1. bizim bi osman vardı markette çıraktı çok düşündü bu konuyu. baya bi düşündü.
  2. her tohum kendi özünü içinde taşır, bu tohuma yönelik her etki mutlaka kendi tepkisini, başka bir ifadeyle anti'sini ortaya çıkarır ve sonunda yeni bir düzenin kapısı aralanır.
    (bkz: baba diyalektik)
  3. "bir girdaba kapılmaktan daha beter birşey varsa o da hegel'in diyalektiğini okumaktır"
    william james
  4. alt tarafı bir cam agacının hayatın kabusu haline getirebilecek dialektik. simdi soyle dusunun. tam karsınızda bir agac cısmı var. sizce bu nedir ? ağac dediniz ve kaybettiniz. bu bir agac da olabilir kağıtta olabilir sandalyede olabilir vs vs. sen ona sadece o anda agac diye agac diyemessin gecmiste neydi gelecekte ne olacak vs vs.
    (bkz: zira bu terazi o kadar sikleti çekmez)
  5. abi, şu mistik zarf içindeki rasyonel çekirdeği kast ediyorsan, baş aşağı duruyordu; ters çevirdim, ayakları üstünde dursun dedim. umarım bir mahsuru yoktur.

    marx
  6. yahu şunu yazmaya bile utanıyorum ama arkadaşlar, arif abinizin de özgün diliyle anlatmaya çalıştığı gibi hegel'in diyalektikten anladığı şey "tez-antitez-sentez" şablonuyla verilemez. zaten hegel de bu şemayı kullanmaz ve (sanırım daha çok antinomilere referansla) kant'tan türetildiğini söyler. aynen bu şekilde kullanan ilk felsefeci de hegel'in önceli fichte'dir. daha sonra da heinrich moritz chalybäus kısa süreli de olsa bunu hegel'e mal etmiş, birçoğu marksist bir sürü düşünür/yazar da bu yanıltıcı şablonu talihsiz bir biçimde takip etmiş. bugün artık "olm hegel'de tez-antitez-sentez diye bir şey yokmuş" bir klişeye dönüşmüşken sizler hâlâ nerelerden duyuyor ya da okuyorsunuz merak ediyorum. hakkaten kapansın artık şu konu da sıfırdan başlayalım anlamaya, neymiş şu diyalektiğin olayı, di mi ama?

    "hegel diyalektiği" denen nane birçok nedenle bu şablonla açıklanamaz. birincisi fichte'de antitez (biçim olarak) tezden türetilemez. aynı tez gibi mutlak şekilde pozit edilir (koyulur*). a=a ne kadar mutlaksa, biçimsel olarak "a <eşit değil> -a" da o kadar mutlaktır ve bu a=a'ya bağlı değildir. ikincisi fichte'de sentez bir birlik içinde sınır paylaşımından ibarettir. çelişki niceliğin sınırla bölünmesiyle "aşılır." buradaki sentezde bir aufhebung yokmuş gibi gözükür. hegel'de ise yadsımanın yadsıması ve içerip aşma (aufhebung, ben özümleme diyorum) söz konusudur. diğer taraftan fichte tezi yüklem almayan tetik bir etkinlik olarak tanımlar. antitez ise "analiz"le bağlantılı olup, ayrımların gösterilmesiyle koyulur. sentez ise fichte'nin terminolojisinde bir üst kavramda birliğe getirmedir. bu işler hegel'de bu şekilde işlemez.

    bakın hegel'in kendisi bu şematizmle ilgili ne demiş: "cansız bir şema, bir gölgeye indirgendiği ve bilimsel düzenlilik bir terimler levhasına alçaltıldığı sürece bu üçlü biçim bir bilim olarak görülmeyecektir." tinin fenomenolojisi, §50. yine felsefe tarihi derslerinde kant'ı anlatırken tez-antitez-sentez şemasının ruhsuz bir şema olduğunu söyler. ona göre bu düşüncenin kendi ritminin kötü bir taklididir. ama hegel bunun bugün neden böyle tutulduğunu öngörmüştür. çünkü bu hegel'e göre uygulaması kolay monoton bir formalizmdir. ha hegel üçlü çektirmez mi, çektirir. misal dolayımsız-dolayımlı-somut soyut-yadsıyıcı-somut

    benden şimdilik bu kadar. aceleyle yazdım kaçırırım diye. sonra toparlarım. hegel'in diyalektiği gerçekten ilginizi çekiyorsa hegel'in mantık bilimi'nin §67, 68, 69. paragraflarını okumanız bile yardımcı olacaktır.

