şükela:  tümü | bugün
  • moralim çok bozuk sözlük. çok yakın bir arkadaşımın 9 yaşında bir terrier'i var.
    ekonomik durumları pek iyi olmadığı için 1 yıl önce annesinin memuriyetinden faydalanarak polis lojmanlarına taşındılar. olay örgüsü böyle başlamış oldu.

    babaları ağır kalp hastası, yakın süre içinde ameliyat geçirdi. anneleri sabah gidip akşam geliyor evine. küçük kız şehir dışında okuyor. benim arkadaşım ise işinden yeni ayrıldı genelde evde zaman geçiriyor.
    ya babası ya kendisi sabah akşam yürüyüşe çıkartıyorlar köpeği. köpeği de bir görseniz kendini insan sanan cinsten, ilerleyen yaşına rağmen pek oyuncu.

    yine akşam yürüyüşlerinden birinde lojmandaki çocuklar gelmiş yanlarına.. biraz oynamışlar koşturmuşlar. ama bir vukuat yok, aradan yarım saat geçmiş ,babası köpeği gezdirmeye devam ediyormuş. kadının biri yanında mıkırdanan çocuğuyla gelip demiş ki "köpeğiniz oğlumu ısırdı".
    babası şaşkın, köpeğim asla yapmaz diyor. kadın açıyor poposunu çocuğun; sivilce gibi, çarpma izi gibi bir leke. çocuğa soruyor ısırdı mı oğlum seni diye, çocuk da şaşkın pek bir şey demiyor. kadın yıkıyor ortalığı rapor alıcam edicem süründürücem sizi diyor. gidiyor.
    eşi polis, gelip akşam tehdit ediyor aileyi. aile şaşkın. doktordan aldıkları raporda bu izin ne izi olduğu anlaşılmadığı söyleniyor ?! yalnız çok enteresandır ki köpek tarafından ısırıldığı iddia edilen çocuğa ne kuduz aşısı ne tetanoz aşısı yaptırıyor ailesi. ulan beni kedi tırmaladı , doktor muhakkak tetanoz olmalısın diye bastırdı. bunlar rapor almak için doktora gidiyor. doktor zorlamadı mı aşı yaptırmanız gerek diye? nasıl bir doktor ki köpek ısırığı olma riskini karşı tedbir aldırmıyor?!

    yaşananlardan sonra babası yine bir gün köpeği gezdirirken polisle karşılaşıyor o da köpeğe tekme atıp, "seni bi gün tek başına yakalarsam öldüreceğim!" diyor. bu nasıl bir nefret? kime karşı ayrıca ?
    kalp hastası adamcağız fenalaşıyor o gün. ama kimselere ses edemiyorlar. öğreniyorlar ki yönetmeliğe göre zaten köpek beslemek lojmanda yasakmış. sonuçta mahkemelik oldular,dava köpek lehine sonuçlanmış olsa dahi köpek lojmanı terk etmek zorunda yoksa lojman hakları yanıyormuş. sonuç olarak 9 yaşında köpeği başka bir aileye verdiler, ki ne zordur yaşlı bir köpeği yeniden sahiplendirmek.o canlı ne zor günler atlatacak, kimse bilmez.

    lojman sakinlerinin adalet anlayışını seveyim. bu olaylar olurken beri yandan apartmanda hırsızlık kol geziyor. kapının önüne konulan ayakkabılar çalınıyor, bodrum kattaki eşyalar yok oluyor beri yandan.
    yöneticiye gidip buna bir çare bulun dediğinizde ise malınıza sahip çıkın, kapının önünde bir şey bırakmayın ihtarları yapılıyor. gel zaman git zaman sonra fısıltı gazetesinden yayılan habere göre hırsızlık yapan komiserin küçük kızı. hal böyle olunca pek değerli çok değerli adalet anlayışı esniyor.
    canına yandığımın memleketi..

    benim de bir golden retriever cinsi köpeğim var, 2,5 yaşında dişi.
    bebek sahibi olunca yavrum onunla büyüsün, ona yoldaşlık etsin diye almıştım.
    bir süre sonra yapayalnız bir dünyaya terk edildiğimizi fark ettik.

