şükela:  tümü | bugün
3 entry daha
  • manson'ın 10. stüdyo albümü. öncelikle geçtiğimiz günlerde bir konser sırasında kendini sakatlayan manson'a geçmiş olsun dileklerimi sunup albüm hakkında yazmaya başlayayım.

    şaka maka yıllar geçti ve marilyn manson neredeyse 50 yaşına giriyor. yaşlanmanın marilyn manson üstünde hem iyi hem kötü yanları var. iyi yanlarına baktığımızda kendi yarattığı kalıpların dışına çıkmaya çalışan, müzikal anlamda risk almaktan çekinmeyen bir adam görüyoruz. öte yandan ise müzik dünyası değişiyor, 90'ların en tartışmalı adamlarından manson'ın hareketleri günümüzde aynı tartışma ortamını yaratamıyor çünkü artık farklı ve daha zor bir dünyada yaşıyoruz. bu nedenle marilyn manson dizilerde, filmerde yer alıp göz önünde olmaya devam etmeye çalışırken bir yandan da justin bieber gibi isimlerle medya önünde manasız tartışmalara girebiliyor. bu orta yaş bunalımında çıkardığı iki ortalama albüm sonrası the pale emperor kendisine bir hayat öpücüğü oldu. tyler bates'in gruba dahil olmasıyla grup, eleştirmenlerden de tam not alan bu albümü yapabilmişti ama devamının gelip gelmeyeceği de merak konusuydu.

    manson'ın eski aklıselim röportajlarının aksine daha deli bir imaj çizmeye başlaması, albümün adının ilk önce say10 olarak açıklanması ve 14 şubat'ta yayınlanmasının planlanması bende olumsuz bir ön yargı oluşturmuştu ki manson, son anda bestelediği "heaven upside down" şarkısı ile albümün çehresini değiştirdiğini söylüyor. zaten albüm de bu nedenle gecikmiş.

    genel olarak the pale emperor kadar güzel ama yine de bu albümün kopyası olmayan bir çalışmaya imza atılmış. kayıt, prodüksiyon gerçekten başarılı. manson'ın sesi konserlerde bazen zorlansa da stüdyoda bildiğimiz güçlü şekliyle çınlıyor. ara sıra çok beğendiğim elektro gitar, bas gitar ve klavye melodileri kulağıma geldi ki bu enstrümanların hepsini tyler bates çalmış. bu arada manson'a katıldığından beri çok şeyler yapmasını beklediğim twiggy ramirez abimiz yine kendini konserlere hapsetmiş, yazık. eleştireceğim en önemli şey, manson'ın şarkı sözleri ve genel tavırları. artık manson'dan 96-03 arası paylaştığı o düşündürücü güzel sözleri beklememek lazım. uzun süredir kışkırıtıcı sloganların bıktırana kadar tekrarından oluşan şarkılar yapan manson bu tarzına bu albümde de devam etmekte. bahsettiğim sloganlar da ölüm, kan, cinayetten öteye geçemiyor. holy wood'da john lennon ve jfk suikastlarını karşılaştırabilen, antichrist ve mechanical'da geniş çaplı konsept öyküler anlatabilen bu adamın kendini ergen bir deliye vurması ve 15 yaşındaki çocuklardan çıkabilecek sözleri kullanmaya ısrarla devam etmesi anlaşılır bir şey değil. bir de albüm kapağı the pale emperor'dan çok farklı olmamış. bu albümün kapağında, kullanılan fontta, çekilen resimlerde daha yaratıcı olunabilirmiş. neyse albümün adı say10 olmadı en azından allah'a şükür (see what i did there).

    şarkı şarkı gidecek olursak,:

