şükela:  tümü | bugün
  • karşı çıkma sebeplerine saygı duyduğum lakin bazı gerçekleri de anlatmadan geçmek istemediğim insandır. bu ''gerçek'' dediklerim, bilimsel araştırmalar sonucu ortaya koyulmuş bilgilerdir.

    karşı çıkma sebeplerine saygım var dedim çünkü; hayvanın vücut bütünlüğünün bozulmaması gerektiğini, böyle bir müdahalenin insanlık dışı olduğunu, doğasına aykırı olduğunu savunuyorlar. kesinlikle katılıyorum. teoride hemfikiriz.
    ''hayvanın sağlığı için'' yapılabileceğine şiddetle karşı çıkmaları konusunda aynı fikirde değilim ama. nedenini anlatacağım. (ben kimim? henüz diplomasını almamış fakat yedi yıldır işin içinde olan bir hekim adayıyım. söylediklerimin hariçten gazel olmadığını belirtmek istedim.)

    bu konuya değinmek istedim çünkü; hayvan sahiplerinin (sahiplik kısmına takılmayın lütfen evet göreceli bu kısım ama tanımlamak için başka kelime bulamadım) kafasını oldukça karıştıran bir husus. böyle bir şeye hakları olup olmadığını haklı olarak düşünüyorlar. hayvanın çiftleşme özgürlüğüne el koymanın bencillik olduğunu, dolayısıyla bu işlemin gerçekten gerekli olup olmadığı noktasında ikilemde kalıyorlar.

    hayvanın kızgınlık dönemlerinde agresif olması, eve koku bırakması (evin farklı noktalarına, ağır kokulu çiş bırakılması), bağırıp komşuları rahatsız etmesi, bir takım cinsel hareketlerle sahibini utandırması vs vs sebebiyle kısırlaştırılması değil ama. sebepler bunlarsa, evet kesinlikle bencilliktir. ben işin sağlık tarafına değineceğim.

    hayvanlar ve sahipleri arasında kurulan duygusal bağın derinliği su götürmez bir gerçek. onların canı yansa, bizim içimiz parçalanıyor. onların sağlığı için gerekirse kendimizden kısıyoruz, daha iyi mama alıyoruz. kendi sağlığımızı aksatıyoruz ama evcil hayvanımızı gün sektirmeden kliniğe götürüyoruz, aşılarını yaptırıyoruz. hayvan üzgün ya da hasta gibi durduğunda gözünün içine bakıyoruz. bir gün öldüğündeyse, sanki aile fertlerimizden birini kaybetmiş gibi derin bir üzüntü yaşıyoruz. dolayısıyla, aldığımız kararların hepsinin onun yararına olmasını istiyoruz. işte bu sebepler yüzünden bazen duygusal davranıp, bazı gerçekleri görmezden gelebiliyoruz. kısırlaştırmanın, hayvanın ömrünün daha uzun olmasını dolaylı yoldan sağladığı gerçeği gibi. istiyoruz ki özgürce çiftleşsin, anne olsun (ki dişi kedimi bir kez doğum yaptıktan sonra kısırlaştırdığım için ben de duygusal kısma dahilim), o duyguyu yaşasın.

    kısırlaştırılmayan bir hayvanın yaşaması muhtemel sağlık sorunlarına kısaca bakarsak;
    -pyometra (dişide)
    -prolapsus uteri-vagina (dişide)
    -ovaryumda kistik durumlar (dişide)
    -meme tümörü (dişide)
    -mastitis (dişide)
    -tümoral oluşumlar (dişi ve erkekte)
    -testiste tümöral oluşumlar (erkekte)
    -prostatla ilgili problemler (erkekte)
    -tvt (canine transmissible venereal tumor. cinsel yolla bulaşır)

    bu hastalıklar tedavi gecikirse (bazen gecikmese bile) ölümcül olabilir. tedaviden sonra tekrarlayabilir. bunların yanı sıra kabızlık, sancı, genelde sokakta karşılaşılabilecek olarak diğer hayvanlarla kavgaya bağlı yaralanmalar, apseler, dolaylı olarak karşılaşılabilecek hastalıklar (o kadar dallandırmak istemiyorum), feline leukemia (kedi kan kanseri), feline immunodefisiens virus (fiv=kedi aidsi) bulaşması, yüksekten atlamaya bağlı sakatlık ve ölümler (apartmanda yaşayanlar özellikle eş bulmak için) görülebilir.

    olması muhtemel (ihtimal yüksek) bu durumları kısırlaştırma sayesinde minimuma indirmeniz, bazılarını tamamen egale etmeniz mümkündür. bu yüzden ''kısırlaştırma caniliktir'' anlayışı duygusaldır evet ama mantıklı değildir.

    bir diğer nokta; sokak hayvanlarının kısırlaştırılmasına karşı çıkmak. bu kısım oldukça çetrefilli. tek bir yerden bakarak savunulması ya da karşı çıkılması zor. öncelikle sokak hayvanlarının yaşam koşullarını irdelemek lazım ki sanıyorum herkesin malumu olan şeyler bunlar. açlık, hastalık, insanlar tarafından maruz kaldıkları işkence, tecavüz, toplu katliamlar, bu vahşetin cezasının olmaması (305 lirayı yeterli buluyorsanız bilemem), barınakların acınası hali vs vs...

    insandan kaynaklı sebepler yüzünden hayvanların doğasını bozmaya ne hakkımız var peki? diyebiliriz. bunu dediğimiz anda olası hastalıkları tekrar düşünmemiz ve gerçeklere odaklanmamız gerekiyor. yetersizliğinden ölen hayvan hakları kanununa, barınaklardaki uygulamalara, sokaktaki hayvanların yaşadıklarına bakmamız gerekiyor. tüm hayvanları korumamız altına alabilsek dahi, bu hastalıkların önüne geçebilmemiz ne derece mümkün bilemiyorum. hele ki hayvan besleyeceğine bir garibanı doyur şeklinde bir görüşün hakim olduğu, henüz bir hayvanın yaşam hakkından habersiz bir toplumda...
  • genelde şehir hayatını hayvanların doğal ortamı sanan, evlerinize hapsediyorsunuz hayvanı doğasından koparıyorsunuz diyenlerle aynı kişilerdir.balta girmemiş bir ortama bırakılıp al sana orman, orman da insanın doğal ortamı denilerek doğal ortam algısı genişletilmeli, bir çift kedi ile bir eve kapatılıp 10 sene içinde evdeki kedilerin içinde boy verebilir hale gelmesi sağlanarak kısırlaştırılmadığı sürece ölüme mahkum yavrular doğmaya devam edecek anlayışı geliştirilmelidir.