    dini inancı "pek kuvvetli" olan çoğu akrabam ziyaretlerini kesti. oğlum astım bronşit oldu,köpeğimden bildiler. gündüzleri oynaması için terasa saldım, bu köpek çok havlıyor şikayetleri geldi, ki köpek meraklıları bilirler golden'lar çok nadir havlarlar. yan terastan türlü nesneler atıyorlardı (çimento çuvalı dahi attılar) yine havlamıyordu hayvancağız, korkup sinip masanın altına giriyordu.
    bir gün şahit oldum, çıktım kızdım ev sahibime şikayet etmişler çok havlıyor diye. zaman içinde herkesi birer birer eğitmem gerekti.
    çocukları aldım terasa hayvan sevgisi nasıl olur anlattım,köpeklere nasıl davranılması gerektiğini gösterdim. belki giderler evde anlatırlar aileleri utanır diye umut ettim. yine tepkiler sürdü. ta ki yan apartmana hırsız girip bunu köpeğim farkedinceye kadar. ondan sonra sesleri azalmaya başladı. çünkü bizde köpek sade ve sadece " bekçi" olması için alınır!

    bir gün kapımız çalındı, köpeğiniz apartmana işemiş temizleyin deniyor. şoka girdim. gittim baktım, belli ki birinin çöpü delinmiş aşağıya kadar akmış taşırken. komşulara köpeklerin tuvaletini nasıl yaptığını anlatmakla geçti bir ayım. "yok gül teyze,köpeklerin tabiatında yok öyle işemek,onlar saatlerce koklarlar bazen uygun yeri bulabilmek için !" dedim.. yine de yaranamadım.
    apartman giriş kapısı yolun içerisinde kalıyor. geceleri kuytuda kaldığı için 2 bacaklı mahluklar gelip işiyorlar. kapının önü sidik kokuyormuş yine köpeğimden bildiler. yok efendim duvarda izler varmış. yahu benim köpeğim dişi bir kere, erkek değilki kaldırıp bacağını yapsın. yok yokk anlatamazsın, kıçını başını da yırtsan anlatamazsın..
    ben çantamdan buzdolabı poşetini hiç eksik etmem. çayıra çimene dahi yapsa köpeğim gider alırım . ama her kelleye bu durumu teker teker anlatacak sabra ihtiyaç varmış onu anladım.

    kurbanda et getirenler köpeğe vermeyin sakın diye sıkı sıkı tembihlediler..lan kemikleri çöpe atsak ordan da başka canlılar yemeyecek mi? en kötü ihtimalle tabiatta bakteriler yiyecek,mal mısın ? diyemiyorsun.
    getirmeyin, bana hiçbir şey getirmeyin diyip geçtim hep.

    insanoğlu öyle artiiiz,öyle kibirli, kendini herşeyin üstünde gören bir canlı olmuş ki.. sakin kafayla düşününce götümle gülüyorum ama gelip gelip ucu sürekli bizi dürtüyor arkadaş.
    peki bu canlılar kendi haklarını nasıl arasın? ne yapsınlar yahu? ağaçları kesiyoruz tabiatı mahvediyoruz, kuşlar arabamıza sıçıyor diye öfkeleniyoruz. evet beslemeyin kuşları hepsi ölsün, çünkü arabamıza sıçıyorlar !

    yukarıda anlattığım ilk olayı gidip polis lojmanı ya da türkiye'de adalet anlayışı başlığının altına yazmayı da düşündüm. ama resmen sindirilmişim. bu ülkede kendi hakkımı arayamıyorum ki köpeğimin hakkını arayayım. elimde ne yazılı bir belgem var, ne bir kayıt ne de bir şahidim var ! her şey ve herkes sinmiş. gitsem bir yerlere başvursam ne arkadaşım köpeğine tekrar kavuşabilecek, ne de benim köpeğime olan sempati artacak. herhangi bir şikayet başvurusunda haklı olmam yetmiyor toplumsal görüşü değiştirmeye .