    - albüm revelation #12 ile başlıyor. 2010'ların irresponsible hate anthemi gibi. ama albümde genel olarak hissettiğim şey bu şarkıda çok belirgin: şarkının sözleri büyük ihtimalle önceden yazılmış ve müzik tam olarak sözlere oturmuyor gibi geliyor. bu da genellikle "pre-chorus" diyebileceğimiz bölümlerde çok belirgin.
    - tattooed in reverse sanırım bu albümde en beğendiğim şarkı. elektronik müzik ve indie rock'a yakın seyreden şarkı manson'ın daha önce yaptığı işlere pek benzemiyor. nakartta manson'ın söyleyiş tarzında da bir yenilik hissediyorum.
    - we know where you fucking live (hepsi caps lock'ta yazılmış) albümün ilk single'ı. revelation #12 ile oldukça benzeşen bu şarkı drone'larla ile yapılan katliamları anlatıp günceli yakalıyor. gerçi çekilen klipte charles manson ve ailesine göndermeler olduğunu hissettiğim ergen ergen temalar var. ben, ki manson'a ilk olarak çektiği kliplerin güzelliği ile vurulmuştum, uzun süredir kendisinin çektiği kliplere bir anlam veremiyorum.
    - yine hepsi caps lock'ta yazılmış say10, belki de adından dolayı ısınamadığım bir parça. büyük ölçüde "you say god, i say say10" sözünden oluşan bu şarkıda bir anlam, bir güzellik, bir farklılık aradım aradım bulamadım.
    - evet yine hepsi caps lock, kill4me. ikinci single olarak yayınlanan bu şarkı da biraz "tattooed in reverse"i andırıyor. arkadaki basit el çırpma sesine benzeyen efekt dışında aslında prodüksiyonu, klavyeleri, ve gitar rifini oldukça beğendim. sözleri meh. "sideways for attention, longways for results/who are you going to cross?" diye bir klasik manson kelime oyunu var ki güzel bence ama manson yine dayanamayıp üst üste tekrarlıyor bu oyunlarını. bu kör gözüne slogan sokma işi 10 yıla yakındır bu adamda var ve maalesef bundan bir türlü vazgeçemiyor.
    - saturnalia, albüme yazılan son şarkılardanmış. ilk dinlediğimde fena gitmiyor derken, "lan bu şarkı bitmiyor mu?" moduna girdim ve bir baktım ki neredeyse 8 dakika sürüyormuş. bu kadar uzun şarkı manson'da pek olmazdı ki büyük ihtimalle manson külliyatının en uzun şarkısı ama kontrol etmedim. bazı şarkılar sekiz dakikadır ama bitince "tüh be dinliyorduk" denir ama bu onlardan değil. aslında 3-4 dakikalık taş gibi bir şarkı olabilirmiş. kısmet.
    - ve geldik dördüncü caps lock şarkımıza je$u$ cri$i$. yine adından dolayı pek haz duymadığımı söylememe bu noktada gerek yok herhalde. "ı'm like a jesus crisis" kısmına kadar tek düze giden şarkı sonra biraz -marş havasına girip, bir çocuk korosu ile hareketlense de başa dönüp, rutin bir şekilde devam etmekte.
    - blood honey, bana manson'ı risk aldığında ne kadar sevdiğimi göstermekte. bir piyano ballad'ı gibi başlayan şarkı albümde ara ara gözüken her şeyin tepe taklak olması durumunu en iyi anlatan şarkı. öte yandan uzun zamandır duyamadığım o güzel manson keyboard'ları da bu şarkıda bulunmakta. al mechanical animals albümüne koy, hiç sırıtmaz. ayrıca bu şarkıda "ı'm not being mean, ı'm just being me" kısmındaki manson vokaline de hayran kalmamak zor. albümdeki en sevdiğim ikinci şarkı oldu. umarım kaybolup gitmez.
    - heaven upside down daha bir alternative rock havası ile başlayıp öyle de devam ediyor denebilir. hatta eat me, drink me'den beri adam akıllı duyamadığım cayır cayır bir gitar solosu da var. bu şarkıda "ah ah oh" diye giden bir ara melodide bir kadın vokal kullanmış manson ve bu bana biraz long hard road out of helli hatırlattı. öte yandan albümün adını değiştirecek kadar güçlü bir şarkı mı tartışılır. ama güzel valla.
    - threats of romance de çok hoş bir şarkı. yorumları okurken david bowie eserlerine benzetildiğini gördüm, mantıklı geldi. gitar-piyano üstüne düzenlenmiş çok iyi bir şarkı. öte yandan piyano melodisi bir şarkıya çok benziyor ama çıkaramadım. umarım çalıntı değildir.

    - edit: not vermeyi unutmuşum -
    3/5 verdim gitti.

    albümü özetleyen üç şarkı: tattooed in reverse (electro-rock yakışmış), blood honey (eski manson'ı özleyenlere), we know where you fucking live (favorim değil ama agresif, vahşi, direkt, yeni manson böyle bir şey).
3 entry daha