kapıyı kapalı tut. içeri girmişse hayvan ne bilsin, öldürmek zorunda mısın? su kabından ne istersin? oz diye amerika’nın en vahşi mahkumlarının anlatıldığı bir dizi vardı, bir bölümde mahkumları rehabilite etmek için köpek alıyorlardı hapishaneye. onda bile hayvana zarar vermeye çalışan bir iki soysuza karşı, diğer mahkumlar birlik oluyordu köpeği korumak için? ne ara insanlıktan çıkınız? ne ara bir gariban ağaç, bir kedi hayatlarına son verdirecek kadar sizi rahatsız etti? böyle insan müsveddeleri maalesef var olmaya devam edecek. bir de ellerine bir güç geçse ne yapacaklarını hayal dahi edemiyorum.

    hiç kimse hayvan ya da doğa sevmek zorunda değil, hatta kimse insanları da sevmek zorunda değil, ancak zarar vermeyeceksin. hele de kedi yavrularını öldürmeyeceksin. ben en azından öldürülmeselerdi yavruları sahiplendirecektim.

    birkaç yıl önce, iz tv’deki bir belgeseldi sanırım, hayvan sever bir kadın göz yaşları içinde sokak hayvanları için “keşke hepsi ölseler, insanın zulmüne uğramasalar, bu şekilde yaşamasalar” diyordu. katılıyorum, hem caydırıcı yasal düzenlemeler yapılmalı hem de bütün kedi köpekler kısırlaştırılıp kendi sokaklarına bırakılmalı. insan dahil hiçbir canlı insanın zulmünü hak etmiyor.

    geçen sene de etraftaki yani bahçede dolaşan birkaç kedi yavrusu aniden yok olmuştu, o zaman anlam verememiştim.

    anlaşılmayan durum şu; bu semtte o kadar çok sokak hayvanı var ki, hiç bir yerde bu kadar çok sokak hayvanı görmemiştim. bu zavallı kadıncağızlar ve piremses kızları kedilerden çok korkuyorlarmış, bir de böyle diyorlar. hatta zavallı selma apartmanın dış kapısından sokağa kadar kızını geçirmek zorunda kalıyormuş (kızları da ufak sanmayın, yaşları da büyük, bir tanesi 1, 65 boylarında 100 kilo civarında) madem kediden bu kadar korkuyorsunuz yollar kedi köpek kaynıyor bu semtte, sokakta nasıl yürüyor bu nazlı kızlar (sordum, cevap veremedi, kestirdiğin çamdan da çok korkuyordu herhalde kızınız dedim, mırın kırın bir şeyler dedi). kedi dediğin zaten aşırı korkak bir hayvan, pıst dediğinde korkup kaçar.

    madem sokak hayvanları için insani bir çözüm bulunamıyor; caydırıcı yasalar yok, belediyeler ilgilenmiyor ve bu nedenle de bu canlılarla birlikte yaşıyorsak, zararsız bir yaratığa kötülük etmeyeceksin, öldürmeyeceksin, su kabını alıp atacak kadar adi olmayacaksın.

    hayvan sever birileri bu yazıyı buraya kadar okuma tahammülü gösterdi ise, lütfen bana yardım edin. apartmanın etrafında anne kedi ile bir kedi daha dolaşıyor, uzaklaştıramıyorum. selma ilhan muhtemelen ona da zarar verecek. o iki kediyi alıp nakledilebileceği bir yer var mı? eve alın demiyorum, güvenli bir sokak ya da bahçe varsa o da olur. hayvanları da ben naklettireceğim, lütfen. elimde kanıt yok, bildiğim şeyler zaten, ve necla vardar bana selma ilhanın kedileri öldürttüğünü ve attığını söyledi. belediye bir şey yapabilir mi, bu kadınları durdurmanın hukuki bir yolu var mıdır? yardım lütfen.

    not: 1, 5 yıl önce aldığım evimi 6 ay sonra satılığa çıkardım. seçimden sonra ise, satılsa da satılmasa da evi boşaltıp gidiyoruz.

    anne kedi hala yağmur altında şu anda ağlıyor kapının önünde, yavrularını burada zannediyor.

    edit: mahalle muhtarından bahsedilmiş aşağıda, buradaki on numara beş yıldız adam o. kapısında mama, su kapları var. o adamın da bundan dolayı sürekli rahatsız edildiğini biliyor muydunuz? hatta kapısının önünde kedi köpek var diye adamı cimer'e kadar şikayet etmiş bazıları, kendisi söylemişti bana.
    bu kadınlarla ilgisi yok ama ileride şenol caddesinde kuyruğu kökünden kesilmiş bir sürü kedi gördüm. teyzenin biriyle konuşuyorduk kim kesiyor bunları diye beddua ediyordu kadıncağız. ben buradaki herkes kötü demiyorum, sadece çoğu insan vicdanını susturmayı başarmış.