    (bkz: köpek giren eve melek girmez)
    (bkz: evde köpek beslenmez)
    (bkz: kedi giren eve nur girmez)
    (bkz: kedi köpek beslenen evde yemek yemem)

    allah'ından bul doyumsuz insanoğlu.
  • tarla farelerine zehir atmışlar. tilkiler eşelemiş yuvalarını. tilkiler, hepsi ölü. dağ gibi yığılmışlar üst üste. yüzlerce. öz denilen sulak arazide. tilkiler. tedirgin hayvanlar. ölmemişler. öldürülmüşler. yüzlerce.

    kişiliksiz bir ibne. eşeği kestirmiş gözüne. eşeği... ürperiyorum. insanlar var korkunç. insanlar, kurşuna ilk kez saygı duyuyorum. eşeği...

    sığırcıklar, üzüme dadanıyorlar. sürü halinde. albinolu biri var aralarında. bembeyaz. o da üzüm seviyor. ellerinde pompalı, katliam yapıyor çoluk çocuk sahibi adamlar. zararlının katli vacip diye.

    kişiliksiz bir ibne. köpeği kestirmiş gözüne. köpeği.. ürperiyorum. insanlar var korkunç. insanlar, kurşuna ilk kez saygı duyuyorum. köpeği...

    hayvanlar toprak oluyorlar ölünce, sessiz ve dilsiz.
  • devletin hiç mi hiç umurunda olmayan konulardan biridir bu hayvan hakları. hayvanlar oy veremediğinden olsa gerek.
  • egri oturuyorum su anda. dogru konusmaya calisacagim musadenizle.

    oncelikle pratikte olanlar acisindan bir yorum yapayim: dunya'da hayvanlarin herhangi bir hakki yoktur. bu net kestirimi yaptiktan sonra acmaya calisayim... bir hayvanin varligini surdurmesi icin gerekenler belli ve basittir.

    1) hayvan sevimli olacak
    2) hayvan insandan uzak yasayacak
    3) insan icin yasamsal onemi olacak

    eger hayvan sevimli ise, bizler bu hayvanlari evcillestirip besleriz. mesela kedi, köpek, guzel öten renkli kuşlar ve renkli baliklar gibi. bu sartlar altinda, sevimli buldugumuz bu hayvanlar bizimle birlikte sonsuza kadar yasayip nesillerini devam ettirecekler. buradaki tek sorun, hayvanin dogal hayatindan koparilmasi. bunu sonra tartisiriz.

    hayvan, eger insandan uzakta yasiyorsa, insana yakin olma riski yoksa, insanlarin yasam alanlarina girmiyorsa yasamasina musade edilir. ornegin; vahsi kediler, yirtici hayvanlar, yabani ve insan icin maddi-manevi anlam ifade etmeyen turler gibi. bu hayvanlar insanlardan uzak oldugu surece, kendilerine ayrilmis alanlarda yasarlar. daha dogru ifade ile, yasamalarina izin verilirler. elbette biz insanlarin "avcilik" gibi ilginc spor dallari vardir ve bu hayvanlari avlayarak icra edilir. yine de, gelisen "hayvan haklari" ile, avcilik sporu sinirlandirilmis, belli mevsimlere indirgenerek bizden uzak yasayan hayvanlarin uremeleri icin zaman taninmistir. tabi, bizden uzak yasayan bu hayvanlarin sayisini kontrol eder, onlari izler, filmlerini ceker evde cekirdek citleyerek izleriz. fakat bu hayvanlarin hicbirinin insan yasam alanlarina yaklasmasina da izin vermeyiz. köye, kasabaya inen kurtlarin basina gelenleri hatirlarsaniz daha iyi anlayabilirsiniz dedigimi.

    bir de insan icin yasamsal onemi olan hayvanlar var. bunlarin ekseriyetini besin olarak tuketiriz. iste, inek, koyun, domuz, tavuk, balik turleri vs gibi. yine bazi yararli bocekler de bizler tarafindan beslenir, uretilir vs vs... bu hayvanlar da, insan turu yeryuzunde oldugu surece turlerini surdurecektir. evet, dogal yasamlarini degil elbette. bizim himayemiz ve kontrolumuz aldinda esaret hayatini surdurecekler.

    iste bu kategoriler haricinde kalan bir hayvanin yasama hakki sadece belli kucuk bir zumre tarafindan onemsenir. insanlarin ekseriyeti, tapir veya kurbaga nufusundaki azalmayi umursamaz. bu da normaldir bir yere kadar. cunku insan, dunyayi kendine ait gorur.

