şükela:  tümü | bugün soru sor
  • son yıllarda dikkatimi çeken mevzu .
    sendika ve meslek örgütlerinde yer alan arkadaşlar bu dediklerimi çok iyi anlayacaktır .
    eğitim sen ve kesk kürt hareketinin yörüngesine çekilerek yok edildi. artık eğitim sen ve kesk hiçbir gündemde söz söyleyemeyen tabela sendikalar haline geldi . kıdem tazminatının kaldırılmasının konuşulduğu bir ortamda keskten ses gelmiyor.
    bütün okulların imam hatipe çevrildiği ülkemizde eğitim-sen sus pus . anadilde eğitim dışında nerdeyse konuştuğu bir konu kalmadı .
    ttb'nin hali ise içler acısı . hdp militanlığı yapanlar tarafında işgal edilmiş ; kürt meselesi dışında hiç bir konu hakkında konuşamaz duruma getirilmiş .
    disk son kongrede gördüğümüz üzere yok olmaya hızla gidiyor . sınıf siyasetini unutan kimlik siyaseti yapan insanlar en tepe noktalarda kendilerine yer bulmuş ; disk adeta işçi sınıfını unutmuş durumda .
    son yıllarda gördüğümüz üzere hdp ve kürt siyasetine mensup arkadaşlar önce sendika ve emek örgütlerinde örgütlenip sendikaları tamamen kürt hareketinin yedeğine alıyor , sendikalar bütün söylemlerini hdp çizgisinde yapıyor bundan rahatsız olan insanlar bilinçli bir şekilde etkisizleştirilip ve dışlandığı için sendikalardan kopuyor ve emek örgütü ; hdp'nin arka bahçesi haline gelip sınıf siyaseti yapmayan , işlevsiz , kitlesine duyarsız birer yapı haline geliyor .
    ben bunun hdp ve kürt siyaseti tarafından bilinçli yapıldığını düşünüyorum . amaç sendikaları yedeğine alarak müzakere masasına güçlü oturmak ve kürt hareketine eleştirel yaklaşan insanlara gözdağı vermek . kazanan ise akp ve sermayedarlar oluyor .
    edit : imla
  • katılmadığım iddia. iyi saz çalıyorlar.
  • sınıftan çok kimliklerle ilgilenen bir ucubenin sol olarak algılanmasına sebep olmuştur.
  • kısmen doğru ve güncel önerme. ama daha evrensel ve açıklayıcı olmak için hdp yerine (bkz: reformizm) denmeli.
  • ülkedeki stk'ların çoğunu parsellemeleri ile aynı sonuçlara neden olan olay.

    insan hakları derneklerinden, cezaevindeki suçlular için kurulan organizasyonlara kadar alayının tek ortak noktası pkk ve öcalandır, vicdanı red gibi bir kavramı içinde pkk ve kürdistan geçmeden zikreden çıkmaz, lafta kadın hakları dernekleridir ama üyeleri öcalan sloganları atar vs..
  • gelenek dergisinin 128 no'lu aralık 2015 sayısında erhan nalçacı'nın yeni-sosyal demokrasinin işlevi başlıklı bir yazısı var. yazı temel olarak avrupa kökenli yeni-sosyal demokrasiyi inceliyor. derinlikli bir girişin ardından yeni sosyal demokrasinin temel üç işlevinden söz ediyor:

    1. sermaye sınıfının siyasi krizine geçici bir çözüm olma ve acil siyasi operasyonları yerine getirme.
    2. karşı devrimci işlev.
    3. işçi sınıfını askere alma dairesi.

    ikinci işleviyle ilgili kısmı okurken bir not almışım. o nottan önce aktarayım. ikinci işlevle ilgili olarak şunları söyleyerek başlıyor nalçacı değerlendirmesine: "şüphesiz en çok devrime ihtiyacı olan kitlelere en acil sorunlarını çözecek gibi yapan ve bazı radikal sol başlıklarla kamufle olmuş ama devrimci olmayan bir siyasetin kendisi karşı-devrimcidir. ancak bu hareket bununla yetinmeyecek ve doğrudan antikomünist bir ideolojik duruş sergileyecektir."

    devam ediyor: "ancak karşı devrimcilikleri, sadece ideolojik boyutta ve tarihi çarpıtmaları ile kalmıyor, örgütsüzlüğü vaaz etmeleri, sendika konfederasyonlarını kontrol etmeleri, doğrudan işçi sınıfının örgütlenmesine ve düzen dışı bir ufukla girişilen eylemliliğe karşı çıkışları ile de karşı-devrimcidirler."

    nalçacı elbette ki entry'nin başında da belirttiğim gibi avrupa'daki yeni-sosyal demokrasiye dair bir değerlendirme yapıyor yazısında. ancak kendime aldığım not şuymuş: "avrupa'da syriza'nın yaptığını bizde hdp yapıyor aşağı yukarı. işçi sınıfının biriken ve patlamaya dönüşebilecek tahammülsüzlüğünün bir kısmını alıyor gibi görünüp işçinin -tabiri caizse- gazını almaya çalışmak, sürekli eleştirdiğimiz aşamacılığa bile yaklaşamayan bir karşı devrimciliktir.

    yine bugün kesk'in, tmmob'un, ttb'nin hdp'nin etrafında kümelenmiş görüntüsü de hdp'nin sendikal konfederasyonları kontrol ettiğinin göstergesi olarak okunabilir. beni korkutan ise sınıf siyaseti yapmaktan uzaklaşan bu sendikaların artık emekçiler için güvenilir kuruluşlar olmaktan çıkmaya yüz tutacak olması."

