şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 2010 senesi, ekim ayı. şişli etfal hastanesi acilinde, kulak burun ve boğaz kliniği acil tetkik odasının kapısındaki kağıtta yazan yazı şu şekilde:
    "serviste hasta bakmaya çıktım. yarım saat içerisinde dönerim. 22:00"

    odanın kapısında 2 tanesi sedyede olmak üzere yaklaşık 6 tane hasta var. hasta yakınlarından birisi kapıdaki yazıyı sökerek, sinirle başka tarafa yöneliyor, birkaç dakika içerisinde geri dönüyor. aradan yaklaşık 5 dakika geçtikten sonra amilyathaneler tarafındaki kapıdan saat 22:15 sularında doktor görünüyor.
    odasının kapısını açmak üzere hastaların arasından sıyrılırken, hasta yakını bağırıp doktoru azarlamaya başlıyor. doktorun neden hazırda bulunmadığını, niye yerine bakacak bir kişi bırakmadığını, neden yukarı çıktığını, koskoca hastanede bir kişinin mi kulak burun boğaz aciline baktığını bağıra çağıra sorgularken, güvenlik personeli tarafından sessiz olması yönünde uyarılıyor.
    aradan yarım saat geçmeden mevzu bahis hasta ve yakını odaya giriyorlar. ancak diğer hastalarda kapıyı kapattıran doktor, bu hasta ve yakını odaya girince kapının açık kalmasını özellikle rica ediyor. kapının önünde 2 güvenlik personeli hazırda. çünkü kbb asistanı olan doktor, bir şiddet ve veya hakarete maruz kalmaktan korkuyor.
    sorunsuzca muayenesini tamamladıktan sonra hastayı gönderiyor.
    detaylardan uzak, doktorun zaman zaman mazlum, zaman zaman "evet beyefendi, maalesef tek bir doktor var burada" diyerek hırçınlaşmasını ekşi sözlük haber ajansı olarak aktarmadık. doktorun muayene esnasındaki sakinliğini, ve yaşanmış olan şiddet olayından etkilenmemeye çalışmasından bahsetmedik.
    aylar öncesinde yaşanan, intörn bir doktorun bıçaklanmasını da aktarmadık. belki bir ay içerisinde kaç tane hekimin hastalar ve veya yakınları tarafından hakarete, suçlamaya, darpa ve benzeri diğer şiddet olaylarına maruz kaldığını da bu başlık altında incelemedik. hekimin bir bayan olması başlığımızı ve konumuzu belki temelli değiştirmedi, ancak yaşadığı şiddeti belki artırdı, belki de azalttı. aynı hekim bir hafta öncesinde başka bir hasta yakınında ağır bir küfür de duydu belki. belki mevzuyu diş hekimleri de yaşıyor, ancak sayıca az olmalarından ötürü ajanslara yeteri kadar seslerini duyuramıyorlar.
    olayın ajans esenliğinde aktarılmasından daha ziyade, tartışılması gereken konu, mevzunun kapsamı, nedeni ve etkisidir.
    ülkemizde hekimlere yönelik şiddet, sosyal dengesizliğe, sınıflara ve benzeri diğer sosyolojik gözlemlere dayandırılabilir. ancak hekimlerin belki de asıl şiddete maruz kaldıkları husus, eldeki yetersiz imkanlardan ötürü suçlanıyor olmalarıdır. örneğimizden devam edersek, acil serviste herhangi bir branşa ait kliniğin veya gözlem odasının boş olmaması gerektiğini bilen hekim, aynı zamanda o an orada yeterli gözlem ve tedavi imkanları bulunmadığı için, orayı boş bırakmak zorunda kalabilmekte. ve bu durumdan ötürü birincil olarak kendisi suçlanabilmektedir. kimse, hiç kimseyi maaş bordrosuyla veya aldığı eğitimdir, bulunduğu kültürdür, bunlarla suçlamıyorken bile, imkansızlıkları zorlayan hekimler ve hasta yakınları yer yer karşı karşıya bırakılmaktadır. burada sorumluluğu alabilecek kişiler ise sadece paçalarını çoraplarına tıkıştırmakla (bakanlık), veya tıp ve hekimlerle tamamen alakasız konularda ahkamlar kesmekle (tabipler birliği) yetinmekteler.
    şiddetin daha ileri boyutlarında ise durum cehalete, oradan da cahil cesaretine uzanmakta. hekimin durum ve konum itibariyle koruması gereken olguları yer yer zedelenmekte, buna karşı çıkan hastalar ve yakınları ise cahil cesaretleriyle hekimleri darp edebilmeyi ve hatta bıçaklayabilmeyi "o an" için de olsa kendilerine hak görebilmekteler.