    zaten hayvanlarin herhangi bir hakkinin olmayisi, insanin bu egosunun getirisidir. ornegin kucuk bir kiz cocugu bir köpek surusu tarafindan saldiriya ugrayip ölürse, veya soguklarda sehre inen kurtlar bir iki insana "zarar" verirse o hayvanlarin yasama hakki da otomatikman duser. elbette biz bu yasama hakkina son verme olayini "insanca" seviyeye getirmisiz. nedir bu insanca seviye?

    sokak köpeklerini tüfekle vurup öldürmeyiz de, onlari toplayip "barinak" adi altindaki kafeslerde tutariz. ya da hepsini kisirlastirip, 3-5 sene sonra soylarinin tukenmesini saglariz. cunku bir köpegin veya 50 köpegin hayati asla bir insan ile es tutulamaz. bir insan ölecegine, 100 köpek ölsün deriz ve bunu normal karsilariz. bunu yaparken de, dunya uzerinde 7 milyar insan oldugunu ve neden bu kadar "çok" oldugumuzu dusunmeyiz.

    aslinda konu cok uzun ve cetrefilli. uzerine sayfalarca laf edilse bile ancak temelini anlatmis olabiliriz ki, zaten bu temel uzerinden hareket edip aslinda "ne" oldugumuzu anlamamiz gerek. kisaca ozetleyebilirim ama:

    insan denen hayvan türü, tarih boyunca hicbir hayvanin sahip olamadigi; kimin yasayip kimin ölecegine karar verme hakkina, gücüne ve bilincine sahip olmustur... ve güc sahibi olan her "insan" gibi, daha guclu olmanin yollarini ariyoruz. iste bu arayis, dunya uzerindeki hayvan nufusunun kökünü kurutmustur.

    evet, hayvan nufusunun kökü kurumustur malesef... yasayacak olanlar ise, bize rahatsizlik vermeyen, kisacasi insafimiza kalmis olanlardir. onlara ayirdigimiz yerde, bize bulasmadan yasarlar. bizler de belgesel adi altinda hayvan pornosu izleyip uzaktan gordugumuz ve uzak kalmalarini tercih ettigimiz bu hayvanlara sempati besleriz falan filan...
  • hayvanlar üzerinde kozmetik deneyleri yapan aşağılık adamlara neden hayvanlar üzerinde yaptıkları sorulduğunda "çunku onlar aynı bizim gibi" diye cevap veriyorlar, peki o zaman onları kullanmak neden ahlaka aykırı değil? dendiğinde de " çunku onlar bizden çok farklı " diye cevap veriyorlar. bu fark nedir acaba anlamış değilim.
  • insanların hayvanlardan mutlak suretle üstün ve ne pahasına olursa olsun, kaç hayvanın canına mal olursa olsun yaşatılması gereken tek tür olduğunu; insanların en üstün varlıklar olduğunu, dünyanın insanlar için "yaratıldığını" düşünen nice "insan" tarafından lüks olarak değerlendirilir.

    oysa bunu lüks olarak değerlendirip sonra da çöp kutularından çıkan kafalara, testereyle doğranan bedenlere, yakılan yada yüzüne kezzap atılan kadınlara şaşırmaktır lüks. insan baştan ayağa kibire bürünmeden önce bir hayvandır; bu ortaklığı göremediği sürece; yavrusunu emziren, eşinin başında yas tutan, en az insanlarınki kadar kompleks iletişim sistemleri olan canlıları idrak edip de bir köpeğin patisiyle kendi avcu arasındaki benzerliği göremediği sürece "insanca" muamele için yırtınır ve aslında tam da arzuladığı gibi "insanca" muamele görür. oysa hayvan hakları olmadan insan haklarının da olmasına imkan yoktur.

