şükela:  tümü | bugün
  • hazırlık yapmak veya başkaları tarafından hazır hale getirilmek
  • beş dakika ila bir ömür sürebilen tek eylem.
  • "hadi hazırlandın diyelim, hazır mısın sonu kestirelemeyen yollara girmeye?
    hazır mısın nese kadar huzune de bulanmaya?
    bazı donemlerimde istem dısı sertlestigimde alttan alabilecek misin?
    estim akıllıyımdır ben. hosuna gitmeyen bir sey yaptıgımda hala ictenlikle bana "canım" diyecek misin?
    muzurumdur, deliyimdir, meraklıyımdır. bunları koreltmenin mi yollarını arayacaksın, yoksa her oyunumda ilk eslik edenim mi olacaksın?
    guldururum, mutlu ederim, daha dogrusu mutlu etmek icin elimden geleni yaparım; ama depresyonlarımda agzımı bıcak acmazken, bu sefer sana bir seyler saglar degil de senden bir seyler gotururken yanımda hala kalabilecek misin?
    cozemedigim huzursuz bir gecmisim vardır benim. bunu seninle paylastıgımda bana yardımcı mı olacaksın yoksa daha da yuk mu bindireceksin sırtıma?
    muhabbet insanıyımdır ben. insanları severim. insanlara gulumserim. insanlarla hos bes etmeye bayılırım. beni kendine saklamak icin her muhabbet etmeye kalktıgımın suratıma kapı kapamasını mı saglayacaksın yoksa beni oldugum gibi mi sevip kabulleneceksin?
    her insan gibi eksigim gedigim vardır elbet. ama bir yandan da herkes gibi pek de severim kendimi. onumu bunumu kendi keyfine gore degistirmeye kalktıgında direnirsem hala beni sevmeyi surdurebilecek misin?
    bu soruların hepsine evet der misin?..
    hadi hazırlandın diyelim, bu uzun bir yol, ben haric herkese icabında sırtını donebilir misin?
    benim yapabilecegimi sen de yapabilir misin?..
    biz her seyin ustesinden birlikte gelebiliriz dedigimde bana inanır mısın?
    bilirim bu soruların hepsine sen, evet diyemezsin.."
  • hazırlıklıydım ben.

    yıllarca hazırlandım. hazırlanmaya harcadıgım zaman çoğu zaman hazırlandığım şeyin alacağı zamandan daha fazlaydı. konuşmaları planladım. "o bunu derse ben bunu derim" dedim. "şu konu açılırsa şöyle konuyu değiştiririm" dedim. "yanıma bunu alayım, lazım olur" dedim."bu tshirt iyi değil, bunu giymemeliyim" dedim.

    başlarda işe yaradı sanırım. konuşmalarda konuyu ben yönettim. üzerine düşündüğüm için ben karar verdim. birileri beni sevdi, birileri nefret etti.

    bir gün hazırlanmanın doğal olmadığına karar verdim. hemen terk edilmiyor tabi ama büyük oranda bıraktım hazırlanmayı. o zaman anladım çok önemli bir şey yapmıyormuşum zaten. hazırlandığım için kazandıklarım tozmuş öyle değersizmiş işte. kazanmak neymiş ki zaten. ilizyonmuş o da. var olan şeye razı olup kazanmış sayıyormuşum kendimi.

    şimdi milyonlarca insan hazırlanıyor yine başka milyonlarca insan için. yanlış yapıyor olamazlar da ben işte kaybettim heyecanımı. hazırlanamadım bir sürü iyi ve kötü şeye. direkt gelip suratımda patladılar. artık sadece hazırmış gibi yapıyorum.

    çok güzel "acımadı ki" diyorum. görseniz acırsınız.
  • domatesleri tek tek koklayıp koydum poşete, salatalığın en güzelini, biberin en tazesini seçtim, her şeye "organik" diyen manava takıldım. yolun diğer ucundaki yumurtacıya gidip, köy yumurtası aldım. haftalardır ekmek girmeyen evime, fırından yeni çıkmış tahıllı ekmek soktum. kahve insanı değilim ben, çay severim. ama gittim, o "french press" denen zımbırtıyı aradım, buldum. ilk defa filtre kahve seçtim; aroması/ yumuşaklığı/ yoğunluğu arasındaki denge ile cebelleştim. bira aldım sonra, kollarımın taşıyabileceğinden fazlasını yüklendim. şikayet etmeden hepsini taşıdım, evime. sakin sakin yerleştirdim, yavaş yavaş hazırladım. sonra bekledim, çokça bekledim. ışıkları açmadım, karanlıkta bekledim. ses çıkarmadım, sessizlikte bekledim. ama hep hazır bekledim...

    biri gelecek miydi sahiden? hiç bilmeden, hep hazır bekledim.