    mağdur durumda bulunulan birçok konumda şiddet uygulanmazken, hekimlerin bahsi geçen şiddete sıkça maruz kalmaları ise apayrı bir inceleme ve tespit konusu. her meslek grubu benzer şiddete maruz kalabilirken, özellikle hekimlerde bunun ön plana çıkması ve kamuoyunca biliniyor olması sayıdan, çıkan gürültüden ve benzeri şeylerden ötürü değil, olayların sıklığından ötürüdür.
    "hırsızın hiç mi suçu yok" benzeri saçma ve yanlış genellemelerden doğmuş bir tespite girecek değilim. hekimin uyguladığı şiddet ayrı bir tartışma konusudur. ayrıca hekime yönelik şiddette çoğunlukla bu seçenek bir neden olarak gözlemlenmemektedir. hasta veya yakını kendisine şiddet uygulayan hekime şiddetle cevap vermemektedir, çoğunlukla.
    her meslek grubunun olduğu gibi hekimliğin de etik kuralları ve meslek hudutları bulunmaktadır. bunlarla yaşamak durumunda olan (bu yazıda tıp etiğini sorguluyor ve eleştiriyor değilim) hekimler, insani etiklerle karşılaşmayı, ve daha detaya inersek, hasta ve yakınlarının da belli etik ve ahlaki kurallara uymalarını beklemektedirler. buna kısaca anlayış da diyebiliriz. ancak bunun noksanlığı hastalara ve yakınlarına çoğunlukla bir yaptırım veya ceza olarak dönmemekteyken, hekimler yine bu tip durumlardan ötürü kağıt üzerinde olmasa da cezalandırılmaktadırlar. bir darp durumu olmadıkça sözlü şiddete maruz kalan hekimlerin, hiçbirşey olmamış gibi işlerine devam etmelerinin, kendilerine şiddet uygulayan hastalara da etik ve ahlaki kurallar çerçevesinde yaklaşmaları gerektiğinin bilincinde olmalıdırlar. mevzu, kolun kırılıp da, yenin içinde kalması olarak görülmemeli, mevzu kabul etmek gerekirse üstün bir vasıf olarak değerlendirilmelidir (verdiğim örnekteki asistan doktoru takdir etmedim değil).
    sorunun çözümü standartların yükseltilmesidir. kastedilen çözüm, sadece hekimlerin değil, aynı zamanda hastaların da standartlarının yükseltilmesidir. bir insanın vahşi bir hayvan benzeri bir yapıya kavuşuyor olması sadece o insanın suçu olamaz. bu aynı zamanda, kişinin içerisine sürüklendiği koşulların da suçudur. kaderden öte, karşılaşılan durumların niteliksizliği ve vasıfsızlığı, hasta ve yakınlarını şiddete yöneltebilmektedir.
    benzer bir şekilde, hekimlerin düşük standartlarda çalışıyor olmaları, kendilerine uygulanan şiddete boyunlarını eğiyor olmaları standartların yükseltilmesiyle çözümlenebilir. aynı zamanda hekimlerin idarecileri tarafından korunmaları, bakanlığın, tabip odaları ve sendikalarının, hekimlere yönelik şiddet konusunda artık bilinçli davranmaları gerekmektedir. hiçbir kurum, kendi çalışanını bu kadar yalnız bırakmamalı; görevi hekimlerin sorunlarına ve kaygılarına çözüm getirmek olan sendikalar, odalar ve birlikler bu konuya artık duyarlı yaklaşmalıdır. yani, yükselmesi gereken standart, hastane imkan ve koşullarından başlayarak; hasta, hasta yakını, hekim, bakanlık, sendika oda ve birliklerin bilincine kadar uzanmalıdır.
  • spor müsabakalarında görev alan hakemlere yönelik şiddetten daha ağır ve yoğun değildir.
  • turkiye'nin, yetistirdigi ender sayidaki bilim insanlarina ne yazik ki reva gordugu siddet.
    en carpici orneklerinden biri (bkz: göksel kalaycı)
  • hekimlere kim şiddet uygular?
    -sinirli tipler: bunlar hayattaki ezikliklerini "ben sinirliyim" havasıyla dışarı yansıtmaya meyilli tiplerdir. doktorun kendisi ile ilgilenmediği, yanlış ilaç yazdığı, beklettiği gibi bahanelerle olay çıkarırlar.
    -alkollü tipler: sinirli tiplerin sarhoş versiyonlarıdır. olay çıkarmak için bahaneye ihtiyacı yoktur.
    -hasta yakını tipler: hastasıyla ilgilenilmediği veya zarar verildiği gerekçesiyle hekime saldırırlar. aşiret halinde hastaneye gelenleri en tehlikelileridir.