    tersten bakar insan, önce insan diyerek hayvan haklarının ihlaline göz yumduğunda iyi bir şey yaptım zanneder. bir köpeği döverek öldürebilen bir adama tepki vermek için o adamın bir insanı da döverek öldürmesini bekler insan ve şüphesiz ki kavuşur beklediğine. işçi hakları varken,sendika yürüyüşleri varken, aç insanlar varken bir kedi ölmüş diye niye yırtınıyor bu insanlar der. oysa masumiyetin katledilebildiği bir yerde katledilemeyecek, tahrip edilemeyecek, sömürülemeyecek hiçbir şey yoktur. bir canlının var olma hakkını elinden alabilen adamların yollarına kolayca devam edebildiği bir toplumda insanların adil ücret, eşitlik gibi haklarının da alınmasının aslında son derece doğal olduğunu anlamaz insan. eğlence olsun diye hayvanlara sapıkça işkence edebilen, örneğin bir tavuğa ya da hamile köpeğe tecavüz eden adamları üç kuruş cezayla salıverir ve sonra bu adamlardan hakkaniyet bekler, dürüstlük bekler; sonra aynı adam engelli ve dilsiz bir kıza tecavüz eder de yakalanırsa şaşırır insan. daha çok şaşırır insan; insan daha çoook bekler.
  • philip wollen'in hayvanlar menulerden cikartilmalidir konusmasi zihin acici olabilir.
  • tarihin garip bir cilvesidir, hayvanlarla ilgili her konuda “sığ” bir bakış açısı geliştirmek. genellikle toplumsal sorunlardan bihaber, zengin, sorumsuz ve açıkçası biraz da ruhsal sorunları olan kadınların kucağındaki küçük kıvırcık tüylü köpekler; zengin ailelerin süslü giysilerle üstünde gezdikleri atlar; yoksul kesimin ise ölesiye çalıştırdığı yük hayvanları; hem satıp hem gıda olarak kullandığı hayvanlar vb. sonra “ekmek parası” mottosu üzerinden gösterilerde, yarışlarda, sirklerde akla gelebilecek her alanda sömürülen hayvanlar…

    yine gariptir ki sosyoloji, psikoloji, felsefe alanındaki pek çok önemli isim de “hayvan” ı hisseden bir canlı, korunması gereken bir yaşam formu olarak tanımlama konusunda hem çok geç kaldı, hem de günümüzde bile eksik kalıyor.

    bu nedenlerle hayvanların yaşama ve vücut bütünlüğü haklarını “kendi hislerinden yola çıkıp empatik bir saygıyla” gerçek bir adalet duygusuyla korumaya çalışan tüm insanlar yeryüzü tarihinin en saygı duyulası insanlarıdır. çünkü bir başka canlının da kendisi gibi hissedebileceğini sezmek; yani empati duygusu herkeste aynı oranda gelişmemiştir. oysa bu çok gereklidir. başka yaşamlarla hemhal olmayı, anlamayı, kavramayı ve yardımlaşmayı gerektirir.

    doğal afetlere, hastalıklara ve beklenmedik kötü vakalara karşı yardımlaşmak bir araya gelmek gerekirken, insanların başka insanlara, insanların hayvanlar için yine insana karşı mücadelesi oldu bu durum.

    hayvan haklarını savunmak aslında toplumun ve tüm geleneklerin, inançların, zevklerin ve ekonominin karşısında yalın kılıç durmak demektir. işte bu yüzden de bir hobi değil; gerçek bir meydan muharebesidir.

    muharebe diyorum çünkü; sokakta, eğlencede, evde, yemek masasında, tıp çalışmalarında, kozmetikte, giyim ve modada, medya sektöründe yani hayatın akla gelebilecek her alanında bir hayvanın yaşama ve doğal sürecini tamamlama hakkına taarruz söz konusudur. hal böyle olunca da total hayvan hakkı mücadelesi edenler “her şeye karşı” olan sevimsiz muhalifler gibi algılanıveriyor kolayca. ama bu işin doğası bu, başka türlü olması mümkün değil.
    bizim yaşam dediğimiz; acısını neşesini tüm benliğimizle hissedip “adalet” duygularımızla korumaya çalıştığımız hayvan; başkaları için “yemek, binek, ceket, ilaç deneyi için malzeme, sirkte gösteri materyali, zevk için avda öldürülecek canlı nihayetinde hiçbir şekilde maddi dönüşüme katamıyorsa yok edilmesi gereken çöp” olarak görülüyor.