    ***

    ayrıca elbette alpaslan savaş'la disk hakkında yapılmış şu röportajı da konu dahilinde okumakta fayda var:
    (bkz: disk/#58479363)
  • (bkz: peki ama memursen ve hak iş ne iş)

    sınıf mücadesi yerine, meshepçi dincilik maskesi altında, iktidar hamam oğlanlığı yapıp, başkanlarının iktidar partisiden milletvekili, bakan olmak için her türlü alaverinin içinde olduğu, işçi ve memuru ayak üstü satanlara hiç mi bir sözünüz yok?
  • sendikacılığın ayrı bir mecra olduğunu ve genel olarak sol yapıların sendika faaliyetinde kısır kaldığını kabul ediyorum. ama yazarın belirttiği sorunun kaynağı hdp'nin ya da herhangi bir yapının mensuplarının sendikaları işgali değil de mücadele eden insan sayısının azlığı gibi geliyor.

    bir avuç insan bu işe omuz veren, yani bakın popüler eylemlere giden kitleden bahsetmiyorum, sendika gibi gerçek mücadele alanlarında mücadele eden, mücadele etmenin sizi popülerleştirmediği hatta hiç de görünmeyen alanlardan bahsediyorum. buralarda mücadele yürüten kişiler de genellikle hayatını mücadele adamış kişiler oluyor. cumartesi annelerinin eylemine gidiyorsun onlar, trans lgbti onur yürüyüşüne gidiyorsun onlar, bir işçi grevine,savaşa karşı yürüyüşe, memur eylemine vs vs gidiyorsun her yerde yer alıyorlar. bir siyasi partinin içinde örgütlü olanlar da çoğunluk olduğu için bu ekibin içinde, sendika faaliyetinde de doğallığında öne çıkıyorlar gibi geliyor.

    kimsenin bir yeri işgal ettiği yok kısaca. gidip mücadele etmek isteyen eder,öyle de herkesin yapabileceği bir iş değil böyle yaşamak. dediğim gibi bir avuç insan, istersen var edersin kendini.
  • sözlükte son zamanlarda yapılmış en doğru tespit. kesk zaten mikromilliyetçilik konusunda çığır açmış durumda. benim için "yetmez ama evet" dedikleri gün bitmişti gerçi ama insan gerçekten hayret ediyor.

    bilmeyenler için türkiye'de 3 tane memur sendikası var.

    -memur-sen: sarı sendikadır. "hükumeti nasıl memnun ederim" dışında bir çabası yoktur, memur lehine bir adım atılacaksa memur-sen karşı çıkar. hükumetle oturduğu masada hükumet memura %3 zam önerir, memur-sen, "yok yea o fazla, 120 lira brüt verelim yeter" der ve el sıkışırlar. toplu sözleşme masasında hiç olmasalar, hükumet kendi kendine karar verse memur daha karlıdır. türkiye'de en çok üyeye sahip sendikadır. bu sendikaya üye olmayan memurun, müdür, başkan vs. olma ihtimali sıfırın altındadır. vasfa bakılmaz, sendikaya bakılır. eşinden çoluğundan çocuğundan ayrı kalırsın; il müdürü git sendikaya üye ol bakalım çaresine falan der.

    -kamu-sen: ülkücü sendikası. 90'lı yılların memur-sen'i. tarif etmeye gerek yok, tipik sağcı sendika. yeni bi müsteşar falan atansın hemen makamda ziyarete koşarlar, sonra sendikal faaliyet yürüttük diye reklam yaparlar.

    -kesk: mantıken türkiye'deki tek sendika. en azından diğerlerinin yanında. hukuki olarak tuttuğunu koparan bir tavırları var. bu sendikanın üyesi lehine açıp da kaybettiği dava yok denecek kadar azdır. hatta nice badem bıyıklı tip, sırf mahkemeyle hakkını savunması için bu sendikaya geçip, işi bittikten sonra istifa etmiştir. (tipik oportünist dinci stayla) fakat gel gelelim kesk de bugün sendikal anlamda çalışmalarından ziyade siyasi tarafıyla öne çıkmakta. tamam sana sarı sendika ol diyen yok da arkadaş, yönetici kadrosunun facebook hesaplarına bir göz atıyorsun, bildiğin bir rojova, bir kobani. abi fethiye'deki adam senin sendikana niye üye olsun. tek başlık var, kürtçülük. kamu-sen türk-islamcı faşist, kesk'e sığınalım diyoruz adamlar kürt teali cemiyeti gibi.

    dolayısıyla, sırf bu siyasi kümelenme yüzünden benim gibi nice memur sendikasız olarak hayatını sürdürmekte şu an.

    küçük bir örnek: http://www.tarimorkamsen.org/…ni/yonetimkurulu.aspx