şükela:  tümü | bugün
  • halil babür'ün yazdığı, yigit sertdemir'in yönettiği ve halil babür, ayşegül uraz ve alican yücesoy'un oynadığı müthiş oyun. bu sezonun ve muhtemelen önümüzdeki sezonların en iyi metinlerinden ve en iyi oyunculuklarından dolayı müthiş diyorum. halil babür, dehasını hem metinde, hem de oyunculukta konuşturmuş. mutlaka izleyin, izlettirin. yarın ve ertesi gün kumbaracı50'de sahneleniyor. bana teşekkür edersiniz!
  • kumbaracı50 oyunu şu sözlerle tanıtıyor: hego değil; he-go; he-go değil; çetin!
    çetin milyonlarca izlenmiş bir filmin ana karakteri olan süper kahraman he-go’yu canlandırmıştır. hemen herkesin he-go olarak tanıdığı çetin, kendini izole ettiği evinde, yurt dışından gelen bir teklifle yeni rolüne hazırlanmaktadır. evin yerleşiklerinden, eski karısı saffet’e inat, evine bir hayranını misafir edeceğini duyurarak prova sürecini hızlandırmak ister. piyango ersin’e vurmuştur. çetin, saffet ve ersin arasındaki bu tuhaf karşılaşma, gerçek bir tanışmaya dönüşür.

    geçtiğimiz sezon izlediğim oyunlar içinde en keyif aldıklarımdan birisi olan he-go 19-20-21 ekim 2017 tarihlerinde kumbaracı50 sahnesinde gösterimlerine devam ediyor. halil ibrahim babür'ün yazdığı aynı zamanda ersin karakterine fazlasıyla başarılı bir şekilde can verdiği oyunu izlerken farklı kişiliklerin kendi içlerindeki hesaplaşmaya tanık olacaksınız.
  • kasap ı izledikten sonra, oyunun yazarı halil babür'ün diğer oyunu he-go'yu da izlemek istemiş ama oyun sahnesini okuyunca uzak diye hayıflanmıştım yalan yok. başka bir şey isteseymişim, oyun 27 kasımda ilk kez kadıköyde oynayacakmış, baba sahne'de.
  • beni hem çok güldüren, hem davranışlarımla alakalı düşünüp, bunun farkındalığıyla çok güzel bir akşam geçirmemi sağlayan müthiş tek perde 80 dakikalık oyun, bizim düşünce yapımıza göre yazıldığı için içine girmek kolay oldu, müslümanlık değil hıristiyanlıkla alakalı da olsa ülkemizde hassas sayılabilecek bir konuda özgür düşüncelerin yerli bir yazar tarafından belirtilebilmesi ayrıca hoşuma gitti, iki karakterinde kafalarından eski sevgilileri ile konuşmaları ince bir detay, sosyal medya bağımlılığına da dikkat çekilmiş, benim çıkarımlarım şunlar: hayatı kapalı yaşayınca duyguları açığa çıkartmak da zorlaşıyor, insan iyiyi de kötüyü de içinde barındırıyor, herkesin birbirinden öğrenebileceği birşeyler var aslında.

    kendimi oyun sonrası aklımda kalan birkaç diyalokta "acaba burada ne denmek istenmiş? " diye düşünürken buldum, dekor da çok güzel, tüm emeklere sağlık, kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.
  • oyunu halil babür'ün yazdığını duyunca şaşırdım. biraz terbiyesiz ve yersiz kaçacak belki ama oyundaki rolünü sanki oynamıyor da kendisini canlandırıyor gibi gelmişti. o bıçkın mahalle delikanlısından böyle bir oyun beklemezdim, helal olsun diyorum.
    oyundaki çetin'in halka inmek konusundaki beceriksizliği ve yetersizliği, hayranları ile yakınlaşmasının kendi çektiği sınırların ötesine geçmemesi yönündeki ısrarı ama bu konuda yine de onun dayatmalarına teslim oluşu sahneye güzel aktarılmış. kış uykusundaki haluk bilginer'in yaşadığı ikilemlere benziyordu. ayşegül uraz'ın canlandırdığı tiplemelere de bayıldım. kostüm harika olmuş. oyuna renk veren bir yorumu var, en keyifle hatırladığım sahneler onunki.

    süper diyemem oyun için. tek perde 80 dakika. keyifle kendini izleten, biraz kafa dağıtmalık bir oyun. gidin izleyin bir şey kaybetmezsiniz.