    ulan bak iyice utandım şimdi. bütün badiler taşağa sarmış, heleley...
  7. ''bu baş üstü duran bir insanmış da marx gelmiş bunu ayakları üstüne oturtmuş.''

    o yıllarda felsefeyle yeni yeni ilgileniyordum. aslında sadece o yıllarda felsefeyle ilgilendim. işte o zaman kafam henüz küçükken tarihsel maddecilik nedir sorusuna yanıt arıyordum. bilirsiniz az biraz okumuş her üniversite birinci sınıf öğrencisi solcudur, komünist adayıdır. bu soruma cevap ararken tüm yollar hegel'in diyalektiğine çıkıyordu. bu yüzden bunu iyice öğrenmeye karar verdim. internetten araştırdım bir şey anlamadım. sonrasında bari gideyim de okul kütüphanesinden araştırayım dedim; açtım birkaç kitap okudum. felsefeye giriş tarzı kitaplardı bu kitaplar. konu maddelerinden idealizmi bulup aklımın ereceği bir şeyler yakalamak istiyordum. ama maalesef her kitap burjuvazi, önce ide sonra madde demekten başka şahsıma bir bilgi vermiyordu. sonra kitapların birinde şuna benzer bir tanım okudum;

    ''marx diyalektiği hegel diyalektiğinin ayakları yere basan şeklidir.''

    allah! bu ifadeyi okuduğumda dünya benim olmuştu. sonunda kafamın bastığı bir konu yakalamıştım. aslında işler o kadar da karışık değilmiş diyordum. hegel diyalektiği marx diyalektiğinin tam tersiymiş yani bir nevi düşmanlarmış aga bunlar.(!) neyse efendim ben bu bilgiyi edinmenin gönül rahatlığı ile okula gidip gelmeye devam ettim. o sıralarda anatomi derslerinden önce arkadaşara durduk yerde şöyle şeyler diyordum; ''nasıl ezberlenir allah'ım arapça dua eden insanın latince kemikleri.'' eheuheh, bildiniz. bu sözü oğuz atay'dan çarpmıştım. böyle söyleyerek havalı olacağımı, arkadaşların benim hakkımda; ''aşmış bu çocuk lan'' diyeceklerini zannediyordum.

    ben böyle zannederken benim felsefeye olan ilgimi bilen bir arkadaş bir anatomi lab.'ında bana şu diyaloğu yaşattı;

    -öğrendin mi lan de nada şu diyalektiği?
    +ha o mu? biliyordum da zaten, iyice aklımda taşları oturttum.
    -neymiş peki diyalektik? (!!!)

    işte bu soruyu beklemiyordum. çocuğun bu kontra sorusu karşında heyecanlandım ve şöyle dedim;

    +tez, antitez birleşerek yeni sentezi oluşturuyor. sentez de aslında bir tez böylece sürüp gidiyor.
    -peki, hegel, marx filan diyordun onlar ne ayak?

    çocuktaki puştluğa bakar mısın, benden ne istiyor? karizmayı bozmamak için cevap vermek zorundaydım ve o benim açımdan tarihi olan cevabı verdim de;

    +ya şimdi hegel diyalektiği bu baş üstü duran bir insanmış da marx gelmiş bunu ayakları üstüne oturtmuş, ters yani birbirine. zıt gibi düşün.
    -hımm...

    işte böyle sevgili okuyucu, hegel diyalektiği benim felsefede verdiğim büyük ilk ve son imtihandır. ne yazık ki başarısız olduğum için felsefeden vazgeçmek zorunda kalmıştım. bu vazgeçme aşamalarında da nihilizm, varoluşçuluk gibi daha light şeylerle ilgilenmiş sonrasında ise hepten bırakmıştım. artık benim için hayatımdaki yeni ide okumak olmuştu.

    tez: felsefe öğrenmek isterken arkadaş çevresi iyi olmalıdır. onu incitmemelidir, kırmamalıdır.
    anti-tez: faruk.
    sentez: necla güzel kız ama bilmiyorum kabul eder mi?

    böyleyken böyle...

    (bkz: marksizm)
    (bkz: tarihsel maddecilik)
    (bkz: küçük burjuva)

hegel diyalektiği hakkında bilgi verin