    son söz: ben de katılıyorum, keşke bu hayvanlar sokakta ya da çoğu barınaktaki kötü şartlarda yaşamak zorunda olmasa ve insanın zulmüne maruz kalmasa.

    https://www.instagram.com/p/bityfyzhbdb/

    ayrıca (bkz: #76912578)

    edit: kedileri apartmandan bir öğrenci arkadaş ile birlikte binbir güçlükle yakaladık. iki yavru kurtulmuş, onları yakalamak kolay oldu ama anne ve baba kediyi yukarıdaki instagram linkine koyduğum fotoğraflardaki hurda eşya ve pislik dolu bodrumda yakalamak saatlerimizi aldı. benimle iletişime geçen ekşi sözlükten bir yazar ablaları (ben, ona melek diyorum) evinin bahçesine aldı kedileri. belki diğerlerini kurtaramadım ama en azından dört hayvanın canı kurtuldu.
  • okuyunca içime ağırlık çöktüren olay, maalesef olan yine o mahallede yaşamaya devam edecek kedilere ve ağaçlara olacak, konu sahibine allah yardım etsin
  • yazarın oradan uzaklaşarak kendi ruh sağlığı için en iyisini yaptığı olay. keşke beklediğimiz yasal düzenlemeler bir an önce yapılsa da bu insanlar aramızda dolaşmasalar.

    son cümleyi okuyunca içimden bir şeyler koptu.
  • içime çöktü yemin ederim bu nasıl bi nefret! sen yardım etme, ama yardım edene de mani olma. sen insana yardım et gerekirse ama biz kedilere yardım edelim. öbürü kuşlara baksın. ama bırak baksınlar işte.
    şiddete karşıyım, yapıcı olayım diyorum ama şu an gazi mahallesinde sokak sokak bu iki cani kadını aramak istiyorum!
  • fazlasıyla can sıkan ve kan dondurucu olaylara ev sahipliği yapmış mahalle. hayvanlara yönelik işlenen suçların cezası kat be kat ağırlaştırılmadıkça bu düzenin böyle gideceği açık. başlığın meclis'te hayvanları koruma adına büyük bir değişim yaratmasını umarım. bahsi geçen iki kadın alınacak en ağır cezaları çekmeli.
  • güzel troll.
  • konunun mahalleye nasıl mal edildiğini anlayamadım. x sokağı y apartmanı diyeceğine genelleme ile tüm mahalleyi gömmüş suser.
    bu mahallenin böyle bir suçlamayı hak etmediğini düşünüyorum.
  • 2006-2012 yillari arasinda ankara gazi mahallesinde universite egitimim esnasinda yasamis bulundum. 1 ad golden kopegim vardi surekli parka cikarirdik. park aksamlari kopek sahiplerinin bir nevi bulusma noktasi gibiydi.

    butun apartman onlerinde kediler icin mama kaplari sularin bulundugu bir mahalleydi. istanbul gazi mahallesi ile karistirmasin kimse. hele bir mahalle muhtari kirtasiyeci amca vardi adamin dukkaninda en az 20 kedi yasardi. abartmiyorum raflardan bisey alacakken kedicik patisini biryerlerden uzatir oyun oynamaya calisirdi.

    gel gelelim o guzel anilarim gecmis gazi mahallesini kendini kentli sanan bir mego tarafindan yasamis oldugu kotu komsuluk iliskilerinden sonra genelleme yanilgisina duserek kotulemesini mantikli bulmadim.

    sonuc olarak ankara gazi mahallesi hayvansever bir mahalledir. ankaradan bagimsiz sehir hayatindan uzak kucuk bir kasabaya benzeyen nezih bir yasami vardir.
  • adeta gerilim filminden fırlamış 2 adet ağır ruh hastası barındıran hikayedir.

    mide bulandırıcı, iğrenç insanların iğrenç bakış açılarıyla örülüdür.

    yaptıklarını yüzlerine vursan 155 i ararım kürtaj yapiye burda diye bağırmaları ise kimseyi şaşırtmaz.

    bu insan görünümlü pisliklerle aynı havayı teneffüs ediyoruz işte.
  • isim vermeyeydi iyiydi... bir de genelleme olmuş... o da sıkıntı
    tamam konu rahatsız edici ama bu şekilde olmamış.