    hastanede doktorun çalıştığı ortamda olay çıkması veya şiddet görmesi durumunda iki grup eleman olaya müdahale eder:
    -hastane polisi: genellikle sorunlu, işe yaramaz tipler hastaneye verildiğinden telefon edip çağırdığınızda ya gelmez ya da müdahale etmez. zorunlu durumlarda dışarıdan ekip çağırmak daha çok işe yaramaktadır. (155)
    -hastane güvenlik görevlileri: yönetimin tanıdıklarından işe alınmış kişilerdir. şimdiye kadar işe yaradıklarını görmedim. genellikle olaylar bittikten sonra görünmeleriyle tanınmıştırlar. görevlerini ne bilirler ne de yaparlar.
    doktorlar bu güvensiz ortamda çalışarak ellerinden geleni yapmaktadırlar. hastanede şiddet olayı sözkonusu olduğunda uygulayan kişinin yanına her zaman kar kalmaktadır. şiddet uygulayan hasta veya yakını hiç bir zarar görmez.

    9 ay kadar önce norveç'te olan bir olayı hatırlayalım.
    http://www.sabah.com.tr/…ecte_turke_polis_iskencesi
    annesi kalp krizi geçiren türk vatandaş (sinirli tipler + hasta yakını tipler) ambulans çağırmış. muhtemelen 5 dakika sonra tekrar aramış çağrı merkezindeki kişilere küfür ve tehdit etmiş (bu son cümle benim tahminim) merkez ambulansı bekletip polisi yollamış. polis sinirli hasta yakınına müdahale ederken hasta kaybedilmiş. gavur ellerinde bizimki gibi davranınca zarar görüyorsun. türkiye'de hiçbir şey olmuyor.

    bir de benim başımdan geçen bir olayı anlatayım. bir gün ameliyathanede ameliyat yapıyorum. anestezi teknisyenlerinden biri koşarak ön kapıdan girdi arka kapıdan çıktı. anormal bir şeyler oluyordu ama anlamadım. personeli yolladım baksın diye. "hocam bir hasta elinde bıçak ameliyathaneye dalmış" dedi. adam üstü başı ayakkabısı ile ameliyathaneye girmiş elinde bıçak ortalığı karıştırıyor, bağırışlar geliyor. hastane polisini arattım, gelip adamı almışlar. bir süre sonra gelen bilgilerden bıçaklı kişinin bir sonra ameliyata alacağım hasta olduğunu öğrendim. beklemekten sıkılmış, benim ameliyatım niye olmuyor deyip sinirlenmiş, elinde bıçak ameliyathaneye dalmış.
    ameliyat bitti çıktım. hastanın dayısı bana geldi. bu arada polisler adamı bırakmış bile. dayı "çocuk bir cahillik etmiş kusura bakmayın doktor bey. yeğenimi ne zaman ameliyata alacaksınız?" diye soruyor. bu insanlar bu kadar da yüzsüz. kendisini kesinlikle ameliyat etmeyeceğimi söyleyip yolladım. daha sonra malatya'da ameliyat olduğunu öğrendim. bıçakla amelitayhaneye dalan adamın ne zararı oldu? hiç! sadece o gün ve o hastanede ameliyatı olmadı. ama adli bir kovuşturma filan geçirmedi.
  • hemen hemen her gün bir yenisi yaşanan hekimlere yönelik siddete karşı istanbul tabip odasının basın açıklaması;

    en son 11.11.2010 tarihinde dr. lütfi kırdar kartal eğitim ve araştırma hastanesinde görevli 3 asistan doktora yapılan saldırı sonrası yapılmış.