    puanım 7/10

    iyi seyirler.
  • efendi görünümlü bir gencin giderek bıçkın ve tehlikeli bir bitirime dönüşmesini ve kibirli, mizantrop ve takıntılı bir oyuncunun yavaş yavaş içindeki avamı ortaya çıkarmasını anlatan, ana ekseni sınıf çatışması olan muazzam oyun. başrollerden birini oynayan ve aynı zamanda oyunun yazarı halil babürkumbaracı50'de izleyebilirsiniz. modern, taze ve iyi yazılmış, iyi oynanmış bir metni var. böyle düzgün işleri izleyince insan daha fazla tiyatroya gitmek istiyor.
  • bir süre sonra halil babür'ün oyunculuk biçimini sarmaşık filminde nadir sarıbacak'la, instagram ünlüsü gökhan tevek arası bir yerde hissetmeye başladığım oyun olmuştur. hatta şimdi düşündüm; konusu instagram'a dokunan bir oyun için bu tuhaf bir "benzerlik" oldu diyebiliriz.* oyundaki artan gerilim resmen sinir stres yaptı. çok beğendik. mutlaka izlenmeli. tabii ki sahnelenen 2 farklı eser için kıyas doğru değil ama insan yapmadan edemiyor. kasap'taki kaotikliğin yarattığı etki bambaşkaydı elbette. tebrikler. kesin izleyin.

    edit: bu da oyundan çıktıktan sonra mırıldanma isteği duyacağız güzel şarkısı: https://youtu.be/kphlbsjs5tu
  • cumartesi akşamı kumbaracı50'de seyrettiğimiz oyun.

    çok keyif aldım. hem altı dolu, göndermeleri çok başarılı hem de aşırı eğlenceliydi. yuva için sezonun en iyi oyunu diyordum ama sanırım bu, onu geçti.

    mutlaka izleyin.
  • burada yazılan yorumlar üzerine oyunu takip ederek (bkz: türkan saylan kültür merkezi)'nde bugün oyunu izleme imkanı bulduk.

    sokak ağzıyla yazılmış bir metin olduğunu da görünce kendi kendime dedim ki: ya ben tiyatrodan anlamıyorum ya da insanlar nasıl oluyor da bazı şeyleri bu kadar abartabiliyor?

    2 yıldır istanbul'dayım birçok oyuna gittim. nasıl bir algı yönetimi varsa, herkes burayı okumuşta gelmiş gibi insanlar oyunu izlemek için birbiriyle yarıştı adeta ve oyunun biletleri yarım saatte tükendi inanır mısınız. internete yazıyorsun yok yılın en iyi oyunuymuş falan filan...

    sonuç: oyuna gelenlerin bir kısmı oyunun yarısında çıktı, ki oyun bittiğinde ise birçok kişinin of puf çekerek hiç bir şey anlamadık nidalarıyla evine doğru yol aldığını gördüm.

    aslında, bir oyundan çıktığımızda bu oyun bize ne kattı diye kendimize sorduğumuzda, büyük oranda hiçbir şey cevabını alıyorsak çokta üzerine konuşmaya gerek yok demektir.
  • bu oyuna kötü şeyler yaşadığımız bir haftanın sonunda "şuan tiyatroya gitmenin sırası mı acaba" diyerek ayaklarım geri geri gittim açıkçası. yerim de sıkıntılıydı, sandalyeyi bir sağa bir sola çekip doğru açıyı bulmaya çalışırken oyun başladı. birkaç dakika sonra da öyle içine aldı ki, ne nerede oturduğumu ne derdim neydi oyun boyunca hatırlamadım.

    o kadar eğlendim ki sık sık yanımdaki arkadaşıma döndüm, birbirimize bakıp kahkaha attık. tiyatro biraz da kendinden sıyrılmaktır, biraz da başka hikayeye kaptırmaktır diye düşünüyorum.

    bir de hayranlık duymaktır benim açımdan. halil babüroynadığı alt sınıf mahalleli çocuğun hakkını öyle verirken, bakışı gülüşü her şeyiyle mükemmel ve hep bir yerlerden tanıdıkken buna hayranlık duyuyorum diye neyi abartmış olabilirim ki? ya da ayşegül uraz aynı kostümle aynı makyajla saffet'ten kenar mahalle kızı seda'ya öyle başarılı geçerken? çarmıha gerilme sahnesi başarıya ulaştığında bir "vay be" demeyecek miyiz mesela? bunlar yeterli midir? benim için yeterlidir, güldüm, hayranlık duydum, hayata dair heyecanımı tazeliyor bunlar benim. daha ne olsun.

    ama ille de oyun çıkışında ne kattı bu oyun bize diye sorgulayacaksak, zaten doğrudan içi dolu bir mesele üzerine kuruluydu bence bu oyun. karakteri yargılama belasına kapılmadan izlediğimizde, sınıfsal-kültürel çatışmaların aslında ne kadar yapay fakat birbirimize olan mesafemizi belirleyici olduğunu düşündürebilir belki oyun çıkışında. bu bir çok başka şeyi düşünmeye sebep olabilir. yeter ki sokak çocuğunu sokak ağzıyla konuşturdu metin yazarı diye hanımefendi-beyefendi kalplerimiz kırılmasın.

    özetle ben çok beğendim.