    hayvan hakları savunusunun karşısında aslında bütün bir toplum duruyor. bu hemen hemen bütün ülkelerde aynı şekilde. bunca ağırlığına, eziciliğine, yalnızlaştırıcı ve umutsuz kılıcı olmasına karşın, toplum gözünde hayvan hakları savunucuları hala “sığ işlerle uğraşan kişiler” olarak algılanmakta ya da öyle algılanması istenilmektedir.
    çünkü olan bitenle yüzleşmek son derece zor bir karardır ve ciddi cesaret gerektirir. yüzleşmektense kolayı seçip “doğrudan ben öldürmüyorum, işkence etmiyorum” diyerek vicdan temizliği ile sıyrılmak tercih ediliyor. bunu değiştirmek, bu zahmetli mücadelede hayvanların yanında yani adaletin doğru noktasında durmak gerekiyor. en önemlisi kötü niyetli olmadığı halde bilgisizlik ve farkındalığın düşüklüğü nedeniyle vahşete ortak olan bir kitlenin doğru noktaya çekilmesi gerekiyor.

    mücadelenin en önemli noktalarından birisi de budur. yani hayvan hakları savunusu bir hobi değildir, hayat memat meselesidir.
  • nedense sürekli insan haklarının alternatifiymiş gibi görülen haklardır. insan evladı sanki birinden birini tercih etmek zorundaymış, merdivenden çıkarken sakız çiğneyemeyen birinden birine saygı gösterirken diğerini görmezden gelmeliymiş gibi bir inanca kurban eden haklardır en basit tanımıyla. cehalet kaynaklı ne kadar çifte standart varsa güya dünyayı paylaştığımız bu canların hakları bunlara kurban gider. atla deve değil alt tarafı oturduğu apartmanın kenarına sokaktaki hayvanlar için mama bırakan insan kişi, hemen çemkirikler altında kalır "ayıp ayıp millet aç önce git sokak çocuklarının karnını doyur röööaarrgggh" şimdi nedir, nasıldır, şöyle bir kural mı yazmaktadır görülmeyen bir yerlerde; her kim ki sokaktaki ite kediye 250 gram papara veren, işte sokaktaki çocuğun açlığından, somali'daki açlıktan o sorumludur. uzun lafın kısası, sorumluluğu biz insanoğlunun elinde olan ve insan hakları, kadın hakları, bulmaca çözmeye boru sesi sorusundan başlayanların haklarından ayrı düşünülmesi ve hatta bir takım hakların alternatifiymiş gibi düşünülmesi abesle ve hatta şerefsizlikle bir olan haklardır.
  • kırıkkale'nin keskin ilçesinde ki adına hayvanat bahçesi denilen hapishaneden çekilmiş görüntülere bakınca tekrar tekrar haykırılması görev olan ve bu hayvanların kurtarılması için bir şeyler söylemek ve yapmak adına dillendirilmesi gerektiğine inandığım haklar.
    içim parçalandı o görüntüleri izleyince.. yaşlanmış, felç olmuş, korunakları olmayan, tel örgüler arkasına hapsedilmiş, aç susuz, yara bere içinde, kimsenin umurda olmayan bir sürü hayvan..
    gerçekten insanın içi acıyor. madem bakamayacaktınız, madem kıymetini bilmediğiniz şeylerle uğraşmaktan yoksundunuz hayvanat bahçesi neyinize ya da bunca zamandır birilerine bu durumu anlatmak, bu hayvanları bir yere nakletmek hiç mi aklınıza gelmedi?? yazık yazık. onca cana bu eziyet gerçekten çok yazık.

    hele hele bahçeye görevli olarak tayin edilmiş o gariban.. zavallı adam zaten var olmaktan aciz. kendisi de belli ki sıkıntı ile yaşıyor.. hele birde bu konuda hiç bir eğitimi olmadığı da ortadayken kime hayrı olsun..

    şimdi birileri çıkıp şu görüntülerden sonra onca aç varken hayvandan bana ne demesin!!! madem bu zihniyetteysen hayvanların o tel örgüler arkasında senin iki kuruşluk seyrin için hapsedilmesi mi doğru diye sorarlar adama. kendine de bana da bir iyilik yap sende bir canlının hayatının kıymeti konsun da azcık çaba sarf et.

    not: sözünü ettiğim görüntüleri star haberdendi