    http://www.istabip.org.tr/…almamz-m-bekleniyor.html
  • yine kartal eğitim ve araştırma hastanesinde, bu sefer beyin cerrahisi servisinde bir doktor ve iki hemşire hasta yakınları tarafından darp edilmişler. saldırıya uğrayan doktorun göz tabanındaki kemikler kırıldığı için tedavisi devam ediyormuş.

    http://www.haberturk.com/…or-ve-hemsirelere-saldiri

    (bkz: türkiye'de doktor olmak)

    (bkz: türkiye'de yaşamaktan nefret etme sebepleri)
  • ülkemizde son yıllarda görülen hükümetin belli meslek guruplarını yıpratıp halkın gözünde küçük düşürme bunun yarattığı ortamdan istifade o meslek guruplarının özlük hakları ve ücretleri ile rahatça oynama politikasının bir yansımasıdır. sağlık personeli bu durumda adliye çalışanları keza. sırada öğretmenler var galiba...
  • mevcut sağlık sistemi ve bu tip eylemleri hala savunabilen sivrizekalılar var oldukça malesef bitmez bu konuda haberler.
  • son yıllarda buna benzer olayların çoğalışını üzülerek görüyorum, duyuyorum, izliyorum.

    eskiden doktora karşı olan bir saygı vardı. el pençe divan olmak da doğru değil belki ama minnet duygusundan bahsetmek istiyorum. bu ikisi farklı uçtalar zira. son 5 yılda ise hastanelerde olan biten hasta üzerinden dönüyor. demiyorum ki doktorlar haklıdır, her şeyi yapsınlar. hasta hakları kurumu'nun oluşturulması olumlu bir gelişmeydi lakin sizce bunu yerinde kullanabilen kaç hasta var? kaç hasta, anlık siniriyle o kapıya dayanmıyor, olayın tıbbi boyutu hakkında hiçbir fikri olmaksızın doktoru acımasızca şikayet ediyor? yapılan şikayetler tabi ki değerli, göz önünde bulundurulmalı. ama yok yere, cahillikten, doktordan öç alma düşüncesiyle de yapılan şikayetler olduğundan da bahsediyorum ben.

    bir doktor artık nöbetinde güvende hissetmiyorsa kendisini, gecenin bir yarısı hasta sahibi odasına dalıp onu dövebiliyorsa, verdiği hizmet ne kadar içten olabilir? o meslek ne kadar sevilerek yapılabilir?

    kadın bir doktorun, hasta yakınına "beyfendi sakızını çıkarır mısınız, bu şekilde dikkatim dağılıyor" dediği için ondan tüm ailesine yetecek kadar küfür işitmeyi ne kadar hak ediyor? o an, o kadının ellerinde senin çocuğun var be adam, bu kadar mı minnet duygun?!

    bir şekilde kişiliği, egosu, kafası gelişmemiş insanların, hep gıptayla baktıkları meslek olan doktorluğa bok yapıştırmaları için uygun bir fırsat olarak da kullanıldığını düşünüyorum hasta hakları kurumunun. ve sonra şunu anımsıyorum: hekim hakları kurumu diye bir şey yok. hekim hakkı diye bir şey yok. insanlar neden doktorları sevmiyor, son yıllarda neden böylesi olaylar daha sık yaşandı diye soruyorum. ama bu ülkenin yöneticileri seviyor mu ki doktorları da halkı sevsin?
  • "ağrı'nın patnos ilçesinde kadın doğum uzmanı dr. recep çağdaş aslan'ın dışarıda beklemesini söylediği hasta kadının kocası tarafından burnu kırıldı. "

    http://www.cnnturk.com/…u.kirdi/596447.0/index.html

    http://www.medimagazin.com.tr/…irdi-2-12-30864.html